لا تقصفوا سوريا! (مترجم)
December 02, 2015

لا تقصفوا سوريا! (مترجم)

لا تقصفوا سوريا! (مترجم)

الخبر:

اندلعت احتجاجات حاشدة في لندن ومدن أخرى عديدة في جميع أنحاء البلاد تدعو الحكومة إلى عدم توجيه ضربات جوية إلى سوريا. وقد رفعت لافتات كثيرة تحمل شعار "لا تقصفوا سوريا" كما خرج آلاف المحتجين إلى شوارع العاصمة البريطانية لإيصال صوتهم، في مظاهرة نظمها تحالف "أوقفوا الحرب". بدأت المظاهرة في لندن من شارع داوننغ 10 خارج مقر رئيس الوزراء البريطاني ديفيد كاميرون. وقد كان سببها الاحتجاج على تصويت البرلمان على خطة لدعم توجه الحكومة البريطانية إلى بدء قصف تنظيم الدولة الإسلامية في سوريا. (المصدر: RT)

التعليق:

أظهرت هذه المسيرات في كل من بريطانيا وإسبانيا في 28/11/2015 تزايدا في أعداد أولئك الذين يدركون أن إلقاء مزيد من القنابل على سوريا ليس هو الحل للصراع المستمر فيها. وقد قامت مجموعة من موسيقيين وسياسيين وأكادميين وفنانين بريطانيين بكتابة بريد إلكتروني قاموا بتوجيهه لديفيد كاميرون يحثونه فيه على عدم توجهه لقصف سوريا، موضحين بأن حملة القصف هذه لن تساعد في مكافحة الإرهاب، لا بل إنها ستفاقم من الوضع. وعلى الرغم من هذه الإجراءات والاعتصامات إلا أن المتظاهرين أقروا بأن رئيس الوزراء البريطاني سيتمكن من الحصول على تصويت مجلس العموم لصالح قصف سوريا وذلك في وقت يشن فيه حملة جادة يسعى من خلالها لجعل أعضاء أحزاب المعارضة يساندون توجهاته هذه. وفي أعقاب هجمات باريس أصبح هناك رأي عام قوي عند كلا الجانبين؛ أولئك الذين يريدون أن يقضوا على تنظيم الدولة، والذين يعرفون أن مثل هذه السياسة الخارجية خلقت انعداما للأمن في شوارع أوروبا.

إن الديمقراطية في حقيقتها تظهر بأن أولئك المنتَخَبين الذين يفترض بهم تمثيل الجماهير المنتخِبة يفعلون في الواقع ما يريدونه هم ويرغبون به. تماما كما فعل توني بلير عندما أقدم على المشاركة في الحرب على العراق عام 2003 مع نقص واضح في المعلومات الاستخباراتية كما أصبحنا نعلم الآن. أما عن المعتصمين فسيسمح لهم بالاحتجاج ورفع أصواتهم عاليا كما سيتم احترام مبدأ حرية التعبير عند قيامهم بذلك. وفي المقابل فإن حججهم القوية التي سيقدمونها ستُتجاهل وهذا أيضا جزء من العملية الديمقراطية.

وفي الصراع السوري، فإن جميع القرارات المتخذة تستند حتى الآن إلى النموذج العلماني الرأسمالي ولا تخدم إلا أهواء أولئك الرأسماليين الذين يضحون بحياة الإنسان من أجل منافعهم المادية. وإن حرية التعبير ورفع الصوت للاحتجاج تصبح محددة مقيدة عندما لا يتعرض المسؤولون وأصحاب القرار في الدولة للمساءلة الحقيقية. أما عن أصوات المحتجين والناشطين فإنها تندثر وتُخفى ولا يلقى لها بال في سبيل تحقيق مزايا استراتيجية ومكاسب مادية على المدى الطويل.

لقد آن الاوان لكي يرى أولئك الذين رأوا عيوب تصرفات رئيس الوزراء ديفيد كاميرون، البديل الحقيقي في نظام سامٍ راقٍ، هو نظام الخلافة. ففي نظام الخلافة على منهاج النبوة لم يُترك التشريع للبشر وبالتالي فإن الحلول التي قدمها لا تزيد من تفاقم المشكلة. وكل الأفعال مرتبطة في ظل هذا النظام برضا الله ومحاسبته تعالى، كما أن الأمة تعطي البيعة للخليفة ليحكم بالإسلام، لا لينجر ويصبح تابعا لقوى أخرى لمساعدتها في تحقيق أهدافها السياسية. أما عن رعايا دولة الخلافة فإن لهم ليس حق إبداء الرأي فحسب بل واجب إبداء الرأي والمحاسبة (الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر). وعلى الرغم من هذا كله فإذا ما تعدى الخليفة حدوده التي أمره بها الشرع فإنه سيتعرض للمساءلة والمحاسبة العادلة الحقيقية وربما يعزل.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نادية رحمان - باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı