لا ملجأ من الله إلّا إليه
لا ملجأ من الله إلّا إليه

الخبر: بثت هيئة الإذاعة البريطانية "بي بي سي"، آيات من القرآن الكريم، وبعض الأحاديث النبوية الشريفة عبر 14 إذاعة محلية تابعة لها. وتعمل الإذاعة إلى ترجمة عدد آخر من الأحاديث النبوية في خطوة الهدف منها تعزيز شعور الانتماء لدى المسلمين في بريطانيا. وفي خبر مماثل، رفع الأذان ظهر الجمعة 3 نيسان/أبريل للمرة الأولى عبر مكبّرات الصّوت الخارجيّة في مسجد "دار السلام" بالعاصمة الألمانية برلين كما قرعت أجراس كنيسة الجليل في نفس وقت الأذان ضمن مبادرة سمحت بها السلطات هناك لـ"تعزيز التضامن" في ظل تفشي وباء كورونا في البلاد.. كما رفع الأذان في عشرات المساجد الأوروبية الأخرى في دول مثل إسبانيا وبريطانيا وفرنسا وبلجيكا وهولندا. (الجزيرة 4 نيسان/أبريل 2020)

0:00 0:00
Speed:
April 09, 2020

لا ملجأ من الله إلّا إليه

لا ملجأ من الله إلّا إليه


الخبر:


بثت هيئة الإذاعة البريطانية "بي بي سي"، آيات من القرآن الكريم، وبعض الأحاديث النبوية الشريفة عبر 14 إذاعة محلية تابعة لها. وتعمل الإذاعة إلى ترجمة عدد آخر من الأحاديث النبوية في خطوة الهدف منها تعزيز شعور الانتماء لدى المسلمين في بريطانيا. وفي خبر مماثل، رفع الأذان ظهر الجمعة 3 نيسان/أبريل للمرة الأولى عبر مكبّرات الصّوت الخارجيّة في مسجد "دار السلام" بالعاصمة الألمانية برلين كما قرعت أجراس كنيسة الجليل في نفس وقت الأذان ضمن مبادرة سمحت بها السلطات هناك لـ"تعزيز التضامن" في ظل تفشي وباء كورونا في البلاد.. كما رفع الأذان في عشرات المساجد الأوروبية الأخرى في دول مثل إسبانيا وبريطانيا وفرنسا وبلجيكا وهولندا. (الجزيرة 4 نيسان/أبريل 2020)


التعليق:


شلّ فيروس كورونا الحركة الاقتصاديّة لأغلب الدّول في العالم ولزم النّاس بيوتهم وأغلقت دور العبادة في ظل الحجر الصحّي العام الذي فرضته الحكومات توقّيا من تفشي هذا الفيروس ومواصلة انتشاره. ومن تداعيات فيروس كورونا حالة الذّعر والخوف والهلع التي أصابت متساكني هذه المعمورة أمام الأعداد الهائلة من النّاس التي قضت، وصور ومقاطع الفيديوهات التي تم تداولها عبر مواقع التواصل من جثث ملقاة على الأرض ومصابين في أروقة المستشفيات ينتظرون دورهم في أقسام الإنعاش وصيحات الفزع التي يطلقها الأطباء منذرين بكارثة على الأبواب. وإزاء هذا الوضع العام، سمحت بعض الدّول الأوروبية أن يُرفع الأذان بشكل علني لأوّل مرّة حيث كان سابقا يتمّ داخل المساجد فقط دون استخدام مكبّرات الصّوت. والحقيقة أن هذه المبادرات التي جاءت في ثوب التضامن والتّآزر والتعايش مع مختلف الأديان إنّما هي إقرار باستحالة فصل الدّين عن الحياة: إن الرأسمالية بقوانينها الوضعيّة والتشريعات المادّية البحتة أقصت النّاحية الرّوحية وأهملت الجوانب النفسية والأخلاقيّة في الإنسان وتغافلت عن حاجة الإنسان إلى خالق أقوى منه، فالتجأت أوروبا للأذان ودقّ الأجراس لسدّ عجز الرأسماليّة عن تقديم المعالجات الكافية للبشر في ظلّ هكذا ظروف. إن هذه الاستغاثة إنّما هي إدراك بأن اللجوء لا يكون إلا للمسبّب؛ إلى الله، فهو القادر على بعث هذه الطّمأنينة والإحساس بالحماية والشعور بالأمل وعدم القنوط من رحمته. استكبر العلمانيون عن المنهج الربّاني في إدارة شؤون الخلق ولكن يسمحون في الآن ذاته بإقحام الدّين متى استعصت عليهم الأمور، فنجد، على سبيل المثال، أن السّلطات في البلاد الإسلاميّة تدعو النّاس لصلاة الاستسقاء متى استمرّ الجفاف بالرّغم من أن في ذلك خرقاً لدساتيرهم المدنيّة. إن هذا الفيروس أثبت بالمحسوس لكلّ من لا زالت قلوبهم معلّقة بالغرب ونظامه وكلّ من صنّف الدّين في خانات الصوم والزكاة والصلاة والحجّ وغيّبه في بقيّة مجالات الحياة، أنّ العقل البشري، مهما بلغت درجات علمه ونبوغه، تمنعه محدوديّته في ظلّ المتغيّرات والتطوّرات التي تحدث في الحياة البشريّة من وضع حلول شاملة ومتكاملة تصلح لفترة زمنيّة كبيرة. لذلك وجب على الإنسان أن يخضع للذي لا يتغيّر... يقول الشعراوي في تفسيره للآية 45 من سورة البقرة ﴿وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ﴾، معنى الخشوع هو الخضوع لمن ترى أنّه فوقك بلا منازع، فمن الممكن أن يستكبر الإنسان بما عنده ولكنّه يخضع لمن كانت له حاجة عنده. والخاشع هو الطائع لله، الممتنع عن الحرمات، الصّابر على الأقدار، الذي يعلم يقينا داخل نفسه أن الأمر لله وحده وليس لأي قوّة أخرى.


إنّ السيادة المؤقّتة التي حكمت بها الرّأسمالية عنوة قد آن لها أن تتنحّى وآن للإسلام أن يحكم، وكما قال سيد قطب: "إذا أريد للإسلام أن يعمل، فلا بد للإسلام أن يحكم، فما جاء هذا الدين لينزوي في الصوامع والمعابد أو يستكن في القلوب والضمائر". وإننا لنراه فرجاً قريباً بإذن الله، فقد دقّ هذا الفيروس في نعش الاتّحاد الأوروبي صافرة الرّحيل مؤذنا بانهيار الرأسماليّة وانكشف الباطل عاريا بلا أقنعة وبان أن لا حلّ إلا بنظام حكم من عند خالق البشر.


كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
م. درة البكوش


#كورونا

#Covid19

#Korona

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı