Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler'deki Konuşması: Laf Kalabalığı!
(Tercüme)
Haber:
Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasında Gazze'de yaşananları soykırım olarak nitelendirdi, Yahudi varlığının her gün çocukları öldürdüğünü vurguladı ve uluslararası sistemi harekete geçmeye çağırdı. Gazze'den fotoğraflar yayınlayarak, "Gazze'de savaş yok; bu bir işgal, yerinden etme ve toplu katliam politikasıdır" dedi.
Ünlü ifadesi "Dünya beşten büyüktür" sözünü yineleyerek, Birleşmiş Milletler'in yapısını eleştirdi ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü ve Amerika ile ilişkilerin güçlendiğini, Türkiye'nin 2026'da örgütün zirvesine ev sahipliği yapacağını duyurdu. Konuşmasının diğer önemli noktaları arasında çevre, yapay zeka, atık azaltımı ve aileye odaklanma yer aldı.
Yorum:
Erdoğan, başta Filistin meselesi olmak üzere birçok küresel soruna dikkat çekti. Ancak sözleri, İslami bir bakış açısıyla, içi boş, gerçeklikten kopuk ve küresel sömürgeci sistemin kısıtlamalarından kurtulamayan sözler olarak kabul ediliyor.
Erdoğan'ın sözleri, özellikle Filistin konusunda duygulara dokunmuş olabilir. Ancak İslami bir bakış açısıyla, bu konuşmanın en büyük kusuru, bu güçlü sözlerin eyleme dönüşmemesidir. Gazze'deki çocuklar açlıktan ölürken ve sektör kapsamlı bir abluka altında ölüm ve yıkım kampına dönüşürken, mazlumların sesi sadece bir sözden ibaret kalıyor.
Birleşmiş Milletler'e yönelik eleştirisi de yüzeyseldi. "Reform" çağrısında bulunulan Birleşmiş Milletler, bizzat zalimler tarafından kurulmuş bir sistemdir. Ümmetin görevi onu yeniden canlandırmak değil, İslam temelli yeni bir dünya düzeni kurmaktır. Erdoğan'ın sık sık tekrarladığı "Dünya beşten büyüktür" ifadesi, beş üyeli Güvenlik Konseyi'ne yönelik bir eleştiri gibi görünüyor. Bu ifade, küresel sistemden nefret eden halklarda olumlu yankı bulsa da, gerçek şu ki Amerika'nın kendisi bile kurduğu İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemden memnun değil ve onu değiştirmeye çalışıyor. Dolayısıyla Erdoğan'ın reform çağrısı, Amerika'nın kendi çıkarlarıyla örtüşüyor.
Dahası, Erdoğan'ın NATO ile ilişkilerin güçlendirilmesini övmesi, Müslümanlar için bir onur değil, bir aşağılamadır. Afganistan'dan Irak'a, Suriye'den Libya'ya milyonlarca Müslümanı öldüren bir örgütle işbirliği yapmak, gurur duyulacak bir şey değil, utanılacak bir şeydir.
"İki devletli çözüm" fikri de sömürgeci bir zihniyetin ürünüdür. Hem Filistin hem de Kıbrıs bağlamında, bu ifade yalnızca Yahudilerin Filistin topraklarındaki varlığının ve Yunanlıların Kıbrıs adasındaki varlığının tanınması anlamına geliyor. Ancak her ikisi de işgalci. Çözüm, bu iki işgali meşrulaştırmak ve tanımak değil, onları sona erdirmektir.
Erdoğan'ın konuşması çarpıcı sözler ve gözlemler içerse de, Gazze'de devam eden soykırımın ortasında Türkiye'nin son iki yıldaki fiili siyasi duruşuyla karşılaştırıldığında hiçbir ağırlığı yok.
Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler'deki konuşmasının ardından Trump ile yaptığı görüşmenin detayları, Türkiye'nin muazzam stratejik konumuna ve büyük güç dinamiklerine rağmen nasıl bir zayıflık durumuna düştüğünü ortaya koyuyor. Amerika ile kapsamı henüz tam olarak açıklanmayan büyük anlaşmalar yapıldı. Bunlar arasında Türkiye'de sivil nükleer tesisler inşa etmek, Türk Hava Yolları'nın Amerika'dan yüzlerce yolcu uçağı, F-35 ve F-16 savaş uçakları, askeri teçhizat satın alması, sıvılaştırılmış doğal gazı Amerikan gemileriyle taşıması ve hatta Türkiye'den bazı nadir toprak minerallerinin Amerika'ya tahsis edilmesi yer alıyor.
Trump'ın Erdoğan'ı girişte karşılaması, üst düzey protokol uygulaması, sandalyesini çekmesi, yanına oturması, iki saatten fazla süren özel bir toplantı yapması ve onu defalarca övmesi sebepsiz değil.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun sözleri anlamlıdır: "Türkiye de dahil olmak üzere diğer tüm ülkeler, bu konulara müdahale etmemiz için bize neredeyse yalvarıyorlar... Sonuçta, buna katılmak için yalvaran liderler var. Arıyorlar ve diyorlar ki: Başkanla beş dakika el sıkışabilir miyiz?".
Dünya liderlerinin çoğu Trump ile beş dakika el sıkışmak için yalvarırken, Erdoğan'ın iki saat süren toplantısı, Türkiye'nin yaptığı muazzam tavizlere ve Amerika'nın bölgesel planlarını uygulamada üstlenmesi beklenen yeni rollere işaret ediyor!
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Radyosu için yazan:
Ramzi Uzayr