الخبر: تفجير بحزام ناسف في أحد مساجد القطيف واستشهاد عدد من المصلين (الحياة 2015/5/22) التعليق: لقد حرم الإسلام قتل النفس المعصومة أشد تحريم، قال تعالى: ﴿وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ﴾ [الأنعام: 151] وقال رسوله عليه الصلاة والسلام: «أكْبَرُ الْكَبَائِرِ الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَقَتْلُ النَّفْسِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ، وَقَوْلُ الزُّورِ، أَوْ قَالَ: وَشَهَادَةُ الزُّورِ» رواه البخاري، ولقد علمنا الإسلام أنه يحرم قتل الكفار إلا في ساحة الحرب أو في حد من حدود الله، وأن قتل الكفار الآمنين في معابدهم محرم لطالما نهى عنه رسول الله وخلفاؤه الفقِهون من بعده، فإذا كان هذا الحال في الكفار، فكيف هو إذن بمن يقتل مسلما يشهد لله بالوحدانية ولمحمد عليه الصلاة والسلام بالرسالة، وكيف هو الحال إذن بمن يقتل المسلمين في بيت من بيوت الله وهم يؤدون فرضا من فروض الله وشعيرة من شعائر دينه. هذا وإن النظام السعودي هو سبب رئيس من أسباب هذه الجرائم، ولقد كان له أكثر من مساهمة في مثل هذه الجريمة، أولها تآمره على دولة الخلافة وإعانته للكفار على هدمها الأمر الذي فتح الباب لكل مآسي المسلمين بعدها منذ ذلك اليوم وحتى يومنا هذا، وآخرها غير الأخير تآمره على قتل المسلمين في اليمن، مرورا بفتحه بلاد الحرمين على مصراعيها لأعداء الإسلام الأمريكان والإنجليز يعيثون فيها فسادا كما شاؤوا، فيعلنون الحرب على المسلمين متى شاؤوا ويعلنون التفاوض على اقتسام ثروات المسلمين متى شاؤوا، ومرورا بمحاربتهم لكل من يدعو لتوحيد المسلمين في دولة خلافة حقيقية تقيم فيهم شرع الله، ومرورا بفضائيات أنفقوا عليها المليارات لتبث الفتنة الطائفية عدا عن الفتن الأخلاقية في بلاد المسلمين، ومرورا بقواعد عسكرية أمريكية انطلقت منها حمم الموت على أبناء العراق وغيره، ومرورا بشركات أمريكية وبريطانية تأكل الأخضر واليابس من خيرات بلاد المسلمين، ومرورا بقوانين وضعوها للتفريق بين المسلمين، وغيرها وغيرها من الخيانات والجرائم في حق المسلمين والتي كان لا بد أن تشكل ردود فعل تجاه خيانتهم وعمالتهم.. وليتق الله مشايخ هذه البلاد، الذين وظفوا أنفسهم للإفتاء بما يريده آل سعود، فهم يفتون بوجوب القتل عندما يؤمرون وبحرمته عندما يؤمرون، وليعلموا أن فتاواهم كانت لها هي الأخرى أكثر من مساهمة في مثل هذه الجريمة، أولاها عندما شرعنوا أنظمة العمالة والخيانة التي قامت على أشلاء دولة الخلافة وألبسوها لباس ولي الأمر الذي يحرم التنفس في وجهه، وثانيها عندما سكتوا عن إقامة الخلافة الحقة ومبايعة ولي الأمر الحقيقي الذي يحكم المسلمين جميعا بشرع الله، وآخرها عندما أباحوا قتل المسلمين الشيعة في اليمن، مرورا بفتاوى الفتنة التي يطلقونها ليل نهار على فضائياتهم ووسائل تواصلهم، وغيرها من الفتاوى التضليلية والمواقف التخاذلية، والتي كان لا بد لها هي الأخرى من ردود فعل سواء ممن تشبع بأفكارهم الفاسدة أو ممن انحرف عن النهج القويم كرد فعل لما رأى من فسادهم، والغريب هنا أن منهم من يبيح القتل في بلد ما ويعتبره جهادا، ثم يستنكره في بلد آخر ويعتبر القتلى منهم شهداء، أوَما علم أن فتاواه كانت السبب في مثل هذه الجرائم التي يستنكرها، أوَما علم أن قتل المسلم بغير حق حرام في دين الله في كل مكان وزمان، فحسبنا الله ونعم الوكيل.. إن هذا التفجير جريمة كبرى لا يقوم بها مسلم يفقه دينا أو يملك عقلا، ويكفي صاحبها ما جاءه في كتاب الله ﴿وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا﴾، وإن نظام آل سعود والمشايخ الذي يفتونه في جرائمه وعمالته لشركاء في وزر هذه الجريمة، وإنه لن يوقف مثل هذه الجرائم إلا دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي تحمي المسلمين جميعا، وتطبق عليهم جميعا أحكام الإسلام الحق وتوجه سهامها تجاه الكيان الصهيوني ونحو من يحتل أراضيها وينتهك حرماتها وينهب خيراتها، وتوظف قواها لنشر الإسلام في ربوع العالم بدلا من قتل المسلمين والمسالمين، ونحن إذ نتذكر في هذه الأيام ذكرى هدمها الأليمة وما ترتب عليه من جرائم يومية في بلاد المسلمين وأنفسهم حتى يومنا هذا، لنسأل الله أن تكون عودتها المظفرة قريبةً بإذن الله، و﴿لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ﴾.. كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرمحمد بن إبراهيم - بلاد الحرمين الشريفين
خبر وتعليق تفجير القطيف جريمة نكراء لا يقترفها مسلم ويطال وزرها نظام العمالة وفتاوى الفتنة
More from Haber ve Yorum
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
(Tercüme)
Haber:
Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).
Yorum:
Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.
Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.
Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.
Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.
Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.
Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.
Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:
Muhammed Emin Yıldırım
Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır
Haber:
Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.
Yorum:
Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.
En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.
Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!
Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!
Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!
Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.
Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Dr. Muhammed Caber
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı