لا يمكن للمتسولين أن يتخيروا!
لا يمكن للمتسولين أن يتخيروا!

الخبر: جدّدت حركة طالبان مناشداتها للولايات المتحدة للإفراج عن الأصول المجمدة في البنوك الأمريكية، مشيرةً هذه المرّة إلى الحاجة إلى الاستجابة للزلزال المدمّر. وكانت الولايات المتحدة جمدّت 9.5 مليار دولار عندما استولت طالبان على السّلطة، وما زالت تحتجز حوالي 2 مليار دولار. وفي أعقاب الزلزال، طلب الزعيم الأعلى لطالبان، هيبة الله أخوند زاده، أيضاً من "المجتمع الدّولي والرعاية الاجتماعية والمنظّمات الإنسانية التقدم وتقديم المساعدة للشعب الأفغاني المتضرر من الزلزال".

0:00 0:00
Speed:
June 28, 2022

لا يمكن للمتسولين أن يتخيروا!

لا يمكن للمتسولين أن يتخيروا!

(مترجم)

الخبر: جدّدت حركة طالبان مناشداتها للولايات المتحدة للإفراج عن الأصول المجمدة في البنوك الأمريكية، مشيرةً هذه المرّة إلى الحاجة إلى الاستجابة للزلزال المدمّر. وكانت الولايات المتحدة جمدّت 9.5 مليار دولار عندما استولت طالبان على السّلطة، وما زالت تحتجز حوالي 2 مليار دولار. وفي أعقاب الزلزال، طلب الزعيم الأعلى لطالبان، هيبة الله أخوند زاده، أيضاً من "المجتمع الدّولي والرعاية الاجتماعية والمنظّمات الإنسانية التقدم وتقديم المساعدة للشعب الأفغاني المتضرر من الزلزال".

التعليق:

أكثر من 1000 شخص لقوا مصرعهم ودُمرت مئات المنازل في أفغانستان بسبب الزلزال الأكثر دموية (6.1 درجة) في العقدين الماضيين. والمنطقة المتضرّرة فيها منازل من الطّين والخشب وموادّ أخرى معرضة لأضرار الطقس، وتزامن الزلزال مع هُطول أمطار موسمية غزيرة ما زاد من حدّة الكارثة، ومن المشاكل القائمة التي يُواجهها الشعب الأفغاني. كانت أفغانستان تواجه أزمة اقتصادية خطيرة ويُظن أنّ الترياق لا يزال محجوزاً في نيويورك. تحاول الولايات المتحدة بالفعل أن تثبت للعالم مدى استيائها من استيلاء طالبان على السلطة، فأرادت ممارسة الضغط لتقليل قوتها الشرائية وخنق النظام المصرفي في أفغانستان لإبطاء المعاملات والأنشطة التجارية. ويطالب المسؤولون الأفغان بإعادة المبلغ المجمد المتبقي لمساعدة الناجين من الزلزال.

يحتاج الأفغان مثل جميع المسلمين الآخرين إلى الاعتراف بالدّور القبيح الذي يمكن أن تلعبه هذه الدّول الاستعمارية الجديدة حتى لو لم تكن تحكمهم بشكل مباشر. لهذا فإن الحلّ هو قطع جميع أنواع العلاقات مع تلك الجهات ورفض إقامة أي نوع من التحالف أو تقديم أي سبيل لهم.

إن الانتظار والبحث عن مساعدة دولية يشبه التسول من شخص يمنحك حقك من خلال الإذلال. إن حقك هو أن تُنتزع منهم، وذلك عندما يحطم المسلمون الحدود التي تفصلهم عن إخوانهم. قد تبدو ندرة الطعام وضروريات الحياة الأخرى كمشاكل جسدية ولكن في الحقيقة الندوب على تقدير الذات أسوأ. تضطر البلدان التي تعاني من المشاكل إلى اقتراض الدولارات بأسعار ربوية مرتفعة، الأمر الذي يجعلها بدورها أكثر مديونية للقوى الرأسمالية. وهكذا تجد البلدان الفقيرة نفسها غارقة في حلقة مفرغة: فهي تقترض أكثر لسداد الدول المدينة وفي الوقت نفسه تحرم شعوبها مما هو حقّ لهم.

تقع أفغانستان بشكل استراتيجي بالقرب من منطقة الشرق الأوسط الغنية بالنفط والغاز وآسيا الوسطى، ما يمنحها موقعاً جيو استراتيجياً مهماً. وإذا علمنا أن تركمانستان لديها أحد أكبر احتياطيات الغاز في العالم، فإن موقع أفغانستان بجوار إيران وتركمانستان يجعل ذلك مهماً لأن هذا الغاز لا يمكن تسويقه إلاّ عبر خطوط الأنابيب. يُشير اتصال خطوط الأنابيب هذه إلى أهمية هذه المنطقة. وأفغانستان نفسها غنية بالموارد الطبيعية مثل المعادن والأحجار الكريمة.

لقد فشلت الولايات المتحدة والاتحاد السوفيتي في التغلب على إرادة وشجاعة شعبها. وهذا يثبت أن هؤلاء الأشخاص الذين لا يُقهرون قبلوا الإسلام واعتنقوه عندما وصل إليهم في أوائل القرن السابع الميلادي، ويريدون أن تُطبق عليهم أنظمة الإسلام مرةً أخرى. إنّ التاريخ الإسلامي مليء بأمثلة كيف أن الخلفاء في زمنهم أنقذوا الأمّة من المعاناة والإذلال.

ومن الأمثلة على ذلك الخليفة الراشد الثاني عمر بن الخطاب:

ففي عام 18هـ عندما ضرب الجفاف شبه الجزيرة العربية، تفاقمت المشكلة بسبب الطاعون، الذي ضرب معظم الشام خلال الفترة 17-18هـ، فتصرف عمر بحزم وحكمة، ووضع سوابق مثالية لأي حاكم مسلم مسؤول. فقد قام بتعبئة الإمدادات الغذائية من مصر والعراق، وأشرف بنفسه على توزيعها، وامتنع شخصياً عن تناول الطعام الجيد أو الأكل في المنزل، وأخّر جباية الزكاة، وأوقف عقوبة السرقة المقرّرة لاحتمال أن يكون السارق بحاجة ماسة، وشارك الناس في الدعاء إلى الله أن يخفف عنهم القحط. وبعد المجاعة، أمر عمر واليه في مصر، عمرو بن العاص، بحفر قناة تربط النيل بالبحر الأحمر لضمان الإمدادات المنتظمة للغذاء من مصر إلى شبه الجزيرة العربية.

هؤلاء هم الحكام الحقيقيون الذين لا يحكمون للحصول على مزايا السلطة، ولكن هذه السلطة تنزع نومهم ويقضون أيامهم في العمل الجاد في حماية الإسلام ونشره.

عن عمر بن الخطاب عن النبي ﷺ قال: «...وَتُغِيثُوا الْمَلْهُوفَ وَتُهْدُوا الضَّالَّ».

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı