لا عدالة في نظام الديمقراطية الظالم (مترجم)
لا عدالة في نظام الديمقراطية الظالم (مترجم)

الخبر:   في الأول من أيلول/سبتمبر 2017، أصدرت المحكمة العليا في كينيا برئاسة القاضي ديفيد ماراجا في جلسة محاكمة مكونة من ستة قضاة حكما بإلغاء نتائج الانتخابات الرئاسية ما أدى بالتالي إلى إبطال إعلان أوهرو كينياتا رئيسا منتخبا. ومن بين ستة قضاة قال أربعة إنهم بعد النظر في الأدلة بقرار الأغلبية؛ بناء على المواد 10 و38 و81 و86 من الدستور والبنود 39 (1) و44 (أ) و83 من قانون الانتخابات، فإن المدَّعى عليه اللجنة المستقلة للانتخابات والحدود (إيبك) فشلت، أو أهملت أو رفضت إجراء الانتخابات بالطريقة التي يمليها الدستور. وطالب الحكم اللجنة المستقلة للانتخابات والحدود بإعادة عملية الانتخاب خلال 60 يوما. وقال رايلا أودينجا بأن العدالة قد تحققت وبأن القرار سابقة في أفريقيا.

0:00 0:00
Speed:
September 04, 2017

لا عدالة في نظام الديمقراطية الظالم (مترجم)

لا عدالة في نظام الديمقراطية الظالم

(مترجم)

الخبر:

في الأول من أيلول/سبتمبر 2017، أصدرت المحكمة العليا في كينيا برئاسة القاضي ديفيد ماراجا في جلسة محاكمة مكونة من ستة قضاة حكما بإلغاء نتائج الانتخابات الرئاسية ما أدى بالتالي إلى إبطال إعلان أوهرو كينياتا رئيسا منتخبا. ومن بين ستة قضاة قال أربعة إنهم بعد النظر في الأدلة بقرار الأغلبية؛ بناء على المواد 10 و38 و81 و86 من الدستور والبنود 39 (1) و44 (أ) و83 من قانون الانتخابات، فإن المدَّعى عليه اللجنة المستقلة للانتخابات والحدود (إيبك) فشلت، أو أهملت أو رفضت إجراء الانتخابات بالطريقة التي يمليها الدستور. وطالب الحكم اللجنة المستقلة للانتخابات والحدود بإعادة عملية الانتخاب خلال 60 يوما. وقال رايلا أودينجا بأن العدالة قد تحققت وبأن القرار سابقة في أفريقيا.

التعليق:

كان قرار المحكمة بمثابة حيلة أخرى من قبل دعاة الديمقراطية لإنقاذ نظامهم الديمقراطي المنهار الذي فشل منذ عام 2007 في تحقيق "إرادة السلطة" من خلال الاقتراع. وشرعوا في حملة واسعة النطاق باستخدام جميع أساليب الخداع لضمان إجراء تغييرات تجميلية باسم "الديمقراطية الناضجة"؛ وإدخال منصب رئيس الوزراء لرايلا أودينجا، الذي أدى اليمين كرئيس للوزراء في نيسان/أبريل 2008 ليتمكن من الوصول إلى الحكم نيابة عن أمريكا. وقد تسبب هذا الأمر بمناداة المحكمة الجنائية الدولية في عام 2009 بتعزيز التزام المجتمع الدولي بالسلام وإرساء الديمقراطية في كينيا؛ وأُصدر الدستور الجديد لعام 2010 من أجل توفير معيار لمعالجة التحديات الدستورية التي شهدها الدستور القديم.

كان ما سبق مجرد تغييرات سطحية محدودة عملوا عليها، ولكن؛ لأن الديمقراطية نفسها كنظام حكم منبثقة عن المبدأ الرأسمالي الفاسد فقد انطبق عليها ذلك أيضا. إن المبدأ الفاسد الذي ينبثق عن أذهان الناس الناقصة المحدودة وهدفها الذي يقول بفصل الدين عن الحياة؛ فمن غير المتوقع أن يقدم أية حلول حقيقية للقضايا التي تواجه الإنسانية في كينيا وفي جميع أنحاء العالم؛ كون هذه التغييرات أُعدت من أجل مصالح عقلية مكتسبة ليستفيد منها من يقدم أعلى عطاء. وعلاوة على ذلك، فإن هذا الحكم يؤكد على ما يلي:

  1. أن استقلالية اللجنة المستقلة للانتخابات والحدود في كينيا أمر موضع شك؛ إذ إنها لا تستطيع حتى استضافة عملائها في البلاد، وعوضا عن ذلك تختار استضافتهم في منطقة سيدها الاستعماري (أوروبا)!
  2. أن الدور الذي يلعبه انتخاب المراقبين يتمثل في ضبط الانتخابات بناء على نتائج مقصودة مسبقة، ومن ثم إصدار تقارير لصالح صرّافي رواتبهم، وهذا ما ضبطه مراقبو الانتخابات من الكومنولث والاتحاد الأوروبي والهيئة الحكومية الدولية المعنية بالتنمية الذين كانوا يدعمون العميل البريطاني أوهورو كينياتا في حين كان مركز كارتر داعما لعميل أمريكا رايلا أودينجا. وهذا كله مع حقيقة أن معظمهم أعطى الانتخابات العامة شهادة صحية نظيفة باستثناء مركز كارتر الذي أدلى ببيان في العاشر من آب/أغسطس متعلق بالتصويت، وأشار فيه إلى أن "الانتخابات يوم التصويت وعمليات الفرز تمت بسلاسة غير أن الإرسال الإلكتروني للنتائج لا يمكن الاعتماد عليه".
  3. مجازفات اقتصادية عالية أقدم عليها اللاعبون الدوليون الذين كانوا مهتمين فقط باستقرار كينيا في مقابل الدعوة إلى إجراء انتخابات ذات مصداقية، وساروا قدما فقدموا التهنئة على إعادة انتخاب أوهورو كينياتا على الرغم من حقيقة أن هناك استياء شديداً من قبل المعارضة التي زعمت وجود مخالفات صارخة في الانتخابات.

إن تحقيق التغيير الحقيقي لن يكون إلا عبر تبني مبدأ بديل من عند خالق البشرية الذي يعرف مصالحها والدعوة لها. هذا المبدأ هو الإسلام، وتطبيقه هو الضمان الوحيد لإحلال السلام والهدوء والازدهار.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

علي ناصورو

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı