لعبة الطائرات بين تركيا وروسيا هي من أجل التدلل للتحالف لمحاصرة سوريا (مترجم)
لعبة الطائرات بين تركيا وروسيا هي من أجل التدلل للتحالف لمحاصرة سوريا (مترجم)

الخبر:   أعلنت وزارة الشؤون الخارجية أن طائرة مقاتلة روسية انتهكت المجال الجوي التركي يوم الجمعة. وقالت وزارة الخارجية التركية في بيان أن الطائرة الروسية SU-34 عبرت في المجال الجوي التركي الساعة 11:46 بالتوقيت المحلي يوم الجمعة، متجاهلةً العديد من التحذيرات الواردة بالروسية والإنجليزية. وحذر الرئيس التركي رجب طيب أردوغان يوم السبت من أن روسيا "سوف تضطر إلى مواجهة عواقب إذا استمرت بهذه الانتهاكات". وقال إنه طلب عقد اجتماع مع بوتين مرارًا وتكرارًا ولكن دون جدوى.

0:00 0:00
Speed:
February 13, 2016

لعبة الطائرات بين تركيا وروسيا هي من أجل التدلل للتحالف لمحاصرة سوريا (مترجم)

لعبة الطائرات بين تركيا وروسيا

هي من أجل التدلل للتحالف لمحاصرة سوريا

(مترجم)

الخبر:

أعلنت وزارة الشؤون الخارجية أن طائرة مقاتلة روسية انتهكت المجال الجوي التركي يوم الجمعة. وقالت وزارة الخارجية التركية في بيان أن الطائرة الروسية SU-34 عبرت في المجال الجوي التركي الساعة 11:46 بالتوقيت المحلي يوم الجمعة، متجاهلةً العديد من التحذيرات الواردة بالروسية والإنجليزية. وحذر الرئيس التركي رجب طيب أردوغان يوم السبت من أن روسيا "سوف تضطر إلى مواجهة عواقب إذا استمرت بهذه الانتهاكات". وقال إنه طلب عقد اجتماع مع بوتين مرارًا وتكرارًا ولكن دون جدوى.

وقال وزير الخارجية جاويش أوغلو: "انتهكت الطائرات الروسية مجالنا الجوي مرةً أخرى قبل يومين، وتم تحديد ذلك أيضًا من قبل مركز حلف شمال الأطلسي في إسبانيا". وأضاف: "نحن لا نعتبر روسيا فقط كجار، بل أكثر كشريك مهم. نريد تطبيع علاقاتنا ولكن من غير الممكن تحقيق هذا من خلال خطوات من جانب واحد، يتعين على روسيا أن تظهر نفس الهدف". (المصدر: بي بي سي)

التعليق:

في 24 تشرين الثاني/نوفمبر 2015 أسقطت تركيا طائرة روسية بناءً على انتهاك مجالها الجوي. في ذلك الوقت قدم الطاقم التركي العام بخصوص الطائرة الروسية التي أسقطت البيان التالي: "في 24 تشرين الثاني/نوفمبر، حوالي 09:20 صباحًا بالتوقيت المحلي، طائرة مجهولة الجنسية انتهكت مرارًا المجال الجوي التركي بالقرب من بلدة يالاداغي في محافظة هاتاي، وذلك بالرغم من التحذيرات المتعددة (10 مرات في غضون 5 دقائق). تدخلت طائرتان من طراز F-16 كانتا في الخدمة الدورية الجوية في المنطقة ضد الطائرة المذكورة وفقًا لقواعد الاشتباك، في 09:24 صباحًا بالتوقيت المحلي يوم 24 تشرين الثاني/نوفمبر 2015".

وفي تاريخ 29 كانون الثاني/يناير 2016 حدثت أخبار جديدة: فقد قالت وزارة الخارجية التركية في بيان أن الطائرة الروسية SU-34 عبرت المجال الجوي التركي الساعة 11:46 بالتوقيت المحلي يوم الجمعة، متجاهلةً العديد من التحذيرات الواردة بالروسية والإنجليزية.

إسقاط الطائرة الروسية في تشرين الثاني/نوفمبر كان صعبًا على كل من السلطات التركية فضلاً عن نظرائهم الروس. وقد أثار ذلك حيرتهم لأن كلاً من روسيا وتركيا تعرفان جيدًا أن كليهما ممثلان عن المشروع نفسه في القضية السورية، فلماذا قد يرغبون بفشل المشروع؟ ومع ذلك تم إسقاط هذه الطائرة بخلاف إرادتهم. قد يسمى ذلك استغلال قواعد الاشتباك أو من الممكن القول إن ذلك كان كردة فعل من الجندي التركي على الحصار المفروض على جبل التركمان من قبل روسيا. ليس لذلك أهمية كبيرة، المهم هو أن هذا الإسقاط حدث ضد الإرادة السياسية التركية. إذن ما الذي يعنيه إعلان تركيا اليوم بعد شهرين انتهاك مجالها الجوي مرةً أخرى من قبل طائرة مقاتلة روسية /SU-34) من نفس نوع الطائرة السابقة)؟

1) أولاً وقبل كل شيء؛ هذا يعني ما يلي: الطائرات المقاتلة الروسية وغيرها من طائرات حرب خارجية قامت باختراق المجال الجوي التركي، وتركيا هي مجرد متفرج على هذا الوضع.  

2) تحذير تركيا لروسيا من أن واحدةً من مقاتلاتها انتهكت المجال الجوي التركي، بينما هي في الوقت نفسه تقف صامتةً ومكتوفة الأيدي تشاهد روسيا وهي تهدم مدنًا مثل حلب وإدلب وتقتل الأطفال الأبرياء هو دليل على مستوى ونظرة تركيا الضيقة والمتعصبة من كونها دولة قومية. تصريحات الرئيس أردوغان ورئيس الوزراء داود أوغلو عن الأمة ليست أكثر من تصريحات فارغة. فأين هي تلك القيادات التي تحدثت عن "حلبنا، شامنا، إدلبنا"؟ كيف بقادة يفتقرون حتى إلى التحدث بكلمة ثقيلة ضد روسيا بعد أن انتهكت مجالها الجوي، أن يفيدوا الشام وحلب وإدلب والأمة؟!

ومن الجدير بالذكر أن إعلان تركيا عن انتهاك مجالها الجوي جاء مباشرةً بعد زيارة نائب الرئيس الأمريكي جو بايدن إلى تركيا تماما في بداية مفاوضات جنيف. هذا يظهر فقط أن الولايات المتحدة طلبت من تركيا وروسيا حل هذه الأزمة لأن الولايات المتحدة  في حاجة إلى روسيا وتركيا معا في سوريا. لذلك جاء هذا الإعلان عن انتهاك المجال الجوي، وهذه التطورات هي بمثابة إعداد البنية التحتية لحل الأزمة المصطنعة بين روسيا وتركيا. هذان البلدان اللذان يعملان وفقًا لترتيب وتعليمات الولايات المتحدة الأمريكية هما ببساطة يلعبان دوراً صعب المنال ويتدللان من أجل حل هذه الأزمة وإعلان السلام. هناك سبب واحد فقط لعرض تركيا المتكرر والمتعدد والصادق لغصن الزيتون وبعث رسائل السلام إلى روسيا وهو جلب الثورة السورية إلى طاولة المفاوضات في جنيف ووضع كل القيم المكتسبة للبيع كما في البازار، وإقناع المعارضين بالموافقة على هذه الخطة مع روسيا. بقيامهم بذلك هم يهددون كل سوريا بالحصار والقتل الجماعي.

وللأسف، فإن الشعب التركي والمسلم ليس على بينة من هذا الخبث في تركيا.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود كار

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı