كن قائداً للأمة، وليس جزءاً من الناتو
كن قائداً للأمة، وليس جزءاً من الناتو

الخبر:   شارك النائب عن حزب العدالة والتنمية في كوجايلي ووزير الدفاع الوطني السابق فكري إشيك في اللقاء الذي عقدته منظمة التراث التركي عبر الإنترنت، وأكد إشيك الذي قيّم العلاقات الثنائية بين الولايات المتحدة وتركيا ودور تركيا في حلف الناتو أن تركيا تحاول أن تكون على علاقة جيدة مع جيرانها، وقال: "إذا نظرتم إلى الخلفية التاريخية، اختارت تركيا أن تكون في التحالف الغربي في تلك الظروف. إن علاقات تركيا الاقتصادية مع روسيا لا تعني تحالفاً استراتيجياً. ولكن تركيا جزء استراتيجي من حلف شمال الأطلسي وستبقى كذلك". (وكالة الأناضول، 2020/05/15م) 

0:00 0:00
Speed:
May 26, 2020

كن قائداً للأمة، وليس جزءاً من الناتو

كن قائداً للأمة، وليس جزءاً من الناتو

(مترجم)

الخبر:

شارك النائب عن حزب العدالة والتنمية في كوجايلي ووزير الدفاع الوطني السابق فكري إشيك في اللقاء الذي عقدته منظمة التراث التركي عبر الإنترنت، وأكد إشيك الذي قيّم العلاقات الثنائية بين الولايات المتحدة وتركيا ودور تركيا في حلف الناتو أن تركيا تحاول أن تكون على علاقة جيدة مع جيرانها، وقال: "إذا نظرتم إلى الخلفية التاريخية، اختارت تركيا أن تكون في التحالف الغربي في تلك الظروف. إن علاقات تركيا الاقتصادية مع روسيا لا تعني تحالفاً استراتيجياً. ولكن تركيا جزء استراتيجي من حلف شمال الأطلسي وستبقى كذلك". (وكالة الأناضول، 2020/05/15م)

التعليق:

بعد هدم الخلافة العثمانية، قامت الجمهورية التركية التي تأسّست على المقاييس الغربية أو على أساس علماني ديمقراطي قومي، وحكامها، بقطع علاقاتها مع الأمة الإسلامية التي تعود جذورها إلى قرون مديدة، الأمة التي يشتركون معها في المعتقد والقيم نفسها. هذه الأمة التي جلبت العدل للمسلمين وغيرهم وحملت راية الكرامة والشرف لقرون، تُحاول أن تنفصل عن مهمتها التاريخية وتقتصر على قالب علماني وديمقراطي وقومي ليس له أي أساس مشترك.

على الرغم من أن وجوه الحكّام تغيرت منذ إنشاء الجمهورية حتى اليوم، ولكن لم يتغير شيء من ولائهم للغرب. فالحكام الحاليون تجسسوا نيابةً عن الكفار من أجل الحكم على قطعة صغيرة من الأرض مقابل الحصول على بعض المصالح الدنيوية، ممزقين بذلك دولةً كبيرة، باتباعهم طريق أسلافهم بمزيد من القسوة والخيانة.

وبعبارة أخرى، فإن الدولة المحرومة من عقيدتها الخاصة، والمدعومة من شخص ما هي مثل شجرة بلا جذور فهي ناقصة. بطبيعة الحال، فإن شرط دعم دولة بلا جذور، هو بناءً على الخدمة التي سيتم تقديمها إلى الدول التي تقدم الدعم. أرسلت تركيا جنوداً إلى كوريا، على بعد آلاف الكيلومترات من أراضيها، في عام 1950 لتصبح عضواً في الناتو وضحّت بالمئات من أبناء الأمة من أجل لا شيء، لتصبح عضواً في الناتو عام 1952. القواعد الجوية والموانئ التي بناها الحكام في جميع أنحاء البلاد في السنوات اللاحقة، حولت هذه البلاد تقريباً إلى قواعد لعمليات الكفار.

تدرك الولايات المتحدة أهمية عملياتها العسكرية، التي قامت بها لصالحها في هذه الأقاليم، وذلك باستخدام الناتو بشكل مباشر وغير مباشر. وبالطبع، كان الدعم الأكبر لهذه العمليات من تركيا، التي تعتبر نفسها شريكاً استراتيجياً، كما كانت دائماً. والدعم الذي قدمته نيابةً عن الولايات المتحدة في تدخلاتها في البوسنة والهرسك، وكوسوفو، والعراق، وليبيا، وفي أفغانستان وسوريا، ليس هو إلاّ عدد قليل منها. الشراكة الاستراتيجية تقوم على المعاملة بالمثل، ومع ذلك، حلف الناتو يتعامل على أساس مزايا الدول المبدئية، بدلاً من المعاملة بالمثل مع كل دولة. فحقيقة أن وزير الدفاع الوطني السابق فكري إشيك يقدم تركيا على أنها جزء استراتيجي من حلف الناتو، هذا في الواقع ليس سوى خنوع للولايات المتحدة. عندما نلقي نظرة على ما تعنيه تركيا للولايات المتحدة في هذه المناطق، نرى أنها بلد استراتيجي يضمن تنفيذ السياسات والعمليات القذرة. ومع ذلك، فإن تركيا تعتبر "شريكاً" فشل حتى الآن في جعل الناتو يقبل مطالبه بالمعنى الاستراتيجي، على الرغم من حقيقة أنها عضو في الناتو، وضحت بترابها لخدمته واستجابت لكل حديث منهم. ومع ذلك، فإننا نعلم أنها مهما فعلت، فلن تتمكن أبداً من إرضائهم ما لم تتبع دينهم. قال تعالى: ﴿وَلَنْ تَرْضى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ الَّذي جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصيرٍ﴾ [سورة البقرة: 120].

إشيك الذي يعتبر العلاقات التكتيكية مع روسيا أضيق وأقصر مدة، يقبل الخط الأمريكي كأساس استراتيجي. في الواقع، إذا تم اعتبار التجارة والاتفاقيات تكتيكية، فمن المؤكد أنها كذلك. ويمكن التخلي عن التكتيكات من أجل تنفيذ استراتيجيات أكثر شمولاً.

إن الدول التي تعتبرها شركاء استراتيجيين كروسيا والصين، وسواء أكانت علاقة حلف الناتو معهما تكتيكية أم لا، فهذا لن ينفعك بشيء سوى ببعض المصالح الدنيوية الزائلة، ولن يتسبب إلاّ في قتل المسلمين وإهدار مصالحهم.

فإذا كنت تخاف الله حقاً، عليك ترك التحالفات القذرة مع الكفار جانباً وإقامة الخلافة الراشدة التي ستحكم الأمة. وهكذا، ستكون من بين الفائزين في الدنيا والأخرة...

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أحمد سابا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı