لبنان: أزمات تتراكم وتتفاقم فهل انتهى أجلُه
لبنان: أزمات تتراكم وتتفاقم فهل انتهى أجلُه

الخبر:   بتاريخ 2021/3/14 وصل وفد من حزب الله اللبناني إلى موسكو بدعوة من وزارة الخارجية الروسية، حيث عقد لقاءات على مدى ثلاثة أيام، وبعد رجوع الوفد إلى لبنان بيوم واحد ألقى أمينه العام حسن نصر الله كلمة بمناسبة يوم الجريح، وزع فيها تهديداته الصريحة وشبه الصريحة على عدة جهات، منها الجيش اللبناني الذي تلا عليه ما ينبغي أن يفعله بشأن قطع الناس الطرقات. ومنها حاكم المصرف المركزي رياض سلامة الذي أمره بلجم ارتفاع الدولار، ومنها الرئيس سعد الحريري المكلف بتشكيل الوزارة، الذي هدده تلميحاً بأنه سيُحاكم ويُحاسب لأنه لم يقم بدوره. ووجه أوامره لحسان دياب للاستعداد لتفعيل حكومته المستقيلة. وكان من ضمن تهديداته لهؤلاء جميعاً أنه إن لم ينفذوا توجيهاته فسيقوم هو بذلك على طريقته. وأعلن أنه لم يعد يطيق هذه الأوضاع. (موقع المنار)

0:00 0:00
Speed:
March 27, 2021

لبنان: أزمات تتراكم وتتفاقم فهل انتهى أجلُه

لبنان: أزمات تتراكم وتتفاقم فهل انتهى أجلُه

الخبر:

بتاريخ 2021/3/14 وصل وفد من حزب الله اللبناني إلى موسكو بدعوة من وزارة الخارجية الروسية، حيث عقد لقاءات على مدى ثلاثة أيام، وبعد رجوع الوفد إلى لبنان بيوم واحد ألقى أمينه العام حسن نصر الله كلمة بمناسبة يوم الجريح، وزع فيها تهديداته الصريحة وشبه الصريحة على عدة جهات، منها الجيش اللبناني الذي تلا عليه ما ينبغي أن يفعله بشأن قطع الناس الطرقات. ومنها حاكم المصرف المركزي رياض سلامة الذي أمره بلجم ارتفاع الدولار، ومنها الرئيس سعد الحريري المكلف بتشكيل الوزارة، الذي هدده تلميحاً بأنه سيُحاكم ويُحاسب لأنه لم يقم بدوره. ووجه أوامره لحسان دياب للاستعداد لتفعيل حكومته المستقيلة. وكان من ضمن تهديداته لهؤلاء جميعاً أنه إن لم ينفذوا توجيهاته فسيقوم هو بذلك على طريقته. وأعلن أنه لم يعد يطيق هذه الأوضاع. (موقع المنار)

التعليق:

لقد طال أمد الأزمة اللبنانية فتفاقمت، وولَّدت أزمات معيشية وأمنية، وتدخلت فيها دول كبرى وإقليمية، وكل ذلك من غير طائل، ولم يبقَ ثمة شك بأنه ما من مسؤول في هذا البلد عنده حس المسؤولية، ولا فريق من حكامه أو مكوِّن من مكوناته عنده حَسُ الولاء له، بل كلُّهم يقدِّم ولاءاته الخاصة لزعيمه أو طائفته أو مصالحه على الوطن والوطنية المزعومة، بل وعلى وجود هذا الكيان. ومن أكثر من ينطبق عليه هذا الكلام رئيس الدولة وفريقه السياسي. ولقد كرر مسؤولون كُثر، محلياً وعالمياً، تصريحاتهم بأن لبنان ينهار.

يشير التعليق على هذا الأمر إلى ثلاثة أمور:

الأوّل هو انكشاف فشل لبنان بوصفه دولة، وفشل الرابطة الوطنية اللبنانية فشلاً ذريعاً، ما يعني فشل فكرة لبنان، وحتمية سقوط دولته المصطنعة، وأنه لا وجود حقيقي لدولة أو كيان واحد أو موحد اسمه لبنان. ويتبع ذلك أن تركيبة لبنان الطائفية وما فيها من توافق على تقاسم المناصب والصلاحيات ليست فاشلة وحسب، بل هي خطرة على مصالح الناس وأمنهم، وهي من أسباب الحروب الأهلية الطائفية، والتي تظهر بوضوح في مواقف حكام البلد وسلوك أصحاب المناصب فيه.

الأمر الثاني هو دلالة استدعاء روسيا لوفد حزب إيران في لبنان إلى موسكو على توجه سياسي لدى روسيا بالتسلل إلى المنطقة، لزيادة تأثيرها واصطناع دورٍ أكبر لنفسها فيها. وما كان لِمثلِ هذا الأمر أن يكون لولا أنها وجدت فراغاً تدخل منه أو تحلُّ فيه. وهذا الفراغ هو فشل سياسة صاحب السلطة العليا في البلد، أو ضعف نفوذه فيه، أي فشل سياسة أمريكا، وانحسار نفوذها فيه أو ضعفه. ومما يؤكد هذا الأمر طول مدة الأزمة اللبنانية وزيادة تعقيداتها، من غير وجود أفق لأي حل. يؤكد ذلك تصاعد الاتهامات المتبادلة بين الرئيسين عون والحريري. ويؤكده أيضاً خطاب حسن نصر الله وما احتواه من تهديدات بالجملة وفي كل الاتجاهات، واتهامه الذين يقطعون الطرقات بأنهم مشبوهون وأعمالهم تخدم جهات خارجية، وتهديده الحاسم بالنزول إلى الشوارع لتنفيذ ما رسمه من أوامر، ثم حديثه عن محاربة أمريكا لأية مساعدات تأتي من إيران أو الصين، وتصريحه بخيار الشرق مقابل الغرب، أي فتح الأبواب أمام إيران وروسيا والصين، ما يعني زيادة اللاعبين في لبنان، ومزيداً من الصراعات، وإمكانية حصول تغييرات جذرية، منها مصير هذا الكيان المصطنع.

والأمر الثالث هو دلالة خطاب نصر الله على أن حزبه، وبوصفه أحد أهم أذرع إيران في المنطقة والعالم، يعاني من ضغوط كبيرة عليه، ويخشى ما يمكن أن يؤول إليه وضعه. لذلك جاء خطابه معبراً عن وضعه الصعب هذا، والذي قد يكون التصرف العسكري أفضل طريقة لتلافي تداعياته. ولذلك جاء خطابه مليئاً بالاتهامات والتهديدات، حتى إنه قال فيه إنه يكاد يخرج عن طوره، فقال: "أنا واحد من الناس اللي يعني وصلت لهون"، وأشار إلى أنفه. وهذا التعبير مع ذلك السيل من التهديدات، بعيد جداً عن الحكمة وحسن الخطاب، وهذا تعبير عفوي دقيق عن وضعه. ومما يضاف إلى ذلك أن نتائج هذا الخطاب جاءت في اليوم التالي عكسية بشكل واضح وقوي. فقد جاء موقف الحريري في قصر بعبداً صاداً وصادماً لحليفه ميشال عون، وغير آبهٍ بتهديداته بالمرة. ثم جاء رد إضافي عليه من رئيس الحكومة المستقيلة حسان دياب رافضاً لتوجيهاته مستخفاً بها. وجاء ردّ عليه من الجيش بأنه لن يقف ضد الناس. وهذه كلها ردود على أوامر نصر الله، وتمرُّدٌ على تسلُّط حزبه. أي أن الغاية السياسية من خطاب حسن نصر الله انكشفت وسقطت خلال أقل من يوم، وهذا أمر غير معهود. وهو إشارة قوية على مواقف متضادة في لبنان ومتصلبة بقوة، أي أن كلاً منها يستند إلى قوى خارجية.

وهذا، إضافة إلى الأمرين السابقين، يعني أن الأوضاع في لبنان تزداد ضغطاً وسخونة، ولا يبدو فيها احتمال تبريد، فهي ذاهبة إلى انفجارٍ يذهب بالكيان من أصله، أو إلى ضغوط تحطمه، وفي كلا الأمرين نهايته وأجَلُه.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود عبد الهادي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı