لا يمكن للغرب أن ينهي التحرش الجنسي أبدا ما دام يتمسك بمذهب الحرية الإلحادي (مترجم)
لا يمكن للغرب أن ينهي التحرش الجنسي أبدا ما دام يتمسك بمذهب الحرية الإلحادي (مترجم)

الخبر:   شهد الشهر الماضي عددا متزايدا من الادعاءات المتعلقة بالتحرش الجنسي ضد شخصيات غربية معروفة، بدءا بصناعة الترفيه، وصولا إلى بعض السياسيين. وقد ذهب مجلس الشيوخ الأمريكي إلى درجة سن تشريعات يدرب فيها أعضاءه وموظفيه على زيادة الوعي الشخصي بهذه المسألة. فوفقا للـ بوليتيكو: وافق مجلس الشيوخ بالإجماع في وقت متأخر من يوم الخميس على التشريع الذي سيقدم تدريبا إلزاميا متعلقا بالتحرش الجنسي لأعضاء مجلس الشيوخ ومساعديهم - وهو تحول معتبر محتمل في ظل دعوات لإصلاح نظام كابيتول هيل للتعامل مع شكاوى التحرش.

0:00 0:00
Speed:
November 14, 2017

لا يمكن للغرب أن ينهي التحرش الجنسي أبدا ما دام يتمسك بمذهب الحرية الإلحادي (مترجم)

لا يمكن للغرب أن ينهي التحرش الجنسي أبدا

ما دام يتمسك بمذهب الحرية الإلحادي

(مترجم)

الخبر:

شهد الشهر الماضي عددا متزايدا من الادعاءات المتعلقة بالتحرش الجنسي ضد شخصيات غربية معروفة، بدءا بصناعة الترفيه، وصولا إلى بعض السياسيين. وقد ذهب مجلس الشيوخ الأمريكي إلى درجة سن تشريعات يدرب فيها أعضاءه وموظفيه على زيادة الوعي الشخصي بهذه المسألة. فوفقا للـ بوليتيكو:

وافق مجلس الشيوخ بالإجماع في وقت متأخر من يوم الخميس على التشريع الذي سيقدم تدريبا إلزاميا متعلقا بالتحرش الجنسي لأعضاء مجلس الشيوخ ومساعديهم - وهو تحول معتبر محتمل في ظل دعوات لإصلاح نظام كابيتول هيل للتعامل مع شكاوى التحرش.

وقد بدأت المحادثات بين الحزبين حول خطة تتطلب تدريبا على التحرش الجنسي، والذي كانت الـ بوليتيكو أول من ذكر تفصيلا عنه، ذلك أن المشرعات الحاليات والسابقات ومساعداتهن شاركن علنا قصصهن عن التحرش الجنسي أثناء عملهن في الكونغرس. وقد ازداد الوعي بالمضايقات في مكان العمل في هيل وذلك نتيجة مزاعم الاعتداءات الجنسية التي هزت مؤسسة هوليوود والجمهوريين يوم الخميس مع تقرير أفاد أن المرشح الجمهوري لعضوية الكونجرس الأمريكي عن ولاية ألاباما القاضي المحافظ المتشدد روي مور متهم بالتحرش الجنسي بمراهقة في الـ14 عندما كان في الثلاثينات من عمره.

وسيتطلب التشريع الذي تمت الموافقة عليه يوم الخميس برعاية مشتركة من زعيم الأغلبية في مجلس الشيوخ ميتش ماكونيل وزعيم الأقلية تشاك شومر تدريبا على التحرش يغطي أيضا التمييز على أساس العرق والدين والعجز وغيرها من المعايير.

وقالت السيناتور إيمي كلوبوشر، إحدى كبار الراعين لسن هذا التشريع، في بيان لها بـ"أن التحرش الجنسي في مكان العمل مشكلة واسعة الانتشار تؤثر على الكثير من النساء والرجال في الكثير من الأماكن والمهن والصناعات". وأضافت: "يستحق الجميع الشعور بالأمان والراحة في مكان العمل، وإقرار سياسة مجلس الشيوخ الرسمية هذه تعد تدبيرا مهما لضمان الحال في هذه الأماكن الواسعة".

وقالت إحدى المشاركات في رعاية هذا المشروع، السيناتور شيلي مور كابيتو (RW.Va.) يوم الأربعاء بأن أعضاء مجلس الشيوخ ناقشوا أيضا تغيير المبادئ التوجيهية الحالية للتعامل مع شكاوى التحرش في هيل، ولكن النسخة التي مررت في نهاية المطاف لم تتجاوز التدريب الذي هو طوعي حتى الآن.

وكان أكثر من ألف من مساعدي الكونغرس السابقين من الحزبين قد أعطوا أصواتهم للدعوة إلى إصلاح أكبر في البروتوكول الحالي للتعامل مع قضايا التحرش في الكونغرس الأمر الذي يتطلب من الضحايا طلب الإرشاد والوساطة الإلزامية قبل تقديم شكوى.

التعليق:

يعد مجلس الشيوخ الأمريكي أعلى هيئة سياسية في الدولة التي تعد القوة العظمى، ولكن كما يوضح مقال الـ بوليتيكو، فحتى في هذا المكان يتفشى التحرش الجنسي، في حين إن أعضاء مجلس الشيوخ وحدوا جهودهم من أجل مجرد تكليف بالتدريب كان موجودا بالفعل في شكل طوعي سابقا. وهم ليسوا مستعدين حتى للإبلاغ عن الشكاوى بالشكل المناسب، خائفين مما قد يكشفه هذا عن الزعماء السياسيين الأمريكيين.

ومع تزايد وضوح القصص الجديدة الحديثة، فإن ثقافة التحرش الجنسي لا تقتصر على السياسيين الأمريكيين بل هي منتشرة في جميع أنحاء المجتمع الغربي. والواقع أن التحرش بجميع أشكاله موجود في الغرب من الملعب إلى مكان العمل وحتى في البيت والأسرة، وعلى نطاق لا يمكن تخيله من قبل أولئك الذين أمضوا حياتهم في البلاد الإسلامية.

لقد كان من المفترض أن يحرر مبدأ الحرية الإنسان من قمع وهيمنة الآخرين. ولكن فكرة الحرية حقيقة ما هي إلا فكرة قدمها الملحدون في أوروبا النصرانية لتبرير أنماط حياتهم المنحرفة ورفضهم للقانون الإلهي. رأت الطبقة الحاكمة الأوروبية المهددة منفعة في تقويض الكنيسة، ومن ثم الوصول إلى حل وسط مع الإلحاد، ومن ثم أدرجت أفكار الحرية والديمقراطية في أيديولوجية علمانية سمحت بالدين طالما بقي فرديا وطوعيا.

إن الحرية، في الواقع، تطلق العنان بشكل هدام مدمر للرغبات والأهواء ما يزيد من قمع البشر للبشر وذلك عبر تشجيعها الناس على القيام بكل ما يحلو لهم. ومن الواضح بأن أولئك الذين يتمتعون بقدر أكبر من السلطة سيستهترون في إكراه وإجبار أولئك الأقل منهم سلطة. وكما أوضح الإسلام، فإن الغرض من القانون الإلهي ليس كبت الرغبات الفردية، وإنما توجيهها والسيطرة عليها لتكون النفس البشرية راضية مطمئنة على نحو عادل متسق، دون قمع الآخرين. وهذا الموقف واضح من الآيات القرآنية التي تتعلق بالعلاقة بين الرجل والمرأة وتنظيمها، قال تعالى: ﴿وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً﴾، ﴿قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ، ﴿وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّى يُغْنِيَهُمْ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ﴾.

إنه مفهوم المسؤولية الذي يدفع المسلمين للأفعال كلها، وليس مفهوم الحرية التي دعا لها الملحدون والعلمانيون. وقد آن أوان إقامة المسلمين لدولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فيقدموا مثالا على عودة البشرية جمعاء إلى الدين ومثالا كذلك على الرفض الكامل للفكر الإلحادي والثقافة العلمانية التي فرضت عقيدتها وممارساتها.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فائق نجاح

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı