خطب خضراء وصفراء وحمراء!
خطب خضراء وصفراء وحمراء!

الخبر: أوردت وسائل الإعلام المصرية يوم الاثنين 22/8/2022 تصريح وزير الأوقاف المصرية الدكتور محمد مختار جمعة بأن "الخطب الصفراء قد انتهت" في تعليق له خلال مؤتمر التسامح ومواجهة العنف الذي نظمته الهيئة القبطية الإنجيلية.

0:00 0:00
Speed:
August 26, 2022

خطب خضراء وصفراء وحمراء!

خطب خضراء وصفراء وحمراء!

الخبر:

أوردت وسائل الإعلام المصرية يوم الاثنين 22/8/2022 تصريح وزير الأوقاف المصرية الدكتور محمد مختار جمعة بأن "الخطب الصفراء قد انتهت" في تعليق له خلال مؤتمر التسامح ومواجهة العنف الذي نظمته الهيئة القبطية الإنجيلية.

التعليق:

أكد وزير الأوقاف المصري محمد مختار جمعة أن المؤتمر الذي تعقده الهيئة القبطية الإنجيلية يسهم في دعم القيم النبيلة داخل المجتمع في مصر وأنه جزء من استراتيجية عامة للدولة المصرية وأن الكل لديه إيمان بقوة في المواطنة الحقيقية وأن كل ما يخرج من المنتدى نعمل على تطبيقه على أرض الواقع.

من هنا جاء تلوين خطب الجمعة بالأخضر والأصفر والأحمر كما هي الاشارات الضوئية! فالخطبة الخضراء هي التي تلتزم القيم النبيلة ومخرجات الهيئة القبطية الإنجيلية. أما الخطب الصفراء فهي التي تخرج عن قيم وخطوط هذه الهيئة حيث إن الحديث عنها جاء في معرض الرد على سؤال ورد في المؤتمر. فلا شك أن السائل لفت نظر الوزير إلى وجود من لا يلتزم في خطبه بالقيم القبطية الإنجيلية في المواطنة الحقة. فتكون الخطب الصفراء هي التي تتناول أحيانا بعض آيات من القرآن كقوله تعالى مثلا: ﴿لَّقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَآلُواْ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ﴾، وكقوله تعالى ﴿لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ﴾. فمثل هذه الآيات لا تروق للوزير بموجب قيم المواطنة التي أخرجتها الهيئة القبطية الإنجيلية، وأطلق عليها لقب الخطب الصفراء. وعقوبة من يلجأ إلى اللون الأصفر في خطبه عاجلة وفورية وقد تصل إلى الحرمان من اعتلاء المنبر أو الطرد من الوزارة، وهذه صلاحيات الوزير.

أما الخطب الحمراء والتي أصبحت أندر من الكبريت الأحمر في مصر وغيرها من بلاد المسلمين فهي تلك التي تتجاوز الخطوط الحمراء التي رسمتها الدولة وأثبتتها في لوائحها التشريعية والقانونية، واستمدتها من التبعية لأمريكا وبريطانيا وفرنسا وأنظمتها المنبثقة عن الليبرالية والديمقراطية والدولة المدنية. وهذه الخطوط الحمراء كثيرة جدا حتى إنها أصبحت مساحات حمراء وليست خطوطا! ومنها على سبيل المثال قول الله تعالى في سورة المائدة: ﴿وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ﴾، وقوله: ﴿وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْظالمون﴾، وقوله: ﴿وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الفاسقون﴾، فهذه خطوط حمراء شديدة الاحمرار. والأشد منها احمرارا عند الوزير ودولته التي يؤمن بمواطنتها على وجه الحقيقة كما يقول، ما ورد في قوله تعالى: ﴿وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ﴾، إلى أن يقول: ﴿أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ﴾. ذكر مثل هذه الآيات في أي خطبة تجعلها مصبوغة باللون الأحمر الغامق، ويرفع الوزير يده ويقول "دي مش متابعتي" ويرفعها إلى الجهات الأمنية والحكومية المختصة التي تزج بصاحب الخطب الحمراء في غياهب السجون والزنازين ليفقد فيها الخطيب كل ألوان الطيف بما يراه من ألوان العذاب.

لولا أن وزير الأوقاف وحكومته ورئيسه يعلمون مدى الجهل وانعدام الثقافة لدى عموم الناس الذين يرتادون المساجد لكانت كل خطبة تحتوي آية أو حديثاً مصبوغة باللون الأحمر، وكافية لإحداث ثورة شاملة على النظام برمته وما يحمله من أدران وأوباش وترهات.

أليست فاتحة الكتاب إعلاناً صريحاً بأن الحمد لا يكون إلا لله، ولا يشترك معه حاكم ولا طاغوت ولا نظام؟! وأنها إعلان صريح بأن الرب الذي يأمر فيطاع هو الله رب العالمين؟! وأن العبادة لا تكون إلا لله، وأعلى درجات العبادة هي الخضوع لكل ما يأمر به السيد وعدم الخروج عن طاعته في أمر أمره سواء في الحكم أو السياسة أو الاقتصاد أو الزواج أو البيع أو الإجارة أو الصلاة أو الأخلاق؟ أوليست الاستعانة محصورة بالله رب العالمين وحده؟ فما ظن المستمعين بعد ذلك بالحاكم الذي يستعين بيهود لإفساد شعبه؟! وبأمريكا لتحافظ على استقرار حكمه؟! أليست هذه كلها خطوطاً حمراء لو كان الناس المستمعون على درجة من الوعي؟ ولكن الشيء المحزن والمؤسي هو أن بابا الأقباط والمسلمين على حد سواء ضمن عدم مقدرة الناس على فهم هذه المعاني الراقية من القرآن، فمنحوها اللون الأخضر وهم سامدون!

لقد ابتليت الأمة في مشارقها ومغاربها برويبضات لبسوا رداء حاكم وقبعة منسوجة من خيوط وهمية، وأدخلوا في الزاوية السفلى من أفواههم أنابيب سموها سيجاراً ينفثون منه سموما يقتلون بها أو يخدرون شعوبهم. ومن دونهم أشباح يرتدون عمامات مطلية بالقار، وجلابيب نسجت برجس آثم سموهم زورا وبهتانا علماء أو مشايخ يحملون بأيديهم أصباغا خضراء وصفراء وحمراء يضعون بها العلامات على جباه من يعتلي منصاتهم التي قد تتحول بلحظة بصر إلى مقاصل.

لقد صدق القول وهو قول حق "صنفان من الناس إذا صلحا صلح الناس وإذا فسدا فسد الناس: العلماء والحكام"، ولكن القول الحق والذي به يحق الحق هو "صنفان من الفاسدين العلماء والحكام؛ لا يزولان إلا إذا ثار الناس وتحركوا". نعم إن فساد الحكام والعلماء يقود إلى إفساد المجتمع، ولكن حركة الناس عن وعي وإدراك ومن خلال قيادة ثلة واعية كفيلة بإزالة أسباب الفساد.

﴿مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاء ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد جيلاني

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı