لا إله إلا الله، ولا دين آخر يُقبل إلا الإسلام (مترجم)
لا إله إلا الله، ولا دين آخر يُقبل إلا الإسلام (مترجم)

الخبر:   نفى الرئيس التركي رجب طيب أردوغان المخاوف بشأن تراجع الليرة مطالباً الأتراك "بعدم القلق" بعد أن وصلت العملة إلى مستويات متدنية قياسية في الأسابيع الأخيرة بسبب الخلاف المتزايد مع أمريكا. وفي حديثه مع أنصاره في إقليم ريزي المطل على البحر الأسود، قال أردوغان إن المخاوف بشأن العملة هي حملات ضد تركيا. حيث قال أردوغان: "هناك حملات مختلفة يتم تنفيذها، لا تلتفتوا لها"، وأضاف: "لا تنسوا، إذا كان لديهم دولاراتهم فنحن لدينا شعبنا ولدينا إلهنا. نحن نعمل بجد؛ انظروا إلى ما كنا عليه قبل 16 عاما وانظروا إلينا الآن". (رويترز)

0:00 0:00
Speed:
August 18, 2018

لا إله إلا الله، ولا دين آخر يُقبل إلا الإسلام (مترجم)

لا إله إلا الله، ولا دين آخر يُقبل إلا الإسلام

(مترجم)

الخبر:

نفى الرئيس التركي رجب طيب أردوغان المخاوف بشأن تراجع الليرة مطالباً الأتراك "بعدم القلق" بعد أن وصلت العملة إلى مستويات متدنية قياسية في الأسابيع الأخيرة بسبب الخلاف المتزايد مع أمريكا.

وفي حديثه مع أنصاره في إقليم ريزي المطل على البحر الأسود، قال أردوغان إن المخاوف بشأن العملة هي حملات ضد تركيا.

حيث قال أردوغان: "هناك حملات مختلفة يتم تنفيذها، لا تلتفتوا لها"، وأضاف: "لا تنسوا، إذا كان لديهم دولاراتهم فنحن لدينا شعبنا ولدينا إلهنا. نحن نعمل بجد؛ انظروا إلى ما كنا عليه قبل 16 عاما وانظروا إلينا الآن". (رويترز)

التعليق:

نعم لدينا إلهنا ولا إله إلا الله ولا يُقبل دين إلا الإسلام. الإسلام هو الطريقة الوحيدة والكاملة للحياة. ﴿الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا﴾ [المائدة: 3]، أنزل الله الرحيم الدين الإسلامي للمؤمنين، النظام الذي يجلب النور على حياة البشرية جمعاء، عن طريق رسوله. إلا أن الكفار يعارضون الدين ويتخذون الطاغوت حليفاً لهم وحلاً لمشكلاتهم في الحياة. ﴿اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ﴾ [البقرة: 257]

على الرغم من جميع المشاكل السياسية والاقتصادية والاجتماعية، لا يزال أردوغان ينأى بنفسه عن اعتبار الإسلام هو الحل للمشكلة. بدلا من ذلك، استمر في أخذ النظام العلماني الرأسمالي لحل مشكلته الاقتصادية. في الوقت نفسه يطلب المساعدة من روسيا باعتبارها صديقاً!

بيع الدولار والذهب مع افتراض أن قيمة الليرة ستزيد هو ليس سوى مجرد حل، ودليل على أن النظام الاقتصادي التركي وعقلية القائد مقيدان بالنظام الرأسمالي أو فكرته. ماذا يحدث إذا استمرت الحملة عندما تعمل أمريكا وحلفاؤها معًا لمقاطعة الاقتصاد التركي مثل قطر؟ هل سيستفيد النظام حالياً من مساعدة تركيا في المحافظة على استمرارها؟ هل سيحمي "صديق" مثل روسيا تركيا؟ في الواقع إن الذهب نفسه هو آخر شبكة أمان لأي بلد خلال الأزمة الاقتصادية..

إن اتخاذ عدو مثل روسيا التي تقتل المسلمين في سوريا كصديق لموازنة القوة على الصعيد الدولي يجعل روسيا أقوى في المنطقة، لكن لن تكون ميزة للمسلمين. روسيا تستفيد من ضعف تركيا. فهي مثلها مثل أوروبا لم تعترف بتركيا كجزء منها أو تميز المسلمين في أوروبا؛ بسبب كراهيتهم للإسلام.

لا شيء أكثر من ذلك يجب أن يقلق المسلمين في تركيا عندما يقوم الزعيم بحل مشاكل البلاد بالاعتماد على النظام الضعيف وتوسل العدو للحصول على المساعدة. الكفار الذين يكرهون الإسلام سواء أوروبا أو أمريكا أو روسيا سيجدون كل الوسائل الاقتصادية أو السياسية لوقف مبدأ الإسلام من الانتشار أو التنفيذ ككل في العالم بأسره. فهم يعملون معاً لفصل البلدان الإسلامية ومحاولة تقليص نفوذ المسلمين قدر استطاعتهم. والنظام الرأسمالي أسوأ حيث يتم استخدامه كأداة للسيطرة والتلاعب وتهديد البلدان في جميع أنحاء العالم.

عزيزي "سلطان" تركيا وإخوتي المسلمين،

أنت تعلم أن كل هذه المشكلة حدثت بعد أن انهارت الخلافة؛ الكيان الذي كان يطبق الإسلام ويحمي الدولة في الماضي. لا تزال تركيا قوية حتى الآن بسبب تأثير الزخم الذي مارسه النظام منذ 1400 عام. إن المسلمين في تركيا كغيرهم من المسلمين في العالم يتمتعون بالقوة لمجرد الإسلام. يجب على تركيا أن تتذكر السلطان الأسطوري عبد الحميد الثاني أو السلطان سليمان القانوني الذي طبق الإسلام في الحياة وحمى كل شبر من الأراضي الإسلامية من الكفار. يمكن رؤية نور الإسلام في الفرد والمجتمع والدولة. لا يمكن مقارنته بأي نظام آخر ولا يمكن لأي نظام آخر منافسته. إن النظام الرأسمالي يجعل تركيا ضعيفة. حيث يتجاهل النظام الحاكم العلماني للجمهورية الديمقراطية قانون الشريعة، ويأذن للحكام الأوتوقراطيين بوضع قوانينهم الخاصة وحماية مصالح الكفار والحكام.

العالم يحتاج سلطاناً قوياً يطبق الإسلام كاملاً كنظام حياة.

العالم بحاجة إلى سلطان شجاع يمكنه مساعدة المسلمين في فلسطين وسوريا وميانمار والصين وكشمير...

العالم بحاجة إلى سلطان قادر على حماية كرامة المسلمين في جميع أنحاء العالم.

العالم بحاجة إلى سلطان قادر على تحرير نفسه من الفكرة العلمانية والنظام العلماني.

انصروا الله كي ينصركم ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أحمد يوسف

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı