كيان يهود المسخ يعربد، وحكامنا مشغولون بالتنكيل بشعوبهم
كيان يهود المسخ يعربد، وحكامنا مشغولون بالتنكيل بشعوبهم

الخبر: ذكرت الجزيرة نت يوم الجمعة الموافق 4/22 "بتصرف"، أن قوات من كيان يهود اقتحمت مساء الجمعة غرف المعتقلين المضربين عن الطعام في سجن "نيتسان" بمدينة الرملة وسط فلسطين المحتلة. هذا وقالت هيئة شؤون الأسرى والمحررين في بيان لها إن "مصلحة السجون في كيان يهود تشن حملة مداهمات وتفتيشات واسعة بحق المعتقلين المضربين عن الطعام منذ الاثنين الماضي".

0:00 0:00
Speed:
April 23, 2017

كيان يهود المسخ يعربد، وحكامنا مشغولون بالتنكيل بشعوبهم

كيان يهود المسخ يعربد، وحكامنا مشغولون بالتنكيل بشعوبهم

الخبر:

ذكرت الجزيرة نت يوم الجمعة الموافق 4/22 "بتصرف"، أن قوات من كيان يهود اقتحمت مساء الجمعة غرف المعتقلين المضربين عن الطعام في سجن "نيتسان" بمدينة الرملة وسط فلسطين المحتلة. هذا وقالت هيئة شؤون الأسرى والمحررين في بيان لها إن "مصلحة السجون في كيان يهود تشن حملة مداهمات وتفتيشات واسعة بحق المعتقلين المضربين عن الطعام منذ الاثنين الماضي".

التعليق:

يعتقل كيان يهود نحو 6500 من أهل فلسطين - بينهم 57 امرأة و300 طفل - في 24 سجنا ومركز توقيف، حسب إحصائيات فلسطينية رسمية. وهم يتعرضون لظروف صعبة، لا تحقق أدنى شروط الكرامة الإنسانية. فعلى سبيل المثال فيهود لا يفرقون بين الطفل والشاب والمسن فيعتقلهم جميعاً، ولا بين امرأة أو رجل ويوضعون في ظروف اعتقال قاسية وسط التعذيب والإهانة والإهمال الطبي والحرمان من الزيارات وغيرها من الإجراءات الوحشية التي تصل لحد أنَّ النساء الحوامل تضع الواحدة منهن مولودها وهي مكبلة الأيدي والأرجل وتنقل إلى المستشفى في عربة حديدية لا تقل ظروفها المرة عن مرارة وقساوة السجن. وفي الوقت نفسه، فإن الأطفال المواليد يحتجزون في ظروف صعبة مع أمهاتهم الأسيرات، ويحرمون من أبسط الحقوق الأساسية التي كفلتها المواثيق الإنسانية والدينية، كأن يتم تأخير إدخال الحليب والأطعمة التي تناسب أعمارهم إلى السجون، ومصادرة ألعابهم القليلة التي يدخلها الصليب الأحمر وذلك أثناء عمليات القمع التي تتعرض لها الأسيرات واقتحام غرفهن والأقسام التي يقبعن بها. أما الرجال فهم يتعرضون لصنوف شتى من التعذيب الجسدي والنفسي والإهانة، وإهمال ظروفهم الصحية ومنع الزيارات عنهم وحرمانهم من حقوقهم الأساسية. رغم كل قوانين حقوق الإنسان والمواثيق والعهود الدولية التي تنص على احترام الأسرى وكرامتهم، إلا أنها بقيت حبراً على ورق. فلا كيان يهود يجد من يردعه عن غِيِّه، ولا النظام العالمي يلقي بالاً لما يجري.

ولهذا كان الأسرى في سجون فلسطين يقومون بحركات احتجاجية بأساليب مختلفة منها الإضراب عن الطعام، كوسيلة لتأليب الرأي العام ضد كيان الاحتلال لإطلاق سراح الأسرى أو على الأقل تحسين ظروف الاعتقال. لكن يهود لمَّا لم يجدوا من يوقفهم عند حدِّهم ويضع لتجبرهم نهاية، زاد طغيانهم وعتوا، وكانت ردود أفعالهم لا تجاوز تخفيف عقوبة بحق أسيرٍ ثم العودة لسابق عهدهم من التنكيل والتعذيب والتضييق. فقد أوضحت أماني سراحنة عضو اللجنة الإعلامية لمتابعة إضراب المعتقلين التابعة لنادي الأسير الفلسطيني (غير حكومي) وهيئة شؤون الأسرى، أن الرسائل الواردة من داخل سجون كيان يهود تشير إلى وجود حملة قمعية غير مسبوقة يتعرض لها الأسرى منذ صباح الجمعة.

إن قضية الأسرى والمعتقلين في سجون يهود، ليست إلا فرعاً عن قضية أكبر هي قضية فلسطين كلِّها وتحريرها كاملةً من رجس يهود كجزء من قضية الأمة المصيريَّة في استعادة سلطانها والحكم بكتاب ربِّها وسنة نبيها r. فما كان لكيان هزيل هشٍّ ككيان يهود أن يتجرأ على أهل فلسطين ويهينَهم، وينكِّل بالأسرى، بل أن يكون له من الأساس قوةٌ يتسلط بها على رقاب أهل فلسطين، بل ما كان ليكون موجودا أصلا؛ لولا استخذاء الحكَّام وتآمرهم. فها هو يضرب عدَّة ضربات في عمق الأراضي السوريَّة ولا يجد من نظام (الممانعة) ردَّاً، فالنظام السوري مشغول بقصف شعبه بالصواريخ وضربهم بالكيماوي! بل هذه السلطة الفلسطينية التي تتغنى بـ"الطلقة الأولى" ومشروع النضال الوطني، تعيد المستوطنين الضَّالين لبيوتهم آمنين، ولا يلقى منها أهل فلسطين إلا العداوة والبغضاء. فجنودها "البواسل" منشغلون بإزالة لافتات دعاية لمؤتمر يقيمه حزب التحرير في رام الله بعنوان "الخلافة أمن بعد خوف، وقوة بعد ضعف".

حقاً إننا بغياب الخلافة نكصنا على أعقابنا ضعفاء من بعد قوَّة، نخاف بعد أمننا. يعربد علينا شرذمة الآفاق وينكِّلون بنا فلا يجدون حاكماً واحداً يردُّ لهم الصاع صاعين ويعرِّفهم حجمهم. وما ذاك إلا لأن الخلافة غابت فغاب معها الأمن وضاعت معها هيبتنا وقوَّتنا. فهي التي تحمي الأسرى وتحرر بلاد المسلمين، وتذود عن دمائهم وحرماتهم وأعراضهم وأموالهم. وهي التي يحرُّك خليفتها الجيوش الجرارة لأجل امرأة واحدة، أو رجل مسلم. وفي التاريخ شواهد كثيرة من مثل "والله لا تُروَّع بك مسلمة أبداً" وفتح عموريَّة شاهد ودليل!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم: بيان جمال

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı