November 08, 2014

خبر وتعليق تركيا تتعلق بحبال أمريكا للخروج من المأزق (تثق بمن ليس أهلا للثقة "أمريكا") (مترجم)


الخبر:


جاء في صحيفة يني شفق التركية بتاريخ 2014/11/3م ما يلي: "مشيرا إلى كشف لعبة أولئك الذين يحاولون إقحام تركيا في الحرب، قال رئيس الوزراء التركي أحمد داوود أوغلو "نحن لن نخوض الحرب، لكننا لن نبقى خارج اللعبة". "إنهم (الغرب) يريدون إقحامنا في حرب تحت ذريعة التصدي لـ "تنظيم الدولة"، لكننا لن نقحم جيشنا في الحرب وذلك من خلال تأمين دخول البشمركة"."


التعليق:


بدعم من وسائل الإعلام المحلية والدولية، تحولت أحداث كوباني إلى رمز شهير. ومن ثَمَّ استخدم هذا الرمز مطية يتلاعبون من خلالها بأفهام الناس وتصوراتهم للأمور. فبعد أن كان ما يجري في سوريا هو مقاومة مشروعة أصبح يُسمى حربا أهلية، وبعد أن كانت الحرب ضد نظام وحشي مجرم أصبحت اليوم ضد "تنظيم الدولة". ويكأن سوريا ليست إلا كوباني فحسب! والمتابع يرى كل صحيفة، بل كل تلفاز أو حتى كاتب يفتتح كلامه إما بـ"تنظيم الدولة" أو بـ"كوباني". لهذا نرى جموعا من حزب العمال الكردستاني ترحب بالقنابل الأمريكية الملقاة على رؤوس المسلمين بعبارة "بيجي أوباما" أي "يعيش أوباما" "تعيش أمريكا"!


وإن أولئك الذين سعوا سابقا لتشويه صورة الثورة السورية مدعين بأنها "مدعومة أمريكيا" ها هم اليوم يصفقون ويهللون للتدخل الأمريكي بقولهم "ماذا عساهم أن يقولوا غير يعيش أوباما". ومن جديد ها نحن نرى هذه العصابة الحاقدة تمنح نفسها حق ممارسة جميع الأعمال الوحشية ضد الإسلام، ورموزه ومعتنقيه المسلمين الأتقياء مستغلين قضية كوباني. تماما كما تحارب أمريكا حاليا الإسلام والمسلمين تحت ذريعة "تنظيم الدولة"، فها هم المتعاطفون مع حزب العمال الكردستاني يبررون قتل المسلمين تحت ذريعة كوباني.


بعد أن أعرب بعض البرلمانيين عن انزعاجهم إزاء السماح بانتقال البشمركة وذلك عقب مشاورات الاجتماع الثالث والعشرين لحزب العدالة والتنمية نهاية الأسبوع الماضي في أفيون قرة حصار، رد رئيس الوزراء التركي أحمد داوود أوغلو "نحن لن نخوض الحرب، لكننا لن نبقى خارج اللعبة".


ومع ذلك، فقد دخلت تركيا الحرب فعليا وذلك عن طريق تمرير هذا الاقتراح، والانضمام إلى التحالف الصليبي، وفتح الممرات وتدريب الجماعات المقاتلة المعتدلة بالتعاون مع أمريكا والسماح لها باستخدام قواعد على الأراضي التركية.


ومن ناحية أخرى، فصحيح أن "تركيا ليست خارج اللعبة". فهذه اللعبة رُسمت في واشنطن وأُمليت على نحو أربعين دولة أدوارها المحددة.


وقد أعربت تركيا في نيويورك من خلال تصويتها ذي الثقل بأنها ستؤدي دورها المرسوم تماما. لقد أزعجت المقاومة السورية دول المنطقة ومعها الغرب إلى درجة جعلت تركيا تبدأ بمساعدة تلك الجماعات التي تسمى بالمنظمات الإرهابية.


ويقول أردوغان بأن "حزب الاتحاد الديمقراطي هو جماعة إرهابية، تماما كحزب العمال الكردستاني" بل وينتقد الدعم الأمريكي بالذخيرة والإنزال الجوي".


ومن ناحية أخرى، فقد فتحت تركيا ممرا يسمح بمرور البشمركة المدججة بالسلاح لمساعدة حزب الاتحاد الديمقراطي. ونتساءل هل ثمَّة فرق بين إنزال جوي للأسلحة وبين تزويدهم بها عبر الأرض؟ إن الفرق الوحيد هو بأن بارزاني هو المطالب بتولي القيادة لا حزب الاتحاد الديمقراطي.


ويوضح البيان الصادر عن النظام السوري حول دخول البشمركة الأراضي السورية حجم المؤامرة الدولية. يقول وزير المصالحة الوطنية السوري علي حيدر: "إننا نؤيد كل خطة تتخذ لتدمير "تنظيم الدولة" وتحرك البشمركة خطوة ضرورية للقضاء عليه".


وبالتالي فتصريح رئيس الوزراء بـ"إنهم (الغرب) يريدون إقحامنا في حرب تحت ذريعة التصدي لـ "تنظيم الدولة" ليس إلا كذبة كبيرة. فعلى العكس تماما، فهم لا يريدون للجيش التركي دخول الأراضي التركية ولا بأي شكل من الأشكال. وحول هذا الوضع يقول كيري: "تركيا تشارك في التحالف وفي تقديم مساعدات وأمور أخرى ولكن لا بد أن نوضح أمرا يقينيا، فلا أحد بما في ذلك الأكراد والعراقيين والسوريين وغيرهم من الجماعات يريدون قوات تركية في كوباني". وقد صرح داوود أوغلو بهكذا تصريحات خوفا من ردود الأفعال. لقد كانت النية جعل السماح بدخول البشمركة أمرا مقبولا عبر التلويح بموضوع الجنود.


وعلى العموم، فإن تركيا تتعلق بحبال أمريكا للخروج من مأزقها (معتمدة على وعود كاذبة). وهذه ليست المرة الأولى التي تتعلق بها تركيا بهذه الحبال وعلى ما يبدو لن تكون الأخيرة. فها هي حكومة حزب العدالة والتنمية ومن خلال المشاركة بالتحالف الصليبي الأمريكي ضد الإسلام، تثبت وبشكل واضح أنها لا تختلف مطلقا عن إيران وروسيا. ووفقا للخطة الجديدة المتعلقة بسوريا الجديدة والتي تشارك بها تركيا فقد استبدلت مشكلة "الإرهاب" بمعضلة نظام الأسد الوحشي المستبد.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عثمان يلديز

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı