كرة القدم صارت لافتة لأفكار الانحراف والشذوذ  (قلوب وعقول ودولارات)
كرة القدم صارت لافتة لأفكار الانحراف والشذوذ  (قلوب وعقول ودولارات)

  الخبر: استدعت لجنة الأخلاق بالاتحاد الفرنسي اللاعب السنغالي إدريسا غاي لاعب فريق باريس سان جرمان، وقالت صحيفة ليكيب الفرنسية إن اللاعب تغيب لأنه لا يريد المشاركة في جولة دعم المثليين بالدوري الفرنسي، والتي تشهد ظهور علم قوس قزح على قمصان اللاعبين.

0:00 0:00
Speed:
May 26, 2022

كرة القدم صارت لافتة لأفكار الانحراف والشذوذ (قلوب وعقول ودولارات)

كرة القدم صارت لافتة لأفكار الانحراف والشذوذ

(قلوب وعقول ودولارات)

الخبر:

استدعت لجنة الأخلاق بالاتحاد الفرنسي اللاعب السنغالي إدريسا غاي لاعب فريق باريس سان جرمان، وقالت صحيفة ليكيب الفرنسية إن اللاعب تغيب لأنه لا يريد المشاركة في جولة دعم المثليين بالدوري الفرنسي، والتي تشهد ظهور علم قوس قزح على قمصان اللاعبين.

التعليق:

أعد المحلل السياسي ديفد كابلن تقريراً من 12 صفحة نشرته مجلة يو إس نيوز آند ورلد ريبورت، إحدى أهم المجلات السياسية وكان التقرير تحت عنوان: "عقول وقلوب ودولارات"


 في نيسان/أبريل 2005م، وقال كوبلن، بعد اطلاعه، كما صرح، على عشرات الوثائق الرسمية، وبعد لقائه بأكثر من مائة من صناع القرار ومسؤولي المخابرات، وسؤالهم عن استراتيجية التعامل مع البلاد الإسلامية في السنوات المقبلة، قال "إن حرب التغيير (قلوب وعقول ودولارات) تبدأ بفرق الحرب النفسية، إلى عمليات مخابراتية خفية للسي آي إيه، إلى تمويل صريح للإعلام والمفكرين، واشنطن تضخ ملايين الدولارات في هذه الحملة لتغيير ليس المجتمعات في البلاد الإسلامية فقط، بل الإسلام نفسه"، هكذا نص التقرير حرفيا، حيث يتم ضخ هذه الأموال الضخمة تحت مسميات فضفاضة، جذابة، مثل دعم الديمقراطية، دعم حقوق الإنسان، دعم المرأة، دعم قيم التسامح...

ولما كان لكرة القدم من شعبية كبيرة، نجد أن الشباب يردد مقولة "إذا أردت أن تصبح ثريا فعليك بمهنة الكرة أو الفن"! فالغرب وجه سهامه نحوهما فطلبت الفيفا بضرورة وجود العنصر النسائي وإدخالها في هذا المضمار، والمشاركة فيه، فكونت فرقا لكرة القدم النسائية! واليوم نرى في بلاد المسلمين نساء يركضن خلف كرة القدم ولا حول ولا قوة إلا بالله، ونجد أن منظمي هذه اللعبة يدأبون في إشغال الشباب بتنظيم دوريات بصورة مستمرة ومكثفة ما تلبث أن تنتهي بطولة إلا وتقام أخرى، بل وصار المبرزون في اللعبة قدوات للشباب في طريقة قصات الشعر واللبس وغيرهما.

إن استهداف الغرب لأهم شريحتين؛ النساء والشباب، لم يكن من باب الصدف، فقد عمد إلى تصميم برامج لحرف الشباب، مثل برامج الغناء والحفلات المختلطة مثل (ذا فويس عرب آيدول) وغيره. ومن المعلوم أن لكل عمل غاية، وكرة القدم اليوم أصبحت أداة لترويج أفكار الشذوذ، ففي وقت سابق حذر الاتحاد الدولي لكرة القدم (الفيفا) فنادق قطر التي تستعد لتنظيم كأس العالم من التمييز ضد المثليين، وأنه سيلغي عقود كأس العالم مع أي فندق يميز ضد الجنسين أو المثليين.

إن أشد ما بليت به الإنسانية هو ما جاء به النظام الرأسمالي الديمقراطي من فكرة الحريات العامة، التي انحطت بالبشرية إلى مستوى أحط من قطعان البهائم، وأصبحت ممارسة الزنا في هذه المجتمعات كشرب الماء وبحماية قانونية، ولم يقتصر الأمر على تشريع إباحة الممارسات الطبيعية، بل تعداه إلى إباحة الممارسات الشاذة كفعل قوم لوط، والسحاق، وزنا المحارم، ومعاشرة الحيوانات، فجلبت الأمراض الفتاكة.

إن موقف اللاعب السنغالي بحسب مفاهيم الغرب يعتبر حرية عقيدة، باعتبار أن دينه يمنع المشاركة في الباطل، ولكن لأن الغرب يتخذ حريته المزعومة (بلح عجوة) يأكلها في أول اختبار، ضرب الجنون القائمين على هذا المنكر الشاذ في فرنسا مهد الحريات، كما يحلو لهم تسميتها فتمنع النقاب عن المسلمات، واليوم يواجه هذا اللاعب العقوبات لمجرد تعبيره عن رأيه في حادثة واحدة فقط. ألم يدرك المتشدقون بثقافة الغرب والمتعلمنون أن ديمقراطية الغرب وحرياته هي مجرد هراء وزعم مكذوب؟!

إن الشباب هم أمل الأمة المليئة بمثل إدريسا الذي امتُحن في عقيدته وأظهر معدنه الأصيل، وانتماءه لخير أمة أخرجت للناس، كيف لا والشباب على مر العصور هم من نصر النبي ﷺ وهم في ريعان شبابهم، فهذا علي بن أبي طالب وهو ابن ثماني سنوات، والزبير بن العوام ثماني سنوات، وطلحة بن عبد لله إحدى عشرة سنة، والأرقم بن أبي الأرقم اثنتي عشرة سنة... وغيرهم، هؤلاء الشباب هم من حملوا إلينا رسالة الإسلام وقد واجهوا الصعاب والعقبات، فلم يغيروا ولم يبدلوا، بل كانوا أعلاما شامخة انحنى لهم العالم أجمع فأخرجوا الناس من الظلمات إلى النور.

فليعلم الشباب أن استهداف الغرب لهم سيزداد، وتتغير أساليبه ووسائله، فلا تكونوا أداة بيده، وأروا الله فيكم خيرا، فكلكم على ثغرة من ثغور الإسلام، فاحذر أخي الشاب وأختي الشابة أن يؤتى الإسلام من قبلك، والأمور قد تجلت، وبان فسطاط الحق عن فسطاط الباطل، فدوروا مع الحق أينما دار، واعملوا مع العاملين المخلصين لنصرة دين الله، فحلقات حزب التحرير تنادي أن هبوا إلينا، فهي حلقات تدرّس فيها أحكام الإسلام امتثالا لأمر الله ﴿وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴾ وعليكم بسنة رسوله ﷺ، سخروا طاقاتكم لإسلامكم ودينكم، فكم من مكلوم ومظلوم ينتظرون نصركم، ومهما عمل الغرب وكاد من مكائده، فإن جند الله هم الغالبون، وإن الله متم نوره ولو كره الكافرون.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد السلام إسحاق

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı