خبر وتعليق   شهادة المفتش العام الأمريكي المكلف بإعادة إعمار أفغانستان ضد الإنفاق الزائد للغزاة!   (مترجم)
August 09, 2014

خبر وتعليق شهادة المفتش العام الأمريكي المكلف بإعادة إعمار أفغانستان ضد الإنفاق الزائد للغزاة! (مترجم)

الخبر:


أظهر تقرير نشره المفتش العام الأمريكي المكلف بإعادة إعمار أفغانستان مؤخرا بأن الولايات المتحدة أنفقت في جهود إعادة الإعمار في أفغانستان أكثر مما أُنفق على خطة مارشال، التي أعادت الحياة إلى أوروبا بعد الحرب العالمية الثانية.


ووفقا للمفتش العام الأمريكي المكلف بإعادة إعمار أفغانستان فإن اعتمادات الكونغرس لإعادة الإعمار في أفغانستان وصلت إلى 104 مليار دولار بحسب سعر الصرف الحالي للدولار، بالمقابل فإن خطة مارشال أنفقت 103 مليار دولار بحسب السعر الحالي للدولار لـ16 بلدا أوروبيا بين عامي 1948 و1952. إلا أن وزارة الاقتصاد الأفغانية نفت المبالغ المذكورة في التقرير وقالت بأن ما أعطي لأفغانستان هو فقط 73 ملياراً، 18٪ منها فقط تم إنفاقه على أيدي الحكومة الأفغانية.



التعليق:


على الرغم من أن الصليبيين أنفقوا 62 مليار دولار لتعزيز الديمقراطية فقط في أفغانستان باستخدام طائرات بي-52 والمروحيات والدبابات وتجهيز الوكالات الأمنية الأفغانية، إلا أنهم لم يتمكنوا لغاية الآن من التأثير على مجرمي الشوارع ناهيك عن التعامل مع "الإرهابيين". وعلى الرغم من حصول تلك الوكالات الأمنية والعسكريين على التدريب وتزويدهم بجميع أنواع المعدات، إلا أنهم لا زالوا لا يثقون بالديمقراطية وقيمها. ورغم كل هذه الأموال والجهود، فإن أفغانستان صنفت، للمرة الأولى في التاريخ، الأولى من بين الدول الأكثر فسادا في العالم.


لقد فشلت الحكومة الأفغانية حتى الآن، في تقديم أي مشروع يمكن أن يلعب دورا بارزا في ازدهار شعبها أو يحظى بأي أهمية استراتيجية. فإن إنشاء الطرق الواسعة المعدة بشكل جيد لم يكن لعامة الناس، بل كانت لتسهيل حركة القوات الصليبية ولخدماتها اللوجستية، بحيث يتم تأمينها من هجمات المجاهدين حتى تتنقل بأمان. ومع ذلك فإن تلك الطرق على وشك الدمار في معظم المناطق، والحكومة ليس لديها خطة إستراتيجية ولا أية ميزانية لإصلاحها. وبالتالي، يمكن أن يكون هذا مجرد ادعاء ولكن ليس هناك أي شيء ملموس في الواقع.


بالرغم من الإنفاق الضخم، والحرب والقتل وغيرها من الجرائم التي لا تعد ولا تحصى فإن الديمقراطية لم تلقَ قبولا من الشعب الأفغاني، فالانتخابات الرئاسية الأخيرة هي شهادة واضحة على ذلك؛ ذلك أن ثلاثة ملايين فقط أدلوا بأصواتهم ولم يكن ذلك بسبب إيمانهم بالديمقراطية وبأن أصواتهم ستجلب التغيير، وإنما صوتوا بناء على انتماءاتهم العرقية، واللغوية والقبلية والولاء لبعض القيادات. وأما بالنسبة للـ 4-5 ملايين صوت الأخرى فهي كما نعلم جميعا أصوات وهمية تمت بالتعاون بين المنظمات الحكومية ومفوضية الانتخابات والمراقبين الذين تم تعيينهم من قبل المرشحين، وهذا النزاع لم يتم حله لغاية الآن رغم تدخل الولايات المتحدة وجون كيري.


في الوقت نفسه، وفي داخل أمريكا نفسها، فإن النخبة الحاكمة تحذر وتخوف شعبها من أزمات اقتصادية حادة في المستقبل القريب، وأنه بسبب هذه الأزمات فإن أمريكا قد تواجه ظروفاً أسوأ مما حصل في إسبانيا واليونان. وفيما يتعلق بهذا الأمر قال دونالد ترامب في مقابلة أجرتها معه مؤخرا فوكس نيوز في برنامج "أون ذي ريكورد" إن أمريكا لم تعد تعتبر من الدول الغنية. وأضاف أيضا أنه عندما تكون الدولة فقيرة فإنها تلجأ إلى الاقتراض، ونحن نحصل على القروض من الصين وغيرها من البلدان. لقد وصلت ديوننا الآن إلى 16 تريليون وقريبا جدا سوف تتجاوز أكثر من هذا. ولم يكتف بوصف ديون أمريكا التي وصلت إلى عنان السماء، بل تطرق أيضا إلى الوضع المزري للبطالة فقال إنها في الحقيقة 15% وليس 8.2%، وأشار إلى أن بعض الخبراء يعتقدون بأنها وصلت إلى 21%.


وأخيرا، هذا هو المبدأ الرأسمالي، المبدأ الذي وضعه البشر بعقولهم المحدودة. وهذا هو السبب في أننا نرى النخب الحاكمة تقوم بخلق المشاكل لبقية الناس من أجل الحصول على مصالحهم الخاصة، وفي الوقت نفسه نراهم يحذرون شعوبهم من المستقبل المظلم وذلك لتبرير غزوهم الوحشي، واستعمارهم لدول أخرى من أجل نهبها وسلب مواردها تحت ستار الحرية والديمقراطية، ويخفون جرائمهم وراء الشعارات الرنانة. ومع ذلك فإن اليوم الذي سيشهد فيه العالم قيام نظام الخلافة الراشدة ليس ببعيد، النظام الذي أنزله الله الخالق سبحانه وتعالى، والذي لن يخرج الأمة الإسلامية فقط من هذه الفوضى السياسية والاقتصادية والاجتماعية بل إنه سوف يحرر البشرية جمعاء من وحشية وضراوة الواقع الذي تعيش فيه. وسيتم ذلك بتطبيق أحكام الله سبحانه وتعالى ورسوله صلى الله عليه وسلم، من خلال إعادة الخلافة الإسلامية.


وسوف يكون ذلك اليوم يوم الندم والعار لأولئك الذين يرفضون دعوة الله سبحانه وتعالى ورسوله صلى الله عليه وسلم، كما قال الله سبحانه وتعالى في القرآن الكريم: ﴿إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ﴾.



كتب لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
سيف الله مستنير - كابول - ولاية أفغانستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı