خيانة حكام بلاد المسلمين في قضية فلسطين
خيانة حكام بلاد المسلمين في قضية فلسطين

الخبر:   منذ أن شن المجاهدون هجومهم في 7 تشرين الأول/أكتوبر 2023 على كيان يهود الغاصب، كان رد كيان صهيون مدمراً على إخواننا وأخواتنا في فلسطين. فقد استشهد أكثر من 12 ألفاً من أهل غزة معظمهم من النساء والأطفال حتى لحظة اتفاق الجانبين على وقف قصير لإطلاق النار للسماح بدخول المساعدات وتبادل الأسرى. إن وقف إطلاق النار هذا لا يشكل بأي حال من الأحوال نهاية عدوان كيان يهود، فقد أوضح الناطق العسكري لكيان يهود أن العدوان سيستمر. بينما يواصل حكام المسلمين خيانتهم!

0:00 0:00
Speed:
November 28, 2023

خيانة حكام بلاد المسلمين في قضية فلسطين

خيانة حكام بلاد المسلمين في قضية فلسطين

(مترجم)

الخبر:

منذ أن شن المجاهدون هجومهم في 7 تشرين الأول/أكتوبر 2023 على كيان يهود الغاصب، كان رد كيان صهيون مدمراً على إخواننا وأخواتنا في فلسطين. فقد استشهد أكثر من 12 ألفاً من أهل غزة معظمهم من النساء والأطفال حتى لحظة اتفاق الجانبين على وقف قصير لإطلاق النار للسماح بدخول المساعدات وتبادل الأسرى. إن وقف إطلاق النار هذا لا يشكل بأي حال من الأحوال نهاية عدوان كيان يهود، فقد أوضح الناطق العسكري لكيان يهود أن العدوان سيستمر. بينما يواصل حكام المسلمين خيانتهم!

التعليق:

لقد أظهر هذا الصراع أن المسلمين المخلصين في جميع أنحاء العالم يتضامنون مع إخوانهم وأخواتهم في فلسطين. وبالمثل، في ماليزيا، يتضامن المسلمون مع فلسطين ويشاركون في المظاهرات والمناقشات السياسية على مختلف المستويات. بالإضافة إلى ذلك، فقد كان العلماء المخلصون صريحين في تكرار أن الحل الوحيد لهذه المشكلة القابل للتطبيق هو الجهاد في سبيل الله. فقد أصدر الاتحاد العالمي لعلماء المسلمين بالدوحة فتوى تجيز الجهاد لتحرير فلسطين. ومع ذلك، تظل هذه الأصوات غير مسموعة، خاصة بين حكام المسلمين، وتبقى جيوش البلاد الإسلامية المجاورة لفلسطين في ثكناتها. كل يوم يشهد العالم طغيان يهود على فلسطين، لكن لا أحد يتحرك للدفاع عن أهلنا فيها. إن واجب حماية فلسطين يجب أن تتحمله القوات العسكرية المسلمة، وخاصة في الدول المجاورة، ولكن أين هم؟! الحقيقة أن هذه القوات موجودة وتشهد بأم أعينها ما يحدث. ومع ذلك، لم يتمكنوا من التحرك للدفاع عن إخوانهم المؤمنين لأن قادتهم لم يعطوهم الأمر بالتحرك واختاروا عدم التحرك لحماية مصالحهم الخاصة. وقد تم تسجيل خيانة هؤلاء الحكام، خاصة فيما يتعلق بقضية فلسطين، مرارا وتكرارا في تاريخ العالم بعد سقوط الخلافة العثمانية عام 1924م.

وبعد موقف هؤلاء الحكام، وجهت دعوات إليهم في جميع أنحاء العالم، بما في ذلك ماليزيا، لإرسال قوات عسكرية على الفور للدفاع عن المسلمين في فلسطين. وهذه الدعوات موجهة إلى كافة حكام المسلمين لأنهم هم من يملكون صلاحية تحريك الجيوش إلى فلسطين. وهو الإجراء الأنسب بعد أن شهدنا مفاوضات واتفاقات مختلفة فشلت في الدفاع عن المسلمين في فلسطين وإنقاذهم. ولا توجد طريقة أخرى لوقف هذا الوحش (كيان يهود غير الشرعي) إلا بالقضاء عليه بالقوة العسكرية. وفي ماليزيا رد رئيس الوزراء داتو سيري أنور إبراهيم على الدعوة موضحا أنه ليس من السهل إرسال قوات ماليزية إلى فلسطين لأن ماليزيا منخرطة في اتفاقيات وتحالفات دولية. وأوضح فوق ذلك أن كل رحلة عبر الحدود والمجال الجوي تحتاج إلى الحصول على إذن أو تعاون من الدول المعنية. وصرح وزير الدفاع داتو سيري أوتاما محمد حسن كذلك أن ماليزيا، باعتبارها عضواً في حركة عدم الانحياز وعضوا في الأمم المتحدة، لا تريد اتخاذ إجراء بمفردها. وما زلنا نرى حكام المسلمين في جميع أنحاء العالم يقدمون أسباباً مماثلة ويصرون على أن جيشهم موجود للدفاع عن سيادة دولهم وليس لمساعدة المسلمين في أجزاء أخرى من العالم حيث يحتاجون إلى المساعدة! إنهم يكررون التأكيد على أنهم لن يرسلوا قوات إلا إذا أعطت الأمم المتحدة تفويضاً، وقد تم بالفعل إلغاء هذا التفويض بحق النقض الذي تتمتع به الدولة نفسها التي تدعم عدوان كيان يهود الغاصب!!

ومثل هذه التبريرات هي أمر متوقع بالفعل بسبب الانقسام الذي يحدث بين المسلمين. اليوم، ينقسم المسلمون في دولهم القومية عبر الحدود التي أنشأها المستعمرون، وبعد ذلك يعلن كل شعب مسلم بفخر هويته الخاصة. لقد استمر هذا التقسيم لفترة طويلة حتى إن الكثير منا يراه كشيء طبيعي وعملي في هذا اليوم وهذا العصر! إن حكام البلاد الإسلامية على استعداد جماعي لجعل دولهم محاصرة ومكبلة بالأغلال من قبل الأمم المتحدة التي يتم استخدامها بعد ذلك كذريعة لعدم إرسال قوات إلى فلسطين. والحقيقة أن كل واحد منهم لا يشعر بالذنب تجاه الانقسام، وقد نسوا موقف الإسلام من وحدة المسلمين في العالم. وهذا الانقسام هو ما يمنعنا من الدفاع عن المسلمين في فلسطين، وسيظل حكام المسلمين يصدرون تصريحات لا طائل من ورائها ضمن هذه الرواية. لقد خانوا كلهم المسلمين في فلسطين بمجرد المراقبة والإدانة دون تقديم أي مساعدة حقيقية. وهذا الفعل يتعارض بشكل واضح مع أخوة الإسلام، فيقدمون المساعدة عند الحاجة لقول رسول الله ﷺ: «الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ».

إن فلسطين أرض هي المسلمين جميعا، وليست أرضاً للمسلمين في فلسطين فقط. وهي أرض مباركة كما قال الله تعالى: ﴿سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ﴾.

إن ما يحتاجه المسلمون اليوم هو أن يدركوا أن الحل الحقيقي لقضية فلسطين هو إعلان الجهاد ضد كيان يهود الغاصب، ولكن يبدو أن هذا لا يمكن أن يتحقق إلا عندما يتوحد المسلمون تحت ظل الخلافة. فالخلافة على منهاج النبوة هي وحدها التي ستتخذ إجراءات هجومية ضد كيان يهود وتحرر فلسطين.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد – ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı