كيف يسكت أهل اليمن على مخططات الأمم المتحدة في بلادهم؟
كيف يسكت أهل اليمن على مخططات الأمم المتحدة في بلادهم؟

عقدت في الكويت يوم الخميس 2016/04/21م جلسة المفاوضات الافتتاحية التي دعت لها الأمم المتحدة بواسطة مبعوثها إلى اليمن إسماعيل ولد الشيخ أحمد بين طرفي الصراع المسلح؛ هادي وأشياعه من جهة وصالح والحوثيين وأتباعهما من جهة أخرى. وكانت الأمم المتحدة قد حددت يوم 2016/04/18م لبدء جولة جديدة من المفاوضات بينهما، إلا أن وفد صالح والحوثيين لم يصل الكويت إلا قبل ساعات من انطلاق المفاوضات.

0:00 0:00
Speed:
April 23, 2016

كيف يسكت أهل اليمن على مخططات الأمم المتحدة في بلادهم؟

كيف يسكت أهل اليمن على مخططات الأمم المتحدة في بلادهم؟


الخبر:


عقدت في الكويت يوم الخميس 2016/04/21م جلسة المفاوضات الافتتاحية التي دعت لها الأمم المتحدة بواسطة مبعوثها إلى اليمن إسماعيل ولد الشيخ أحمد بين طرفي الصراع المسلح؛ هادي وأشياعه من جهة وصالح والحوثيين وأتباعهما من جهة أخرى. وكانت الأمم المتحدة قد حددت يوم 2016/04/18م لبدء جولة جديدة من المفاوضات بينهما، إلا أن وفد صالح والحوثيين لم يصل الكويت إلا قبل ساعات من انطلاق المفاوضات.


التعليق:


المسلَّم به أن تدخل الأمم المتحدة في اليمن ليس بأيادٍ بيضاء، بل يأتي وفق رؤية سياسية خاصة لما يدور من احتراب في اليمن، وإلا لما كانت الحرب تنطلق أمام أعينها وتفتك بعشرات الآلاف بين قتيل وجريح ومئات الآلاف من المشردين وملايين المتضررين من أوارها. في السياق ذاته رحبت الإدارة الأمريكية بانطلاق هذه الجولة من المفاوضات على لسان وزير خارجيتها جون كيري.


إن الأمم المتحدة رغم رفعها شعارات حقوق الإنسان إلا أنها لم تُعِرْ لما يدور في اليمن من اقتتال حساباً بدليل استمرار الحرب في اليمن لأكثر من عام، بل اتخذت من ذلك مطية للسير فيما لديها من رؤية سياسية تخدم طرفاً بعينه ضد الآخر من أطراف الصراع الدولي في اليمن. وهل كان وراء مقتل الأمين العام الثالث للأمم المتحدة السويدي داغ هامرشولد عام 1962م في الكونغو إلا بسبب رؤية الأمم المتحدة لصالح أمريكا في الصراع الدولي مع بريطانيا في الكونغو فأقدمت بريطانيا على قتله؟


كما يأتي إصرار الأمم المتحدة على عقد جولة جديدة من المفاوضات في الكويت بين أطراف الصراع الدامي في اليمن هي الثانية بعد أربعة أشهر من الجولة الأولى في مدينة بيل السويسرية، لتدعم اتفاق الحوثيين "بدون صالح" مع نظام آل سعود في آذار/مارس الماضي على وقف إطلاق النار بينهما على حدود سايكس – بيكو، مع أن صالح ومن ورائه بريطانيا قد عمل على تعطيل جولة الكويت الحالية برفع سقف مطالبه واشتراطاته التي أوقعت الحوثيين في حرج من الذهاب منفردين والخضوع لمطالب صالح، ما جعل إسماعيل ولد الشيخ يتدارك مطبات صالح ويعقد جولة المفاوضات بعد تأخر دام ثلاثة أيام، وهذا ما جعل كيري يرحب بانعقادها.


إن الذي أربك المشهد على تدخل الأمم المتحدة في اليمن هو التصاق صالح بالحوثيين بعد أن كان هدفها هو إبعاده عن الحكم نهائياً في اليمن لصالح الحوثيين.


إن أهداف الأمم المتحدة في اليمن هي تمكين الحوثيين من الحكم، فالحوثيون يرحبون بتدخل الأمم المتحدة في اليمن، فقد وجه محمد علي الحوثي خلال عام عشرات الرسائل لبان كي مون لإيجاد حل سياسي في اليمن، وقادوا وقفات احتجاجية أمام مكتب الأمم المتحدة بصنعاء بلغت 27 وقفة خلال عام أيضاً. ثم فصل جنوب اليمن عن شماله وتسليمه للحراك الجنوبي "فريق أمريكا" وإفساح المجال للنفوذ السياسي الأمريكي وإخراج النفوذ السياسي البريطاني منه، فليعلم أهل اليمن ذلك.


إن بقاء أهل اليمن تحت حكم هذا الفريق أو ذاك أو الفريقين معاً في ظل الصراع الدولي عليه بين أمريكا وبريطانيا لا يعني إلا مستقبلاً قاتماً شبيهاً بما مضى من عشرات السنين غاب فيها الحكم بالإسلام في الحكم والاقتصاد والسياسة الخارجية والتعليم وغيرها، وإن العزة لا تكون إلا بتطبيق الإسلام في جميع نواحي الحياة في ظل دولة الخلافة على منهاج النبوة التي يعمل حزب التحرير لإقامتها، فمدوا أيديكم له واعملوا معه لإقامتها لترضوا ربكم ولتطردوا عن بلدكم الدول المتصارعة عليه.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
المهندس: شفيق خميس - اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı