لا تزال حرب أمريكا الخاسرة ضد "الإرهاب" تضحي بالشعب
لا تزال حرب أمريكا الخاسرة ضد "الإرهاب" تضحي بالشعب

الخبر:   صرح توماس ويست، الممثل الخاص لوزارة الخارجية الأمريكية إلى أفغانستان، في ملاحظاته الأخيرة في مركز الدراسات الاستراتيجية والدولية: "إنني أخشى حقاً - وأعتقد أن هذا شعور الجميع - أن ما نراه الآن هو توقف مؤقت منذ 44 عاماً من الصراع وسوف نرى عودة الحرب الأهلية مع الوقت". إلى جانب ذلك، صرح المبعوثان الخاصان لباكستان وإيران إلى أفغانستان ووزارة خارجية طاجيكستان في الجمعية العامة للأمم المتحدة أن أفغانستان تتحول إلى ملاذ آمن للإرهاب. ...

0:00 0:00
Speed:
October 10, 2022

لا تزال حرب أمريكا الخاسرة ضد "الإرهاب" تضحي بالشعب

لا تزال حرب أمريكا الخاسرة ضد "الإرهاب" تضحي بالشعب

(مترجم)

الخبر:

صرح توماس ويست، الممثل الخاص لوزارة الخارجية الأمريكية إلى أفغانستان، في ملاحظاته الأخيرة في مركز الدراسات الاستراتيجية والدولية: "إنني أخشى حقاً - وأعتقد أن هذا شعور الجميع - أن ما نراه الآن هو توقف مؤقت منذ 44 عاماً من الصراع وسوف نرى عودة الحرب الأهلية مع الوقت". إلى جانب ذلك، صرح المبعوثان الخاصان لباكستان وإيران إلى أفغانستان ووزارة خارجية طاجيكستان في الجمعية العامة للأمم المتحدة أن أفغانستان تتحول إلى ملاذ آمن للإرهاب.

كل هذه التصريحات تأتي في وقت تصاعدت فيه بشكل كبير الهجمات الاستخباراتية على المدنيين. حيث شهدت أفغانستان العديد من الهجمات القاتلة على المساجد والمدارس وجوانب الطرق خلال الأسبوع الماضي. ووقع أحد هذه الاعتداءات داخل مؤسسة تعليمية، مخلفة وراءها أكثر من 50 شهيداً معظمهم من الطالبات.

التعليق:

منذ الهزيمة العسكرية لأمريكا وحلف شمال الأطلسي في أفغانستان، وبعد استبدال الإمارة الإسلامية بنظام الجمهورية المدعوم من الغرب، استخدمت أمريكا سياسات مختلفة ضد الإمارة حتى الآن. حيث كانت أمريكا تنفذ مهامها في أفغانستان، إما بشكل مباشر أو من خلال حكوماتها الإقليمية العميلة.

ترى أمريكا مصالحها عبر السيطرة الكاملة على حكومة طالبان فضلاً عن دمجها مع النظام العالمي العلماني الحالي لتحويلها تدريجياً إلى واحدة من الحلفاء التابعين لها في المنطقة. وتحاول أمريكا الانخراط مع حكومة طالبان على أساس سياسة "العصا والجزرة" لجعلها تنحرف عن مواقفها الإسلامية.

يتم تطبيق هذه السياسة لفرض ضغوط سياسية واقتصادية ونظام القيم على حكومة طالبان. ومع ذلك، تحاول أمريكا وحلفاؤها تكثيف الضغط على المنطقة من خلال تنفيذ هجمات استخباراتية وتفجيرات قاتلة. لذلك، اتخذت هي ودول المنطقة مواقف مشتركة ضد أفغانستان، واصفة إياها بـ"ملاذ الإرهاب" ومهد الحروب الأهلية، وهكذا دأبوا على حث طالبان على الانصياع لمطالبهم الخطيرة والسيناريوهات الخفية. ولهذا فإن الشبكات الاستخباراتية لدول المنطقة تنفذ هجمات إرهابية وحشية على المدنيين الأفغان بناء على تعليمات المخابرات الأمريكية بهدف الضغط على طالبان والتضحية بالمدنيين المظلومين والعزل.

بالإضافة إلى الهجمات الاستخباراتية، يستخدم المستعمرون الغربيون وعملاؤهم القوة الناعمة والتدابير الثقافية ضد حكومة طالبان. حيث يتم استخدام حقوق الإنسان وحقوق المرأة والحكومة الشاملة واحتجاجات النساء في الشوارع والحملات الإعلامية وأنشطة المجتمع المدني التي هي من مخلفات الغزو السابق ونظام الجمهورية وجزء من القوى الناعمة والثقافية ضدها بطريقة منظمة.

جدير بالذكر أن الحملة الغربية "الحرب على الإرهاب" بقيادة أمريكا والتي كانت في الواقع حرباً على الإسلام والمسلمين قد فشلت. ومع ذلك فهم يستخدمون مصطلح "الإرهاب" ضد الحكومات. ففي عام 2001، تم إعلان الحرب ضد الإسلام السياسي، وهي حرب أراد الغرب منها تجنب إحياء النظام الإسلامي والقضاء على مؤيدي هذه الفكرة.

أما في الوقت الحاضر، فإن كل حكومة تعرف مصطلح "الإرهاب" بناءً على مصالحها، وذلك لتسمية أعدائها بأنهم إرهابيون وداعمون للإرهاب. بينما، إذا بحث المرء عن معنى هذا المصطلح في قاموس أكسفورد، فإنه سيجده يعني: "استخدام العمل العنيف من أجل تحقيق أهداف سياسية". وهذا يعني أن القوى الغربية والحكام الخونة للمنطقة يشنون هجمات استخباراتية وحشية ضد المدنيين لضمان مصالحهم. في الواقع، هذا هو الإرهاب الذي على أساسه حددوا مصالحهم.

في غضون ذلك، تحاول أمريكا فرض مطالبها الكافرة على طالبان بينما تصادف أن ترحب دول المنطقة بمثل هذه السيناريوهات الخطيرة المروعة، وتتصرف بطريقة وحشية في قتل الأبرياء لإرضائها من أجل الحفاظ على سلطتها وضمان الديون من البنوك الدولية وصندوق النقد الدولي.

يجب على طالبان أن تدرك أن السلطة هي أكبر امتحان من الله سبحانه وتعالى. السلطة هي نعمة من الله تتطلب منا أن نكون شاكرين لها؛ وإذا أخذناها كأمر مسلّم به، فهذا يعني أننا قد أعمينا أعيننا عن نعمة الله سبحانه وتعالى. فأن نكون شاكرين يعني أننا يجب أن نستخدم السلطة بحسب ما أمر الله به سبحانه وتعالى.

إن السلطة التي لا تظهر المقاومة والتفوق على ضغوط العدو، السلطة التي لا تظهر الحكم والصلابة؛ السلطة التي لا تعلن النظام الإسلامي (الخلافة) والتنفيذ الشامل والفوري للإسلام، فإنها في الواقع ستقودنا إلى جحود النعمة والفشل في امتحان الله. يجب أن ندرك أننا لسنا من يمنح السلطة والشرف ولكنها من عند الله سبحانه وتعالى. لذلك يجب ألا نتباهى ولا نتخيل أنه بأخذنا للسلطة، انتهى اختبار الله، وتلاشى الجهاد، وأصبح الله راضياً عنا. فالسلطة تأتي من نصرة الله، فيعطيها لمن يشاء، وينزعها ممن يشاء، ليتم تبيان من كان شاكرا ومن لا يشكر، ومن ينخدع بمؤامرات العدو ومتاع الحياة ومن لا ينخدع، كما قال سليمان عليه السلام في قوته وسلطته: ﴿قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سيف الله مستنير

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı