لا يمكن معرفة ما إذا كانت وزارة الأسرة أم مكتب محاماة (مترجم)
لا يمكن معرفة ما إذا كانت وزارة الأسرة أم مكتب محاماة (مترجم)

الخبر:   أدلت وزيرة العمل والخدمات الاجتماعية والأسرة، السيدة زهرة زمرد سلجوق، ببيان عن الاعتداء الجنسي على طفلة عمرها 5 سنوات في إسطنبول، وذكرت الوزيرة سلجوق في تغريداتها أنه سيتم تكليف فريق متخصص بعد الحادث، وسيبقى طبيب نفسي مختص على مدار 24 ساعة مع الطفلة والأسرة. وأكدت السيدة زهرة زمرد سلجوق، أنها ستتابع القضية عن كثب وتشارك فيها كوزيرة، وأكدت على مبدأ "عدم التسامح" من خلال هذه الكلمات: سنتابع العملية القضائية عن كثب حتى يحصل الجاني على أشد أنواع العقاب.

0:00 0:00
Speed:
May 08, 2019

لا يمكن معرفة ما إذا كانت وزارة الأسرة أم مكتب محاماة (مترجم)

لا يمكن معرفة ما إذا كانت وزارة الأسرة أم مكتب محاماة

(مترجم)

الخبر:

أدلت وزيرة العمل والخدمات الاجتماعية والأسرة، السيدة زهرة زمرد سلجوق، ببيان عن الاعتداء الجنسي على طفلة عمرها 5 سنوات في إسطنبول، وذكرت الوزيرة سلجوق في تغريداتها أنه سيتم تكليف فريق متخصص بعد الحادث، وسيبقى طبيب نفسي مختص على مدار 24 ساعة مع الطفلة والأسرة. وأكدت السيدة زهرة زمرد سلجوق، أنها ستتابع القضية عن كثب وتشارك فيها كوزيرة، وأكدت على مبدأ "عدم التسامح" من خلال هذه الكلمات: سنتابع العملية القضائية عن كثب حتى يحصل الجاني على أشد أنواع العقاب.

التعليق:

عندما اغتصبت فتاه تبلغ من العمر 5 سنوات على يد منحرف في إسطنبول حي كوتشوك جكمجة الأسبوع الماضي، فاتخذت موضوعات الاعتداء على الأطفال والاعتداء الجنسي مكانها على أجندة تركيا مرة أخرى، وقد أصبح هذا الموضوع موضوعا اعتياديا، فتعرض وسائل الإعلام والمجتمع المدني والمؤسسات الرسمية موضوع الاغتصاب بتخفيفه "بالاعتداء". في الواقع، هذه مشكلة خطيرة ويجب حلها كما ويجب اتخاذ التدابير الوقائية الكاملة، غير أن الرأي العام وكذلك السلطة السياسية في تركيا ليسوا ذوي كفاءة وغير ناجحين فيما يتعلق بحل هذه المشكلة، في كل مرة يتم طرحها على الأجندة، يتم الصراخ بشعارات مثل "دعونا نعقّم المغتصبين"، "دعونا نعدمهم" أو "دعونا نعطي الشاذين علاجا نفسيا". ومع ذلك، فإنه يجري الحديث عنه فقط، هذا كل شيء.

من أجل حل المشكلة، أولا يجب تحديد سببها، وهناك حاجة لتحديد ما الذي يسبب مشكلة الشذوذ الجنسي هذه، هل تنشأ من الأفراد أو من النظام العلماني؟ سأعرض بعض الأمثلة والإحصاءات من البلدان الغربية الرأسمالية العلمانية، حيث ينتشر هذا الانحراف على نطاق واسع.

فوفقا لتقرير اليونيسيف الذي نشر في تشرين الثاني/نوفمبر 2017، فإنه في 28 بلدا أوروبيا، تعرضت 2.5 مليون أنثى للاعتداء الجنسي قبل سن الخامسة عشرة، وفي أستراليا، 50000 انتهاك للأطفال خلال السنة، وفي سويسرا التي يبلغ عدد سكانها 10 مليون نسمة فإن 11000 طفل يتعرضون للاعتداء الجنسي.

وفي إنجلترا، يحدث كل عام أكثر من 16000 من حالات الاعتداء على الأطفال والإهمال والعنف، وفي روسيا، حوالي 10000 حالة اعتداء على الأطفال كل عام، وفي أمريكا، حيث تطبق عقوبة الإعدام، تتعرض امرأة واحدة من كل 8 نساء للاغتصاب في السنة. ماذا عن تركيا؟ وحالها هنا ليست مختلفة كثيرا، 8000 طفل تعرضون للاعتداء في تركيا سنويا، وكما يرى المرء، فإن الحالة يائسة جدا، والمسألة أعمق من انحراف الأفراد، بل مصدر المسألة هو النظام نفسه.

إذن هذا هو الوضع، فما الذي تفعله وزارة الأسرة والعمل؟ وهي تشارك في حالات ضحايا الاغتصاب بما يخدم مصلحتها، وبعبارة أخرى فإنها تقوم بدور العمل كمحام في المحكمة، حتى تثبت الضحية الحق والمغتصب يحصل على عقوبة قاسية ـ وما الذي تفعله وزاره الداخلية؟ تضع الكاميرات في جميع أنحاء الشوارع، بحيث لا يمكن للقتلة والمغتصبين التحرك بحرية أو حتى الوصول إلى أهدافهم، وبالتالي يتم الإمساك بهم بسهولة.

تبرز المشكلة من هذا النظام الديمقراطي العلماني، والذي هو نتيجة للقوانين والأنظمة الغربية التي تنفذها، نتيجة لنظام التعليم الغربي المطبق، ولغة الإعلام الفاحشة المتدفقة على مدار 24 ساعة في اليوم، وبعبارة أخرى، النظام هو سبب المشكلة. إنني أناشد وزيرة العمل والخدمات الاجتماعية والأسرة: كل ذلك يحصل بسبب دعمكم للقوانين الاجتماعية، بسبب زج الآلاف من الآباء الذين تزوجوا وأسسوا عائلة في وقت مبكر في السجن، لقد دمرت العائلات وجعلت الأطفال يفتقدون آباءهم الذين عوملوا كمغتصبين.

ومع كل هذا تريد منع الاعتداء الجنسي وإساءة معاملة الأطفال مع هذه اللوائح القانونية؟ حسنا، هذا هو العبء الثقيل على المسلمين لتجاهلهم أحكام الله، والابتعاد عن الإسلام، والانتماء للغرب، لا يمكن للأطفال اللعب في الهواء الطلق، لا تستطيع النساء المشي بحريه في الأماكن العامة؛ ويزداد عدد الأمهات اللواتي يصبن بالجنون ويقتلن أطفالهن ويزداد عدد الأطفال الذين يرغبون بقتل أو يقتلون والديهم.

هل لديك اقتراح من شأنه أن يحل هذه المشاكل من جذورها؟ هل لديك مشروع من شأنه أن يحل هذه المشاكل؟ الحل لا يكمن في القوانين الغربية، بل يكمن الحل في الإسلام، الحل هو تطبيق أنظمة الإسلام، والدولة التي ستنفذ هذه الأنظمة ليست جمهورية تركيا الديمقراطية العلمانية، بل دولة الخلافة الراشدة التي تقوم على عقيدة ونظام الإسلام.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود كار

رئيس المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير في ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı