كيف ينجح الحراك الثوري ويحقق طموح أهل مصر؟
كيف ينجح الحراك الثوري ويحقق طموح أهل مصر؟

الخبر:   ذكرت عربى21 على موقعها الخميس 2022/11/03م، أن السلطات المصرية رفعت حالة التأهب الأمني إلى أعلى مستوى؛ تحسبا لدعوات الاحتجاج ضد نظام رئيس سلطة الانقلاب، عبد الفتاح السيسي، في 11 تشرين الثاني/نوفمبر الجاري، التي باتت تعرف باسم "مظاهرات 11/11"، والتي دعت لها قوى سياسية معارضة في الخارج. ولجأت الأجهزة الأمنية إلى ثلاثة مسارات لمحاولة إجهاض دعوات النزول، التي تتزامن مع استضافة البلاد قمة المناخ؛ ...

0:00 0:00
Speed:
November 08, 2022

كيف ينجح الحراك الثوري ويحقق طموح أهل مصر؟

كيف ينجح الحراك الثوري ويحقق طموح أهل مصر؟

الخبر:

ذكرت عربى21 على موقعها الخميس 2022/11/03م، أن السلطات المصرية رفعت حالة التأهب الأمني إلى أعلى مستوى؛ تحسبا لدعوات الاحتجاج ضد نظام رئيس سلطة الانقلاب، عبد الفتاح السيسي، في 11 تشرين الثاني/نوفمبر الجاري، التي باتت تعرف باسم "مظاهرات 11/11"، والتي دعت لها قوى سياسية معارضة في الخارج. ولجأت الأجهزة الأمنية إلى ثلاثة مسارات لمحاولة إجهاض دعوات النزول، التي تتزامن مع استضافة البلاد قمة المناخ؛ المسار الأول، شن حملات اعتقال موسعة في عموم البلاد بواسطة الأمن الوطني، المسار الثاني، نشر قوات أمنية ومخبرين سريين في لباس مدني، وتوقيف عشوائي للمارة في الشوارع، وتفتيش هواتفهم المحمولة دون إذن قضائي، واحتجاز بعضهم واستجوابهم، واعتقال البعض الآخر، المسار الثالث، مراقبة شبكات التواصل ورواد مواقع السوشيال ميديا، وتتبع حساباتهم، وملاحقتهم، والقبض على أصحاب تلك الحسابات، وحصرت منظمات حقوقية محلية اعتقال المئات بشكل تعسفي في الحملات الأمنية التي تشنها السلطات في مصر.

التعليق:

إن دعوات التظاهر ومَن خلفها يسعون للإبقاء على وجود النظام الرأسمالي نفسه وبسياساته نفسها مع تغيير أدواته ومنفذيه وفي أضيق الحدود كما حدث مع ثورة يناير التفافا على مطالب الناس وخداعا لهم وكسبا لمزيد من الوقت، إطالة لعمر النظام المهترئ، يوهمون الناس أن الأزمة ليست في الرأسمالية نفسها بل في إساءة تطبيقها وتحويلها إلى ديكتاتوريات يحكمها فاسدون وطغاة، والواقع أن الرأسمالية أو الديمقراطية التي تحكم بلادنا هي الداء وأصل كل بلاء، وهي البيئة الخصبة التي ينمو فيها الفساد ويترعرع ويرتع الطغاة، بلا رادع من أحكام وقوانين تفصّل لتحمي الفساد والمفسدين والطغاة وتمكن الغرب وشركاته من نهب ثروات البلاد في حماية وحراسة الدولة وجيوشها التي ينفَق عليها وعلى تسليحها مما يقتطع من أقوات الناس.

إن العصا الغليظة التي يرفعها النظام في وجه أهل مصر لن تحميه من غضبتهم ولن تصمد أمام هبة ثورية حقيقية حتى لو كانت من أجل الخبز فقط ولم تحمل مشروعا حضاريا حقيقيا، فهناك نار متقدة تحت الرماد لن تخبو بل تزداد اشتعالا وقوة، ولا يخفى على أحد ما يحيق بمصر وأهلها من قهر وذل وتجويع، والمسألة بالنسبة للنظام ومن خلفه هي مسألة وقت، وهم يدركون أن هناك ثورة قادمة حتما وما يعنيهم ليس ثورة الناس بل علامَ تكون ثورتهم، وسعيهم الآن لمنعها أو امتطائها حتى لا تخرج عن الإطار فتبقي على الديمقراطية الفاسدة، أي استنساخ جديد للنظام بوجوه جديدة ربما تكون أبشع في تعاملها مع الناس وأشد قسوة خاصة مع نظام يفتقد لأي نوع من الحلول لمشاكل الناس ولا يستطيع غير قمعهم بالقوة وإجبارهم على قبول قراراته وسياساته التي يفرضها الغرب بقوة السلاح، وحتى هذا لا يعد نجاحا للرأسمالية في خداع الأمة بل هو تقهقرٌ للخلف أمام قوة الشعوب الثائرة التي يتنامى وعيها يوما بعد آخر، وسقوطٌ لأقنعة جديدة عن وجه عملاء الغرب، حتى يملك أهل مصر مشروعهم الحضاري ويدركوا أن خلاصهم وخلاص مصر يبدأ باقتلاع الديمقراطية وأدواتها ومنفذيها من جذورهم واستبدالهم بمشروع الإسلام الحضاري الحقيقي والقادر وحده على النهوض بمصر مما هي فيه من أزمات والذي ينسجم مع مصر وأهلها؛ دولة تطبق الإسلام وتحمله للعالم؛ خلافة راشدة على منهاج النبوة.

 يا أهل مصر الكنانة: إن التعلق بالديمقراطية ومظنة أن إحسان تطبيقها سيجلب الخير للناس والمراهنة عليها هو سير خلف سراب خادع ودوران في دوامة الفشل، والغرب نفسه يدرك ذلك ويبحث عما بعد الديمقراطية، ولا نجاة للعالم كله وليس مصر وحدها إلا بالتخلي عن تلك الديمقراطية وجشعها التي تَغرق وتُغرق العالم كله معها، ولا نجاح لأي حراك تقومون به يدور في إطار النظام ولا يحمل الإسلام ولا يسعى لتطبيقه في دولته الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فهي وحدها التي تصلح حالكم فتمنع التضخم وتنظم الملكيات وتمكنكم جميعا من ثروات البلاد مسلمين وغير مسلمين على حد سواء.

أيها المخلصون في جيش مصر الكنانة: إن نجاح أي حراك يحتاج إلى مشروع بديل يحمله قادة مخلصون مؤهلون لقيادة الناس ونصرة صادقة تمكنهم من تطبيق هذا المشروع، ولا بديل غير الإسلام وتطبيقه في دولته الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، وبينكم حزب التحرير يدعوكم لنصرته ليطبق الإسلام فيكم وبكم وعليكم، صادقا مخلصا رائدا لا يكذبكم، فانصروه وانصروا دعوته، عسى الله أن يكتب النصر والفتح على أيديكم.

أيها المخلصون في جيش الكنانة: إن الأمة بعمومها تتطلع إليكم وليس مصر وحدها تستنصركم وتستصرخكم، فمن للإسلام إن لم يكن أنتم؟! ومن ينصره غيركم؟! فأنتم أحفاد عمرو وصلاح الدين وقطز، أنتم عز الإسلام ودرع دولته، هكذا كنتم وهكذا تنتظركم أمتكم فانصروها بإقامة الدولة التي تطبق الإسلام من جديد عسى الله أن يكتبها على أيديكم فتفوزوا فوزا عظيما، اللهم عجل بها واجعل مصر حاضرتها واجعل جند مصر أنصارها واجعلنا اللهم من جنودها وشهودها.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سعيد فضل

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı