كذبة العالم الكبرى تتهاوى على يد دونالد ترامب
كذبة العالم الكبرى تتهاوى على يد دونالد ترامب

الخبر: قالت صحيفة واشنطن بوست الأمريكية إن انتخاب دونالد ترامب رئيسا للولايات المتحدة يهدد حقوق الإنسان في جميع أرجاء العالم، وإنه يعني الابتعاد عن دور الولايات المتحدة التقليدي في رعاية تلك الحقوق. وأشارت الصحيفة إلى أن الولايات المتحدة وإن لم تكن تعمل لصالح حقوق الإنسان بصورة مثالية، فقد كانت حامل اللواء في الدفاع عن حقوق الإنسان وتنمية الديمقراطية، ونبهت إلى أن الضغوط الأمريكية لعبت رغم ذلك دورا في دفع عشرات البلدان نحو الحرية، وإنقاذ عدد لا يحصى من السجناء السياسيين وكبح التجاوزات من قبل الحكام المستبدين من أمثال السيسي وبوتين.

0:00 0:00
Speed:
November 15, 2016

كذبة العالم الكبرى تتهاوى على يد دونالد ترامب

كذبة العالم الكبرى تتهاوى على يد دونالد ترامب

الخبر:

قالت صحيفة واشنطن بوست الأمريكية إن انتخاب دونالد ترامب رئيسا للولايات المتحدة يهدد حقوق الإنسان في جميع أرجاء العالم، وإنه يعني الابتعاد عن دور الولايات المتحدة التقليدي في رعاية تلك الحقوق.

وأشارت الصحيفة إلى أن الولايات المتحدة وإن لم تكن تعمل لصالح حقوق الإنسان بصورة مثالية، فقد كانت حامل اللواء في الدفاع عن حقوق الإنسان وتنمية الديمقراطية، ونبهت إلى أن الضغوط الأمريكية لعبت رغم ذلك دورا في دفع عشرات البلدان نحو الحرية، وإنقاذ عدد لا يحصى من السجناء السياسيين وكبح التجاوزات من قبل الحكام المستبدين من أمثال السيسي وبوتين.

وختمت بأن ما يشير إليه انتخاب ترامب من وقف مثل هذه الضغوط يمكن أن يكون له مفعول سريع على أوضاع حقوق الإنسان في بلدان كثيرة، لأنه يشعر حكام تلك البلدان بالحرية في التعامل مع خصومهم بكل عنف وضراوة. (المصدر: الجزيرة نت)

التعليق:

أمريكا راعية لحقوق الإنسان، هذه الكذبة الكبرى في العالم، التي لم تستطع الماكينات الإعلامية والمؤسسات الدولية مجتمعة على أن تواري سوءتها، أو أن تلمّع صورتها، أو أن تجعلها مستساغة لدى العالم والأمة الإسلامية خاصة.

مجرّد الاتصال بالواقع، ودون الحاجة إلى دراسات وتحليلات، يدرك كلّ عاقل أن أمريكا هي أم الإرهاب، وهي المصنفة بامتياز على قائمة دول الإجرام وهتك حقوق الإنسان في العالم كله.

فأمريكا عدوّة الإنسانية، ليس المسلمين فحسب، بل من كل ملة، واسألوا أفريقيا السوداء، واسألوا اليابان، واسألوا أمريكا الجنوبية، والهنود الحمر، أرقام خيالية، وأعداد مذهلة، ووفيات فوق حسابات البشر، أما حربها على الأمة الإسلامية فهي حرب صليبية حاقدة، وسجلّها التاريخي حافل بأفظع الجرائم في الصومال والسودان والعراق وأفغانستان وباكستان وليبيا، وسوريا الشاهد الأكبر... وماذا عن غوانتنامو وأبو غريب؟ ماذا عن وحشية التعامل مع الأسرى والتنكيل بالأموات وهتك الأعراض وذبح الأطفال وتجويع الناس؟؟ ماذا عن نهب الثروات وتفقير الأمم والشعوب؟؟ وماذا عن المائتي عام من سياسة الاستعمارالذي أهلك الحرث والنسل؟؟

أمريكا التي لا تلتزم بقانون ولا بأعراف ولا بمواثيق ولا بإنسانية، عبر تعاقب أربعة وأربعين رئيسا، وتورّطهم في جرائم حرب دولية، فلماذا تسعى واشنطن بوست أن تجعل من "دونالد ترامب" هو الشيطان الأكبر وهو التهديد المستقبلي لحقوق الإنسان في العالم؟؟ ولماذا تختزل الشرّ في شخص "ترامب" في الوقت الذي عاث فيه أوباما فسادا وإفسادا ومن قبله سيئ الذكر بوش الابن، فهل تحتاج الأمم المتحدة إلى تصريح قولي وتهديدات علنية حتى تدرك أن حقوق الإنسان في خطر، أم أنها هي أيضا متواطئة مع الولايات المتحدة في التستر على الانتهاكات الإنسانية المليونية؟

محاولة يائسة من الواشنطن بوست من جهة، في التأثير على الرأي العام، وحرف الأنظار عن تجربة أوباما الفاشلة وتلميع صورته في انتهاكه لحقوق الإنسان وإلحاق خسائر اقتصادية وعسكرية وبشرية، ومزيد من توريط الولايات المتحدة الأمريكية في حروب وأزمات مُعَقدة، أوقعتها في متاهة كبيرة وورطة أكبر مع الأمة الإسلامية تحديدا.

إن تحويل وجهة المسلمين إلى "ترامب" وتخويف الأمة منه واعتباره محور الشر والخطر القادم والاستشهاد بتصريحاته العدائية وتهديده المُعلَن وخططه المستقبلية. هو استخفاف بذاكرة الشعوب وحاضرهم وتاريخهم، ولَيٌّ لذراع الحقيقة الصارخة، فـ"ترامب" لن يزيد إلا فضحا لوجه الإجرام "أمريكا" ولن يجعلنا نترحّم على حكم أوباما وبوش، فالأمة لن تنسى سفّاحيها، ولن تغفر أبدا لمن أراقوا دماءها وهتكوا أعراضها ولن تمايز بين السيئ والأسوأ في الجريمة.

من جهة أخرى، تُحاول بعض وسائل الإعلام بأسلوب خبيث تصوير ترامب كفزاعة بغيضة، تشوّه صورته وتعرض مساوئه وتحدّياته، ليس لغاية الفضح والكشف وإنما هي دعاية عكسية لتجعل منه عملاقا مُهابا يخاف منه الناس ولتُهيئ العالم لسياسة أمريكا الجديدة التي ستتغوّل فيها على الإنسانية أكثر من قبل ولن تعترف بشيء اسمه حقوق الإنسان كثيرها أم قليلها... ويأتي كل هذا الترهيب ضمن الحرب النفسية التي تكرّس عقلية الانهزامية والخوف لدى المتلقّي وإعادة تصوير ملامح أمريكا من جديد، التي ترتسم على وجه ترامب وعلى تصريحاته... ويتجلّى هذا الأسلوب بوضوح حينما وصفت بأن تصريحاته تتيح لحكام في بلدان كثيرة للتعامل مع خصومهم بعنف وضراوة. وهذا فيه دلالة ضمنية على السماح المطلق بتصفية كل الخصوم السياسيين المعادين لسياسة أمريكا تحت ستار هذا ما يريده ترامب وهو في الأصل ما تريده أمريكا.

فليعلم الغرب الكافر وعلى رأسه أمريكا، وترامب وسلفه وخلفه من بعده، أن طموح الأمة الإسلامية ليس من يحكم أمريكا، وأن آمالها ليست معلّقة على عتبات البيت الأبيض، وأن خيارتها ليست معدلة على مزاج الناخب الأمريكي، وأما حقوق الإنسان التي يخشون عليها من دونالد ترامب، فقد أُكلت يوم أُكل الثور الأبيض، وضاعت كل الحقوق حينما ضاع سلطان الإسلام، وانتُهكت الإنسانية حينما حكمت الرأسمالية، وأما الأمة الإسلامية اليوم فقد صارت أوعى وأعتى من أن يُمرّروا عليها مسرحياتهم، فهي تُدرك أن المجرمين كلهم على قلب رجل واحد.

شعار أمريكا "رعاية حقوق الإنسان"، هو شعار مستهلك ومفضوح، ولا حاجة لترامب حتى يُبيّن زيفه وبطلانه، لكنّه بتهديده ووعيده سيُجرّد أمريكا مما تبقى لها من أوراق تواري بها سوءتها، وسيُقدمها للعالم عارية قبيحة، وهذا ما سيُسارع في نهايتها بإذن الله.

﴿يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ﴾ [الحشر: 2]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نسرين بوظافري

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı