كيان يهود الهش سوف تتحرر فلسطين من البحر إلى النهر على يد الجيش الإسلامي!
كيان يهود الهش سوف تتحرر فلسطين من البحر إلى النهر على يد الجيش الإسلامي!

الخبر:   في ساعات الصباح الأولى من يوم السبت 7 تشرين الأول/أكتوبر، تمت كتابة فصل جديد في قصة احتلال أرض فلسطين المباركة. فقد قام المسلمون بالنهوض لتحرير الأراضي المحتلة في فلسطين في عملية كبرى. وعلى عكس ما كان عليه الحال في السابق، تسلل المجاهدون من غزة المحاصرة إلى أراضٍ خارج غزة، بما في ذلك عدة "مستوطنات"، وقد تكبد كيان يهود خسائر كبيرة في هجوم فجريّ أصاب قوات الاحتلال على حين غرة وهزّهم كما لم يحدث من قبل. ...

0:00 0:00
Speed:
October 11, 2023

كيان يهود الهش سوف تتحرر فلسطين من البحر إلى النهر على يد الجيش الإسلامي!

كيان يهود الهش

سوف تتحرر فلسطين من البحر إلى النهر على يد الجيش الإسلامي!

الخبر:

في ساعات الصباح الأولى من يوم السبت 7 تشرين الأول/أكتوبر، تمت كتابة فصل جديد في قصة احتلال أرض فلسطين المباركة. فقد قام المسلمون بالنهوض لتحرير الأراضي المحتلة في فلسطين في عملية كبرى. وعلى عكس ما كان عليه الحال في السابق، تسلل المجاهدون من غزة المحاصرة إلى أراضٍ خارج غزة، بما في ذلك عدة "مستوطنات"، وقد تكبد كيان يهود خسائر كبيرة في هجوم فجريّ أصاب قوات الاحتلال على حين غرة وهزّهم كما لم يحدث من قبل.

كما تم إطلاق آلاف الصواريخ من غزة نحو الأراضي المحتلة، بما في ذلك العاصمة تل أبيب، التي تحولت إلى مدينة أشباح، حيث يختبئ المستوطنون في الملاجئ والمخابئ، إن لم يكونوا في طريقهم نحو المطار. وتشير الأرقام الرسمية في وقت كتابة هذا النص إلى مقتل 250 مستوطن وإصابة أكثر من 1000 آخرين.

التعليق:

في ضوء ما سبق، تجدر الإشارة إلى ما يلي:

• استيقظ العالم هذا السبت ورأى عقودا من الدعاية الإعلامية الكاذبة تسقط على الأرض. صورة الجيش الصهيوني القوي الذي لا يقهر، والذي لا يمكن لأي جيش مسلم التغلب عليه، قد تحطمت تماما. لقد أثبت الكيان الإرهابي أنه ضعيف مثل بيت العنكبوت إذا قاومت مجموعة من المسلمين بطريقة منسقة. ففي غضون ساعات قليلة، وبوسائل بسيطة، اهتزت الأرض تحت هذا الكيان وأفرغت مدنه من الناس.

• مهما حاول حكام البلاد الإسلامية الخونة تطبيع العلاقات مع المحتل، فلن تقبله الأمة الإسلامية أبدا. إن كيان يهود الإرهابي سرطان سيحاربه المسلمون ما دام دفء الإيمان ينبض في قلوبهم وحب الإسلام يجري في عروقهم.

الحكام الخونة هم الحماة الحقيقيون لكيان يهود، وعلى مدى عقود روجوا لفكرة "المعركة الخاسرة" لإجبار المسلمين على الجلوس على طاولة المفاوضات والقبول بالاحتلال. إنهم وحدهم الذين يقفون في طريق التحرير الكامل للأرض المباركة، وكما هو الحال مع الاحتلال الصهيوني، فهم أعداء الأمة. فإذا استطاع عدد قليل من المسلمين الأبطال أن يهز الاحتلال الصهيوني بوسائل بسيطة في صباح واحد، فماذا عن جيش منظم بالكامل ذي عدة وعتاد؟!

• فلسطين كلها محتلة، وأية محاولة لطرد الاحتلال وهزيمته هي مقاومة نبيلة وجديرة بالثناء، ومن حق المسلمين القيام بها. ليس المسلمون هم المعتدين أو الإرهابيين، بل كيان يهود الإرهابي غير الشرعي الذي مضى عليه 75 عاما وآلاف المستوطنين الذين سرقوا منازل المسلمين إما بالقتل أو الجرافات. لذا من واجب الأمة بشكل عام القضاء على احتلال يهود، وعلى وجه التحديد جيوش المسلمين المحيطة التي لديها القدرة على إنهاء الاحتلال في غضون ساعات.

• إن الجهود المتكررة التي يبذلها السياسيون ووسائل الإعلام لتشويه الواقع وتصوير المحتل على أنه ضحية تخوض معركة دفاع ضد الشعب الذي احتله، ليست رواية استعراضية، بل هي استمرار للرواية الكاذبة التي أنشأها المجتمع الدولي لدعم الاحتلال سياسيا و(أخلاقيا)! على الرغم من عدم شرعيته الكاملة ووحشيته اللاإنسانية. هذا بالإضافة إلى الدعم المالي والعسكري، حيث تبيع الدنمارك مثلا مكونات السلاح للاحتلال!

• يجب على المسلمين في كل مكان، بما في ذلك في الغرب، أن يدعو إلى تحرير فلسطين، وهي ليست دعوة للحرب ضد جميع اليهود، بل إنها دعوة لإنهاء الاحتلال الصهيوني غير الشرعي. وليس للمسلمين حق أقل في الكفاح المسلح في جميع أنحاء فلسطين المحتلة، مما كان لمقاتلي المقاومة الدنماركية ضد الألمان في أربعينات القرن العشرين أو الأوكرانيين اليوم ضد روسيا. والأهم من ذلك، أن محاربة الاحتلال واجب إسلامي. وإن الإعلام غير النزيه والسياسيين المنافقين لن ينجحوا في دعايتهم ما دمنا نجرؤ على اتخاذ الموقف الإسلامي بوضوح وفخر!

• في الختام: إن المجاهدين قد أشعلوا الشرارة الأولى، وبعون الله تشعل هذه الشرارة نيران جيوش المسلمين لتتحرر من أغلال الحكام وتنهي احتلال كيان يهود وتحرير الأرض المباركة فتتحرر البشرية جمعاء من بؤس الرأسمالية الاستعمارية، وما ذلك على الله بعزيز.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إبراهيم الأطرش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı