لا ينبغي أن ننخدع بتحركات الحكام المتخاذلين الخونة فهم حلفاء أعداء الشام!!
لا ينبغي أن ننخدع بتحركات الحكام المتخاذلين الخونة فهم حلفاء أعداء الشام!!

الخبر: أعلنت السعودية في بيان صحفي صدر مساء الأربعاء من الوفد الدائم للمملكة لدى منظمة الأمم المتحدة عن تكفلها بعلاج 150 طفلا سوريا من المصابين في حلب. وقال البيان "... تمتد يد الإغاثة السعودية استجابة للنداء الذي أطلقته الجمعية الطبية الأمريكية السورية في الأمم المتحدة حول حالة الأطفال المصابين في حلب الذين يحتاجون إلى رعاية طبية متخصصة لا تتوافر لهم بسبب القصف المستمر الذي تقوم به القوات السورية على المستشفيات ودور الرعاية الصحية".

0:00 0:00
Speed:
October 09, 2016

لا ينبغي أن ننخدع بتحركات الحكام المتخاذلين الخونة فهم حلفاء أعداء الشام!!

لا ينبغي أن ننخدع بتحركات الحكام المتخاذلين الخونة

فهم حلفاء أعداء الشام!!

الخبر:

أعلنت السعودية في بيان صحفي صدر مساء الأربعاء من الوفد الدائم للمملكة لدى منظمة الأمم المتحدة عن تكفلها بعلاج 150 طفلا سوريا من المصابين في حلب.

وقال البيان "... تمتد يد الإغاثة السعودية استجابة للنداء الذي أطلقته الجمعية الطبية الأمريكية السورية في الأمم المتحدة حول حالة الأطفال المصابين في حلب الذين يحتاجون إلى رعاية طبية متخصصة لا تتوافر لهم بسبب القصف المستمر الذي تقوم به القوات السورية على المستشفيات ودور الرعاية الصحية".

وشددت المملكة على "ضرورة رفع المعاناة عن الشعب السوري الشقيق، والعمل على ردع العدوان الذي تمارسه السلطات السورية وحلفاؤها، وتناشد المجتمع الدولي بضرورة التوصل إلى وقف إطلاق النار وحقن الدماء، والعودة إلى مسار سياسي يحقق للشعب السوري تطلعاته وآماله المشروعة في الحرية والكرامة، وفقاً لبيان جنيف (1) والقرارات الشرعية الدولية". (المصدر: الأناضول)

التعليق:

منذ ما يقرب من ست سنوات وحتى اليوم وأطفال سوريا في حلب وفي غير حلب يذبحون ويقتلون ويقصفون بشتى أنواع الأسلحة، في بيوتهم ومدارسهم وفي المشافي والمخيمات والعراء وعلى الحدود. ترتكب تلك الجرائم البشعة في حق أطفال الشام أمام مرأى ومسمع الحكام في بلاد المسلمين دون أن تُحرك واحدا منهم يوما صرخاتُ الأطفال الجرحى ولا دماؤهم الطاهرة ولا أشلاؤهم المتناثرة ولا جثثهم التي تتقاذفها أمواج البحر. والآن تعلن السعودية أمام منظمة الأمم المتحدة المتآمرة ضد المسلمين عن مد يد الإغاثة لأطفال سوريا، ليس لتخليصهم جميعا من الجزار بشار وقنابل روسيا المجرمة بتحريك ذلك الجيش الرابض في ثكناته والذي بلغ الإنفاق على تسليحه عشرات مليارات الدولارات من أموال المسلمين، وإنما لعلاج 150 طفلا من المصابين في حلب!! فأي تهاون وأي تقزيم لثورة الشام وأي عار جديد هذا الذي يضاف إلى صحائف آل سعود السوداء المليئة بخذلان المسلمين عامة وأهل الشام خاصة.

يقول الحق سبحانه وتعالى في واجب المسلمين تجاه إخوانهم المستضعفين ﴿وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ﴾، وقال عليه أفضل الصلاة والسلام «المسلم أخو المسلم، لا يُسْلِمُهُ ولا يظلِمُهُ ولا يخذُلُه».

إن هذه النداءات الربانية، التي دون شك يرددها علماء بلاد الحرمين في خطبهم، لم تحرك آل سعود لنصرة إخوانهم من المجازر والتهجير والقتل الوحشي المستمر، نصرة ترضي الله ورسوله وترفع الظلم عنهم. وأنّى لهم ذلك وهم الذين تواطأوا مع الطاغية بسكوتهم عن جرائمه وبمالهم السياسي القذر الذي يمولون به الفصائل المتقاتلة لإلهائها عن قتال النظام وأركانه، وبتوددهم وتعاونهم مع ألد أعداء المسلمين وتكبيلهم جيوش الأمة ومنعها عن نصرة إخوانهم وجعلها بيادق بأيدي الكفار المستعمرين يوجهونها نحو صدور أبناء الأمة بدل توجيهها نحو دمشق للقضاء على فرعون الشام وجنوده... لذلك جاءت مبادرتهم هذه التي لا تخلو من الريبة "استجابة للنداء الذي أطلقته الجمعية الطبية الأمريكية السورية في الأمم المتحدة" كما جاء في بيانهم بدلا من أن تكون استجابة لدعوات المظلومين ولداعي الله حين دعاهم لنصرة أهلهم في الشام...

ولم يغيّب البيان التأكيد على تبعية وعمالة حكام السعودية للغرب وحربهم للإسلام والمسلمين بترديدهم مطالب دول الكفر بالعودة إلى المسار السياسي الذي يرعاه العدو اللدود أمريكا وبتنفيذ قرارات الشرعية الدولية التي تهدف إلى القضاء على الثورة الإسلامية المباركة والحفاظ على النظام العلماني العميل لأمريكا وتضييع كفاح وتضحيات أهل الشام الذين يحملون مشروع الأمة في إقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

ولم يخلُ البيان من الخداع والتضليل المفضوح فحلفاء نظام الإجرام السوري الذي دعا البيان إلى ضرورة ردع عدوانهم، هم أولياء آل سعود وأسيادهم الروس والأمريكان الذين يدعمون بشار ويشاركونه قتل المسلمين وقصف حلب ويتآمرون على أهلنا في الشام. والمجتمع الدولي الذي يناشده آل سعود تقوده أمّ (الإرهاب) ورأس الكفر وسيدة الإجرام أمريكا التي أنشأت التحالف الصليبي الذي تشارك فيه السعودية والذي يحارب الثوار المخلصين ويصفهم "بالإرهابيين" وتصب طائراته الحمم على رؤوس المحاصرين الأبرياء فتقتل المئات من الأطفال.

إنه لا ينبغي لنا أن تخدعنا تحركات الحكام الخونة وتصريحاتهم المضللة فهم حلفاء أعداء الشام، كما لا ينبغي لنا أن نرتجي منهم خيرا ولا نصرة فهم المجرمون حقا الذين باعوا العباد والبلاد وخذلوا النساء والأطفال. لكننا نسأل عن علماء بلاد الحرمين أين هم من أفعال حكام الضرار هذه؟! أين أمرهم بالمعروف ونهيهم عن المنكر، وأين غيرتهم على دينهم وعلى دماء وأعراض المسلمين؟! كفاكم صمتا وكتمانا للحق يا ورثة الأنبياء! وعليكم التحرك بما تمليه عليكم عقيدتكم من وجوب الصدع بالحق وخلع يد الطاعة لحكامكم فهم ليسوا أولياء أموركم، وعليكم بنصرة إخوانكم المسلمين في سوريا وغيرها نصرة حقيقية تعيد العزة والكرامة لأمة محمد eوذلك بنصرة المخلصين الساعين لاستئناف حكم الله في الأرض، والعمل معهم لإقامة دولة الحق والعدالة، دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، لتنالوا بها عز الدنيا وثواب أجدادكم المهاجرين والأنصار.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فاطمة بنت محمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı