خبر وتعليق   تقييم الناحية الأمنية المبالغ فيه يرجّح غزوا غربيا آخر لبلاد المسلمين   (مترجم)
September 08, 2014

خبر وتعليق تقييم الناحية الأمنية المبالغ فيه يرجّح غزوا غربيا آخر لبلاد المسلمين (مترجم)


الخبر:


في وقت سابق من هذا الأسبوع، أصدر رئيس الوزراء البريطاني ديفيد كاميرون تحذيرا خطيرا، ذكر فيه أن بريطانيا تواجه أكبر تهديد ضدها، وقال: "ما نواجهه الآن في العراق مع الدولة الإسلامية هو أكبر تهديد لأمننا، ولم نواجه مثله من قبل"، وأضاف: "إن لم نتحرك لوقف هذه الحركة الهمجية الإرهابية الخطيرة، فإنها سوف تنمو حتى تتمكن من استهدافنا في شوارع بريطانيا". وتزامن التحذير مع رفع مستوى التهديد في المملكة المتحدة إلى أقصى مستوى له، وهذا يعني احتمالا مرجحا لوقوع هجوم إرهابي.


كما ذهب كاميرون كذلك مع تقييمه لتهديد جماعة الدولة الإسلامية في العراق والشام إلى تحذير الزعماء الأوروبيين، فقال: "إننا سنواجه مع تصميم الحركة على التوسع إلى الأردن ولبنان وصولا إلى الحدود التركية دولةً إرهابية على شواطئ البحر المتوسط والمتاخمة لأحد أعضاء حلف شمال الأطلسي". ولذلك فإن السؤال الذي يطرح نفسه هو: هل هذا ذعر حقيقي أم أن هناك دوافع خفية وراء تصريحات كاميرون؟

التعليق:


كاميرون ليس وحده في تقييمه لخطر حركة الدولة الإسلامية في العراق والشام، ففي أمريكا مثلا، بعض المسئولين الحكوميين، فضلا عن نسبة متزايدة من الجمهور، ينظرون إلى الحركة بأنها مبعث تهديد حقيقي. فقد قالت ديان فينشتاين (السيناتور بالحزب الديمقراطي): "إن هذه المجموعة من الناس تشكل خطرا غير عادي"، وقال مايك روجرز (رئيس لجنة الاستخبارات في مجلس النواب): "إن الحركة تحبذ الضربات الغربية ضدها لتثبت أنها الجماعة الجهادية الرائدة في العالم".


ووفقا لتقرير مركز "بيو" للأبحاث الذي صدر مؤخرا عن تصور الجمهور الأمريكي للحركة، فإن الأمريكيين يشعرون بأنهم مهددون من قبل جماعة جهادية غامضة. وجاء في التقرير: "بعد قطع رأس الصحفي الأمريكي جيمس فولي، فإن ثلثي الجمهور (67%) يعتبرون الحركة تهديدا كبيرا للولايات المتحدة"، وذكر التقرير أن 91% من حزب الشاي الجمهوريين، و65% من الديمقراطيين، و63% من المستقلين قد وصفوا الحركة بأنها "تهديد كبير". وجاء في التقرير أيضا: "لقد تم طرح سؤال على نصف العينة المستطلع رأيها حول الحركة، وسؤال النصف الآخر عن التهديد الأوسع من الجماعات الإسلامية المتطرفة مثل القاعدة، والتي سجلت قلقا مماثلا، حيث ظهر أن تلك الجماعات تشكل خطرا كبيرا لـ71% من أفراد العينة، وخطرا طفيفا لـ19% منهم، ولا تشكل تهديدا لـ6% منهم".


ومع ذلك، فإن هناك عددا من محللي الاستخبارات يشككون في خطورة التهديد الذي تشكله الحركة، فقد قال ماثيو ج. أولسن (مدير المركز القومي لمكافحة الإرهاب في معهد بروكينغز): "إن خطر حركة الدولة الإسلامية في العراق والشام ليس حقيقيا، فالحركة ليست كالقاعدة فيما قبل 11/9، حيث لا يوجد لديها خلايا عاملة في أوروبا وجنوب شرق آسيا والولايات المتحدة". ولذلك فإن تقييم السيد أولسن للمنظمة على النقيض من تقييم أكثر المسئولين الأمريكيين الآخرين، فتقييم أولسن ينسجم جيداً مع وجهة نظر أوباما في حزيران 2014م، عندما اعترف بأن الحركة قد أصبحت أكثر قوة في "بعض الأماكن"، وقال حينها: "... ونحن أيضا أفضل بكثير في حماية أنفسنا"، وقد قلل من أهمية فكرة أن مكاسب الحركة في العراق تعني أن الولايات المتحدة في خطر أكبر.


إن ما يسخر من الرئيس الأمريكي والبريطاني حول الخطر الداهم الذي تشكله الحركة، هو أن الدولة الروسية الصاعدة، المجهزة تجهيزا جيدا بالأسلحة النووية، هي أكثر تصميما لاتخاذ موقف ضد تدخل الغرب المستمر في أوكرانيا، فلدى روسيا الدوافع والوسائل التي تمكنها حقا من إيذاء الغرب، في حين أن كل ما لدى حركة الدولة الإسلامية في العراق والشام هو طموحات فقط. وقد أشار فلاديمير بوتين الأسبوع الماضي إلى ترسانة روسيا النووية وحذر الغرب منها حين قال: "ليس من الحكمة العبث معنا في أوكرانيا".


إنّ المناسبة الوحيدة التي تم استخدام مثل هذه اللغة العدوانية بشأنها من قبل بريطانيا وأمريكا كانت عندما أرادتا غزو أفغانستان والعراق، وها هو الآن يجري استخدام الخطاب نفسه لتبرير الغزو بقيادة أمريكا على بلد مسلم آخر، ويبدو أن سوريا وأجزاء من العراق ستكون الهدف هذه المرة.


وكالعادة، وبمساعدة الحكام العملاء الفاسدين للغرب في غزوه الصليبي للعالم الإسلامي، الذين لا يدخرون جهدا في توفير الدعم لأمريكا وبريطانيا من خلال توفير الذرائع اللازمة للتدخل، فقد قال الملك عبد الله (ملك المملكة العربية السعودية) عن تنظيم الدولة الإسلامية في العراق والشام: "إذا أُهملت، فإننا على يقين بأنها بعد شهر ستصل إلى أوروبا، وبعد شهر آخر إلى أمريكا، فالإرهاب لا يعرف الحدود، وخطره يمكن أن يؤثر على عدة بلدان خارج منطقة الشرق الأوسط".


إنه إذا لم يوفر الحكام العملاء المجال الجوي، والممرات المائية، والقواعد الجوية، والاستخبارات، والمال، فإن الغرب لن يكون قادرا على غزو بلاد المسلمين، وحتى عندما غزا الغرب - بمساعدة وتحريض من الحكام العملاء - فقد لحقت به الهزيمة من أبناء الأمة الشجعان في العراق وأفغانستان.


إن المطلوب من العالم الإسلامي هو تحصين نفسه ضد فيروس التدخلات الأجنبية في بلاد المسلمين، وهذا لا يمكن تحقيقه إلا من خلال إعادة إقامة الخلافة الراشدة، فهي علاوة على أنها ستقطع يد أية قوة أجنبية تجرؤ على التدخل في شئون الأمة، فإنها ستستخدم الحنكة السياسية لجعل القوى الاستعمارية الكافرة تقاتل بعضها البعض مما يجعلها ضعيفة وغير فعالة ضد دولة الخلافة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أبو هاشم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı