الخبر: نقلت بوابة الفجر الإلكترونية الاثنين 15 حزيران/يونيو 2015م، ما جاء في مداخلة رئيس الوزراء المصري إبراهيم محلب حول تقرير مجلس السلم والأمن عن أنشطته وحالة السلم والأمن في أفريقيا، بما في ذلك الإرهاب، والتطرف الأصولي، والتي قال فيها تواجه حالة السلم والأمن في قارتنا الأفريقية تحديات عديدة لا تتصل فقط بالنمط التقليدي للنزاعات المسلحة، وإنما ترتبط بظهور تهديدات ناشئة تتمثل في مخاطر الإرهاب والقرصنة والجريمة المنظمة العابرة للحدود، وذلك بالإضافة إلى التحديات التي ما زلنا نواجهها فيما يتعلق باستمرار النزاعات المسلحة في عدد من دول القارة، وما يترتب على ذلك من انعكاسات سلبية على الأوضاع الإنسانية، وأضاف: يوماً بعد يوم تتأكد حقيقة أنه ما من بلد آمن من مخاطر الإرهاب، فلا تعرف دعاوى وجرائم الجماعات الإرهابية حدوداً فاصلة، ولا تراعي حرمات أو مقدسات، وتتبع منهجاً مغلوطاً يستغل جهل البعض بجوهر الدين الإسلامي الحنيف وتعاليمه السمحة، وهنا يتعين أن تكون إدانتنا لهذه الأعمال مطلقة، وليس مقبولا التسامح مع الإرهاب بأي مبرر، وقال: في إطار ما تقدم، أود أن أعرب عن تضامن مصر حكومة وشعباً مع جميع الدول والشعوب المتضررة من الإرهاب، وإدانتنا بأشد العبارات لجرائم الإرهاب الدنيئة بمختلف أشكالها وأياً كان مرتكبوها، وأكد على أهمية تبني مقاربة شاملة لمكافحة الإرهاب لا تقتصر فقط على الجانب الأمني، وإنما تمتد لتشمل تجفيف منابع الإرهاب سواء من الجانب الفكري أو الاقتصادي، بزيادة التوعية المجتمعية خاصة في أوساط الشباب لمواجهة الفكر المتطرف، مضيفا: أود أن أشير في هذا الصدد إلى الدور الذى يضطلع به الأزهر الشريف في العديد من دول قارتنا لنشر رسالة الإسلام السمحة ومواجهة الأفكار المتطرفة. التعليق: الإرهاب والأفكار المتطرفة والسلم والأمن، مصطلحات يكثر الحكام وأبواقهم من تداولها وبنفس المعنى الذي وضعه ورسخه وروج له الغرب، فالإسلام هو الإرهاب عندهم وكل مسلم غيور على دينه هو إرهابي، وأفكار الإسلام التي تدعو إلى عودة الإسلام للسيادة وتنفض الخنوع والخضوع هي في نظرهم أفكار متطرفة، والسلم والأمن لا يأتي من وجهة نظرهم تلك إلا بالخنوع والخضوع وقبول التبعية للغرب الكافر وبقائه مهيمنا على بلادنا ناهبا خيراتنا وثرواتنا، نعم هذا هو الإرهاب والتطرف في نظرهم وما يعكر صفو سلمهم وأمنهم فهو ما يقض مضجعهم ويفزعهم ويؤرق نومهم، وتلك هي الأفكار التي يمتعضون منها ولا يرجون سماعها لأنها تنهي ما هم فيه من شراكة لسادتهم في الغرب بعد أن تقتلعهم من بلاد الإسلام، وتعيد للأمة ما غصبوه من حقوقها فهي أفكار متطرفة من وجهة نظرهم، وأي فكرة تسعى لإعادة سلطان الأمة إليها ونبذ هؤلاء الحكام الوكلاء وأربابهم هي أفكار تعبث بالسلم والأمن، نعم تعبث بسلم وأمن الحكام القائم على تعبيد الشعوب للغرب لا لله عز وجل، هذا الغرب الرأسمالي الجشع الذي صنع الإرهاب ورعاه وهو الذي لا يعبأ لدماء ولا لحرمات طالما هناك منفعة ومصلحة متحققة أو مأمول تحققها، وما حروب الغرب سابقا ولاحقا إلا دليل على ذلك، فمن قتل مسلمي البوسنة ومن قتل مسلمي العراق ومن يدعم بشار سفاح سوريا الآن، ناهيك عن الحربين العالميتين وما سفك الغرب فيهما من دماء، نعم إننا رهبة لهم وفزع يؤرقهم ويقض مضاجعهم لأننا سننهي سطوتهم وهيمنتهم وسنعيد عزنا بخلافة على منهاج النبوة، ونعم هناك أفكار متطرفة بيننا هي نتاج ما غرس الغرب من أفكاره المنحطة على مدار عقود وروج لها المضبوعون على أنها من الإسلام، أفكار نعكف على تنقية الإسلام منها وإعادته كالنبع الصافي كما نزل على رسول الله ﷺ، نعم إن الإسلام يهدد أمنكم وسلمكم لأنهما ذل وعار وخزي لأمة محمد ﷺ لأنهما قائمان على الخنوع والخضوع والرضا بالغرب مهيمنا على الأمة ناهبا خيراتها، ولأنهما رضيا ببقاء الأمة مقطعة الأوصال إلى أكثر من خمسين كياناً، ولأنهما يبقيان الأمة بدون خلافة ولا خليفة يحكمها بالإسلام كاملا شاملا غير منقوص، فتنعتق به الرقاب من بيعة واجبة في الأعناق، فكيف يتحقق السلم والأمن للأمة ومصر جزء منها وللعالم أجمع؟! إن العالم اليوم بعد فشل الرأسمالية بوجوهها المتعددة من ديمقراطية وعلمانية وليبرالية في حاجة إلى نظام جديد قادر على إرساء دعائم عدل حقيقي يحقق الأمن والسلام في الأرض، وهذا العدل مطلق لا يتحقق إلا بنظام ينظر إلى الإنسان نظرة صحيحة فيعالج مشكلاته علاجا صحيحا يوافق فطرته ويقنع عقله وهذا لا يكون ولن يكون إلا بالإسلام ومن خلال خلافة على منهاج النبوة تطبق الإسلام كاملا غير منقوص فتطعم الجائع وتكسو العريان ويأمن الناس في ظلها ويعم خيرها كل البشر بل والشجر والحجر، ولعلنا نذكر كيف حكم الإسلام وكيف كان عدله وإنصافه مع غير المسلمين قبل المسلمين وكيف أمن الناس على أموالهم وأعراضهم في ظل دولته ولعلنا نرى حال الناس الآن وبعد عقود من سقوط الخلافة وتفشي حالات العنف والقتل غير المبرر والذي يطال المسلمين خاصة وما محاكم التفتيش منكم ببعيد. يا أهل الكنانة إن حكامكم يمعنون في خداعكم حتى يتقوا غضبتكم لله عز وجل وحتى يجعلوا منكم حربا على الإسلام من حيث لا تشعرون، وإنكم أبناء المساجد الركع السجود الذين تكسرت على عتباتكم جحافل الغزاة، فجددوا عهدكم وبيعتكم لله ورسوله وأعلنوها لهم إن أهل مصر لن يركعوا إلا لله وأن قائدهم هو محمد ﷺ وغايتهم الكبرى هي خلافة على منهاج النبوة تعيد السلم والأمن لمصر وإفريقيا والعالم كله، فكونوا سباقين لها وأعيدوا ذكرى العظام الكرام صلاح الدين وقطز، فمن للإسلام إن لم يكن أنتم؟! ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ﴾ كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرسعيد فضلعضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر
لا سلم ولا أمن لمصر وإفريقيا إلا في ظل خلافة على منهاج النبوة تقتلع الرأسمالية الحاكمة وتنهي التبعية للغرب
More from Haber ve Yorum
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
(Tercüme)
Haber:
Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).
Yorum:
Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.
Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.
Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.
Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.
Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.
Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.
Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:
Muhammed Emin Yıldırım
Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır
Haber:
Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.
Yorum:
Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.
En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.
Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!
Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!
Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!
Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.
Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Dr. Muhammed Caber
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı