كيانُ يهود ضعيفٌ وجبان، وصمتُ جيوشنا هو الذي يمنحهُ القوة
كيانُ يهود ضعيفٌ وجبان، وصمتُ جيوشنا هو الذي يمنحهُ القوة

الخبر: تجاوز عدد مسلمي غزة الذين قضوا نتيجة المجازر والفظائع والإبادة الجماعية التي ارتكبها كيان يهود المحتل في غزة خلال المئة يوم الأولى منذ طوفان الأقصى، 25 ألفا.

0:00 0:00
Speed:
February 01, 2024

كيانُ يهود ضعيفٌ وجبان، وصمتُ جيوشنا هو الذي يمنحهُ القوة

كيانُ يهود ضعيفٌ وجبان، وصمتُ جيوشنا هو الذي يمنحهُ القوة

(مترجم)

الخبر:

تجاوز عدد مسلمي غزة الذين قضوا نتيجة المجازر والفظائع والإبادة الجماعية التي ارتكبها كيان يهود المحتل في غزة خلال المئة يوم الأولى منذ طوفان الأقصى، 25 ألفا.

التعليق:

أمام المجزرة والإبادة الجماعية النادرة التي ارتكبها كيان يهود المحتلّ في غزة، لماذا فشلنا كأمة مسلمة في منع هذه القسوة والخطيئة العظيمة بينما لدينا القدرة على منعها؟!

بعد أكثر من ثلاثة قرون من النّضال من أجل الحقوق والحرّيات ضدّ عقلية القرون الوسطى القاسية والمتوحشة، حقّق الغرب الكافر الاستعماري ثورة فكرية ووصل إلى الرأسمالية. ثم مع الثورة الصناعية اكتشف الاستعمار. وبفضل القوة التكنولوجية والخبرة التي جلبتها الثورة الصناعية، استعمر أفريقيا وأمريكا اللاتينية والشرق الأقصى وآسيا والهند، وهدم الدولة العثمانية، وألغى الخلافة، وعين العديد من الحكومات التابعة له على الأراضي العثمانية، وقد جعل هذه الحكومات تقاتل شعوبها. لقد أحدث الغرب الكافر المستعمر دماراً كبيراً في هذه الأراضي من خلال هذه الحكومات التي خدمته، وأصبح مصير هذه البلاد هو الدم والدموع والجوع والبؤس والتخلف والإرهاب والفوضى والحروب الأهلية والأزمات السياسية والاقتصادية...

لقد قدّمت لنا الحضارة الغربية الكافرة الاستعمارية نفسها على أنها الحضارة الحديثة. لقد شوهوا تاريخنا وماضينا الحافل بالانتصارات عليهم. لقد جعلونا نخجل من أسلافنا، وهكذا سيطروا على عقولنا. لقد أضعفونا باقتلاعنا من جذورنا التي نستمد منها القوة، لقد قيدوا أيدينا وأقدامنا.

لقد شلوا جيوشنا لصالح من يحكموننا، حتى لا نتمكن من منعهم من تعبئة جيوشهم لتحقيق مصالحهم الخاصة. لقد حصروا جيوشنا في ثكناتها. لقد جعلوا جيوشنا تخدم فقط خطط ومصالح الغرب، لقد دمروا استقلالنا، لقد أبعدوا حكامنا وجيوشنا عن شعوبهم وعقيدتهم، وحولوهم إلى جزء من النظام العالمي القاسي والاستعماري الذي أسّسوه بأنفسهم، والذي جثم على البشرية جمعاء.

إلاّ أنّ الشعوب المسلمة في هذه البلاد أعدت جيوشها لمنع حدوث ذلك كله. فلم يأكلوا بل أطعموها، ولم يلبسوا بل كسوها. لقد منحوها أفضل المواقع وزودوها بأفضل الأسلحة. لقد أعطوها أفضل الرواتب وأسكنوها في أفضل البيوت، لماذا؟ من أجل حماية أوطانهم واستقلالهم وأرواحهم وممتلكاتهم وأعراضهم وكرامتهم وعقيدتهم التي أراد الغربُ الكافر المستعمر تدميرها بعدوانه المتغطرس والعدواني.

وللأسف، لقد تغلغل فينا الغرب الكافر المستعمر، وأسرنا، وحاول تدمير أمل الأمة الإسلامية والبشرية جمعاء في شخص حكامنا وجيوشنا.

إنّ المجازر والهجمات الوحشية والهمجية والمتغطرسة والخارجة عن القانون واللاإنسانية التي يرتكبها كيان يهود الغاصب ضدّ الشعب الفلسطيني هي في الواقع اعتداء على شرف وكرامة جيوش البلاد الإسلامية وجميع الشعوب الإسلامية. لقد استخفّ كيان يهود بجيوش المسلمين واكتفى بتجاهلها لأنه تأكد أن الجيش التركي لن يتحرك، ولا الجيش المصري، ولا الجيش الأردني، ولا أي جيش عربي، ولا أي جيش مسلم آخر ضدّ هذه الهجمات. ومن المؤكد أن الجيوش ستبقى في ثكناتها، فكيان يهود لا يخاف من جيوشنا، ولا يأخذها على محمل الجد. ولهذا السبب فهو قادر على تنفيذ هذه الهجمات الوحشية.

إذا استطاع حكام المسلمين وجيوشهم أن يتحرروا من الأغلال والسلاسل والقيود التي وضعها الغرب الكافر المستعمر في عقولهم وقلوبهم بالعودة إلى معتقداتهم وجذورهم، وأن يعيدوا الأمة الإسلامية إلى قوتها العظيمة السابقة من خلال إقامة الخلافة التي ستوحد شعوب المسلمين كافة:

عندها فقط، يمكنهم أن يصبحوا أبطالاً عظماء ينقذون الأمة الإسلامية...

وعندها فقط، يمكنهم إنقاذ البشرية جمعاء من النظام العالمي الكافر الاستعماري القاسي والوحشي ووضع حد لحكمهم...

وعندها فقط، سيكونون قادرين على جعلنا نستعيد شرفنا وكرامتنا واستقلالنا الذي فقدناه أكثر من أي وقت مضى...

عندها فقط يمكن أن يصبحوا أمل الأمة الإسلامية والبشرية جمعاء مرةً أخرى...

عندها فقط يمكنهم تطهير فلسطين من اليهود وإعلاء شأن الأمة الإسلامية...

عندها فقط سترفع الأمة الإسلامية رأسها المنحني وتحتضن جيوشها.

﴿وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيراً الَّذِينَ آَمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفاً

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رمزي عُزير – ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı