خطاب أردوغان للأمم المتحدة يهز وسائل الإعلام الإلكترونية (مترجم)
خطاب أردوغان للأمم المتحدة يهز وسائل الإعلام الإلكترونية (مترجم)

الخبر: أدى الرئيس التركي رجب طيب أردوغان خطابًا مذهلاً في نيويورك خلال الدورة الـ71 للجمعية العامة للأمم المتحدة، والذي أصبح موضوعًا رائجًا على تويتر تحت هاشتاج #ErdoganVoiceofTheOppressed.

0:00 0:00
Speed:
September 23, 2016

خطاب أردوغان للأمم المتحدة يهز وسائل الإعلام الإلكترونية (مترجم)

خطاب أردوغان للأمم المتحدة يهز وسائل الإعلام الإلكترونية

(مترجم)

الخبر:

أدى الرئيس التركي رجب طيب أردوغان خطابًا مذهلاً في نيويورك خلال الدورة الـ71 للجمعية العامة للأمم المتحدة، والذي أصبح موضوعًا رائجًا على تويتر تحت هاشتاج #ErdoganVoiceofTheOppressed.

حيث تطرق لمواضيع الحرب في سوريا والعراق، وقضية اللاجئين، واتفاق إعادة القبول مع الاتحاد الأوروبي، إلى محاولة الانقلاب في تركيا. كما أعرب عن وجهات نظره بشأن الأمم المتحدة، مشيرًا إلى أن "العالم أكبر من خمس" في إشارة إلى الدول الخمس دائمة العضوية في نظام صنع القرار في مجلس الأمن. "خمس دول دائمة العضوية في الأمم المتحدة لا تملك الحق في أن تقرر مصير بقية العالم. العالم محكوم بهذه الدول الخمس. ومجلس الأمن الذي لا يمثل العالم كله لا يمكنه ضمان تحقيق العدالة"، مشيرًا إلى مجلس أمن من 20 عضوًا دائما. ولكن هناك نقص كبير، بل خطأ في اقتراحه...

التعليق:

قال أردوغان بأن "مئات الآلاف من الأطفال والنساء، الصغار والكبار لا يزالون يقتلون في قبضة (الإرهاب) والحرب. اللاجئون الذين فروا من الاضطهاد والموت عليهم أن يواجهوا المعاملة المهينة في المدن الأوروبية. وفي كثير من دول العالم، يناضل الناس ضد الجوع والأوبئة والفقر والأمية، وهذه صورة مخزية تمس بكرامة الإنسان وإنسانيته. والأكثر إيلامًا هو أن معظم هذه المشاكل من السهل حلها"، معربًا عن أن "(المجتمع الدولي) فشل في عيش المشاعر والقيم الإنسانية".

مبينًا أن تركيا أنفقت 25 مليار دولار على اللاجئين حتى الآن، في حين ظل الدعم الدولي ضعيفًا حيث قال: "للأسف لم يكن الاتحاد الأوروبي قادرًا على الوفاء بوعوده". وأضاف "نحن كافحنا للتعاون مع المنظمات الإقليمية والجهات الفاعلة العالمية، مؤمنين بأن هذه مسألة مشتركة للبشرية جمعاء"، بافتراض أن تركيا نجحت بالوفاء بالتزاماتها ضمن الاتفاقية مع الاتحاد الأوروبي، ولكن بالتأكيد الاتحاد الأوروبي في الواقع قد "نسي وعوده". على الرغم من أنه هذه المرة لم يبد صراحة خيبة أمله بعد أحداث 15 تموز/يوليو، حيث أشار إليها بالقول "أشعر بالفخر بأمتي".

في الواقع نطق الرئيس أردوغان في هذا الخطاب، بالذي يريد المسلمون الصراخ به لسنوات. لهذا السبب تحول هاشتاغ #ErdoganVoiceofTheOppressed بسرعة إلى المواضيع الرائجة. ولكن للأسف، هذه التصريحات من أردوغان تظهر فقط أنه يهدف إلى حل هذه المشاكل من خلال أيديولوجية الأمم المتحدة والاتحاد الأوروبي والولايات المتحدة الأمريكية. في حين إن المصدر الرئيسي لهذه المشاكل هو النظام الرأسمالي الغربي العلماني الديمقراطي نفسه. علاوةً على أن أولئك الذين حاولوا الانقلاب في 15 تموز/يوليو، حاولوا ذلك باسم العلمانية والديمقراطية. والغرب الديمقراطي العلماني في حيرة من نجاح المسلمين، حيث دعم الإعلان واتخذ موقفًا ضد تركيا بدلاً من دعمها. والحقيقة هي أن الأمم المتحدة ومنظمات مثل (منظمة حلف شمال الأطلسي، وصندوق النقد الدولي، والبنك الدولي وغيرها) هي مؤسسات أنشئت من قبل الغرب، وخاصة الولايات المتحدة، من أجل استغلال العالم واستخدامها لمصلحتهم الخاصة. وهذه المؤسسات هي بلا شك عدوة للإسلام، لأنهم يعرفون جيدًا أن الإسلام هو الأيديولوجية الوحيدة البديلة والمنافسة بقوة للأيديولوجية الرأسمالية التي يقدمون. لقد حذر الله سبحانه وتعالى المسلمين من الكفار بقوله: ﴿يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاًۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْـبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ﴾ [آل عمران: 118]

المصدر الرئيسي لجميع المشاكل على هذه الأرض هو العلمانية والرأسمالية الديمقراطية. آهات العالم تحت طغيان تلك القوى التي اعتمدت هذا المبدأ، وأولئك الذين يدعون نقص وجود الديمقراطية أو عدم كفاية تنفيذ العلمانية، هم نفس الرأسماليين الديمقراطيين العلمانيين. أو هل ترى أي أيديولوجية أخرى غير هذه الأيدولوجية يجري تنفيذها في أي مكان في العالم؟ هل سبق لك أن رأيت البلدان النامية تتطور إلى الأفضل عندما تضع الأمم المتحدة قدمها فيها، أو حين يمنحها صندوق النقد الدولي أو البنك العالمي ائتمانا؟ أو أنها تضطرب بحرب (أهلية)؟؟؟ أليس هذا بالضبط ما يقوله أردوغان عندما يتولى انتقادهم في أي مناسبة - خيانتهم وخداعهم ونفاقهم؟ في كل حفنة تراب في هذا العالم يوجد فقط دول اتخذت دساتيرها وحكوماتها الفسق أي العلمانية، والديمقراطية التي تعطي السلطة للإنسان المحدود غير القادر الذي يخضع لنزواته ورغباته، وكفلتها من خلال ما يسمى بالحريات كأساس. الهدف الوحيد من الأنظمة العلمانية ومنظماتهم هو حماية الرأسماليين، وزيادة ثرواتهم، وحماية مصالح الغرب، وتنفيذ خططهم الاستعمارية. لهذا الهدف، يخلفون بوعودهم، ويتراجعون، وإذا اقتضت الضرورة ينشئون قوانين تناقض مبادئهم الخاصة، ويعثرون على السبب المناسب في كل فرصة. اليوم يناسبهم تحمل انتقادات رجل مثل الرئيس أردوغان (الذي وفقًا لهم هو ديكتاتور ويجب أن يشاهد أكثر باهتمام كبير) حتى في مجالسهم الخاصة. ومع ذلك بمجرد انتهائهم منه، لن يسمحوا له بأن يحرك ساكنا، ناهيك عن أن ينتقدهم. ولقد رأينا الكثير من هذه الأمثلة.

على الأمة أن تعرف هذا جيدا: لا يهم إذا أصبحت خطابات أردوغان موضوعًا رائجًا أم لا، فهي بالتأكيد ليست التقدم في الاتجاه الذي تريده. الأمة تريد أن يكون الإسلام نمط الحياة الذي ندعو إليه الناس وليس الذي يبرر، كما كان الحال في الماضي. تريد من العالم أن يخشى الواحدة وليس الخمس. ومع ذلك، هذا لن يكون ممكنا إلا من خلال إقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، الأمر الذي سيجعل الإسلام مهيمنا في حياتنا، كما أمر الله سبحانه وتعالى. فهذا هو الأمر الواجب! وهنا تكمن الكرامة الحقيقية...

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

زهرة مالك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı