August 04, 2010

خبر وتعليق - تموز شهر حافل في السياسة الباكستانية

كان شهر تموز حافلاً بالأحداث السياسة في باكستان، بدءاً بانفجار قنبلة في داربار ومروراً باجتماع وزيري خارجية باكستان والهند ثم زيارة هيلاري كلينتون لباكستان وأفغانستان.
فبعد انقضاء شهر حزيران الذي سلم الناس فيه نسبياً من أي هجوم انتحاري أو انفجار لقنبلة موقوتة، وما أن كان الأول من تموز حتى شهدت البلاد واحداً من أعنف التفجيرات في تاريخ لاهور. وكان الرقم الحقيقي للقتلى والجرحى أعلى مما أُعلن عنه رسمياً وهو 75 قتيلاً و 200 جريح. وكانت هذه العملية بداية لحملة مدروسة تضمنت الاعتقالات في البنجاب حيث كان الكثير يتوقعون ذلك لبعض الوقت. وكان رحيل الجنرال ماكريستال وتنصيب ديفيد بترايوس قد أجبر الولايات المتحدة على تجميد العملية الجديدة في المناطق القبلية. لذلك قامت بشيء جديد في البنجاب. وقبل يوم واحد فقط من الانفجار اجتمع المسئولون في الحكومة الإقليمية العليا برئاسة شهباز شريف، رئيس وزراء ولاية البنجاب لمناقشة استراتيجيات، للحد من نشاط "المسلحين والمحظورين" في ولاية البنجاب. وقد كان انفجار القنبلة في الوقت المناسب لمثل ذلك الاجتماع للبدء بهذه العملية التي لا تحظى بشعبية.
إنّ أهداف الولايات المتحدة في باكستان تشمل القضاء على جميع الفصائل التي يمكن أن تشكل مقاومة للهيمنة الأمريكية، سواء كانت متشددة أو غير ذلك. فهذا هو السبب في أنها بدأت حرب شاملة ضد سكان المناطق القبلية الذين عُرف عنهم حملهم للسلاح والقتال الشرس، فهم يحبون الإسلام وعلى استعداد دائم للقتال من أجل الإسلام. وبعد عمليات القتل الجماعي للناس في المناطق القبلية تحول تركيز الولايات المتحدة نحو الجماعات الجهادية والأحزاب السياسية غير العنيفة مثل حزب التحرير الذي لديه القدرة على تعبئة الناس ضد الهيمنة الأمريكية في ولاية البنجاب. وقد تمكنت الولايات المتحدة من زيادة الانقسام الطائفي إلى حد ما، من خلال بعض العلماء ومشايخ مدرسة البرلفي، فهم يأملون أن يؤدي هذا إلى بناء رأي عام بين المدرسة الفكرية (الحنفية والممزوجة بالصوفية) لصالح هذه العمليات والاعتقالات. وقد تم اعتقال أحد أعضاء حزب التحرير في لاهور في سياق هذه العمليات.
الحدث الآخر الكبير الذي حصل في تموز، وكان موضع نقاش هو لقاء وزيري خارجية الهند وباكستان وقد كانت باكستان في حاجة ماسة لأي تقارب من أي نوع، إلا أنّ فصيل داخل الحكومة الهندية موالٍ لبريطانيا عكر صفو اللقاء، حيث تمكن ذلك الفصيل من إفساد ما كانت الولايات المتحدة تدعمه.
والحدث السياسي الثالث الذي حصل خلال شهر تموز وهو الأكثر أهمية هو زيارة هيلاري لباكستان. حيث كانت الزيارة لمتابعة الحوار الاستراتيجي الذي بدأته الولايات المتحدة للتستر على مخططاتها للتحكم بباكستان عن قرب. فقد تعلمت الولايات المتحدة على مدار سنوات من الخبرة أن حكام باكستان غير أكفاء وغير مؤهلين للحكم في باكستان. وحتى إذا كانوا يريدون تنفيذ تعليمات الولايات المتحدة بإخلاص فإنّهم لا يستطيعون القيام بذلك بسبب عدم قدرتهم المطلقة. ومن هنا أخذت الولايات المتحدة على عاتقها التعامل مباشرة مع البيروقراطية في باكستان وإدارة الأمور بصورة مباشرة من خلال رجالها. فالولايات المتحدة الآن تدير مباشرة شؤون حوالي 13 قطاعا، وهي الزراعة والاتصالات والدبلوماسية العامة، والدفاع والاقتصاد والتمويل، والتعليم، والطاقة، والصحة، وتطبيق قانون مكافحة الإرهاب، والأسواق، والعلم والتكنولوجيا والأمن والاستقرار الاستراتيجي وعدم الانتشار، والمياه، وتطوير المرأة.
وهكذا فإنّ الولايات المتحدة تعمل على إفساد شبابنا تحت ستار "التعليم" ، وفرض القيم الغربية تحت ستار " تطوير المرأة" ، والتجسس علينا تحت اسم "تطبيق القانون" ومكافحة الإرهاب، وعلمنة قواتنا العسكرية تحت ذريعة "الدفاع"، وبث الدعاية المسمومة وهم يرتدون عباءة جميلة من "الدبلوماسية العامة"، وأخيراً وليس آخراً استنشاق أسرارنا النووية تحت ستار "حظر الانتشار النووي". لا شك في أنّ "الحوار الاستراتيجي" ليس سوى "استسلام استراتيجي". فهيلاري لم تحصل فقط على تقرير عن كل هذه القطاعات للتأكد من أن كل شيء يعمل وفقا للخطة بل هي أيضا لم تنس أن تهدد شعب باكستان بأنّه ينبغي عليه أن يكون على استعداد لعواقب وخيمة إذا هاجم أي عنصر من المجاهدين الولايات المتحدة وتمكن من الرجوع إلى باكستان، كما ذكرت أيضا بأنّ أسامة بن لادن في باكستان. كل هذا الضغط كي لا يفكر أحد في ترك هذه الحرب الأميركية على الإرهاب. كما أيدت تمديد مدة قائد الجيش الحالي سنتين، وهو الأمر الذي نفته لاحقا من خلال سفارة الولايات المتحدة لأسباب واضحة.
من هنا يتبين أنّ الولايات المتحدة تركز بشكل كبير على باكستان، وهذا يكشف عن مدى قلقها الكبير إزاء تزايد العداء لأميركا، وكذلك التأثير على المجتمع الباكستاني تجاه الإسلام الذي يسمونه ب "المتطرف".
وعلى كل حال، فإنّ أمريكا تواجه الهزيمة على غرار معركة المرجة، وكذلك في جبهة الرأي العام في الشارع الباكستاني. كما أنفضح عملاء أمريكا الواحد تلو الأخر وهي تجد الآن صعوبة في إدارة دولة كبيرة مثل باكستان التي لديها جميع المتطلبات الأساسية لتصبح دولة إسلامية قوية، الخلافة. والأمر متروك لأهل القوة في باكستان ليدكوا الولايات المتحدة، العجوز الشمطاء في الغرب وهي على فراش موتها. وكل ما عليهم القيام به هو إعطاء النصرة لإقامة الخلافة وعندئذ فقط سيُمحى اسم أميركا من كتب التاريخ بإذن الله.
نفيد بوت 
الناطق الرسمي لحزب التحرير في باكستان 

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı