﴿لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ﴾؟!
﴿لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ﴾؟!

  الخبر: خطاب المدعو حسن نصر الله الذي يتزعم منصب الأمين العام للحزب المسمى حزب الله في يوم الجمعة 2023/11/3م. التعليق: لقد كان أحرى بأبناء الأمة الإسلامية أن لا ينخدعوا بأقوال السفهاء ولا يركنوا إلى أقوالهم، وفي الآيات الأولى من سورة الصف ما يكسبهم المناعة من الوقوع تحت تأثير أقوال السفهاء، حيث قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ * كَبُرَ مَقْتاً عِندَ اللهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ﴾؛ قاعدة سياسية تُسلِّط الضوء على حقيقة الأدعياء الذين يَدَّعون في الإسلام قولاً ثم يقعدون عن قولهم أو ينكثون عما قالوا في كل مرَّة!!

0:00 0:00
Speed:
November 09, 2023

﴿لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ﴾؟!

﴿لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ؟!

الخبر:

خطاب المدعو حسن نصر الله الذي يتزعم منصب الأمين العام للحزب المسمى حزب الله في يوم الجمعة 2023/11/3م.

التعليق:

لقد كان أحرى بأبناء الأمة الإسلامية أن لا ينخدعوا بأقوال السفهاء ولا يركنوا إلى أقوالهم، وفي الآيات الأولى من سورة الصف ما يكسبهم المناعة من الوقوع تحت تأثير أقوال السفهاء، حيث قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ * كَبُرَ مَقْتاً عِندَ اللهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ﴾؛ قاعدة سياسية تُسلِّط الضوء على حقيقة الأدعياء الذين يَدَّعون في الإسلام قولاً ثم يقعدون عن قولهم أو ينكثون عما قالوا في كل مرَّة!!

فالأقوال في نظر الإسلام إن لم تتبعها أفعال فإن ثمة أمراً خطيراً يتسبب في إحداث فجوات في المجتمع المسلم؛ وبالتالي فقد استحق هذا الصنف من الناس مقت الله عليهم "جزاءً وفاقا"، وهو سبحانه الخبير بعباده، وفي هذا البيان تعليم للمسلمين بأن يكونوا على يقظة من هذا الصنف من الناس؛ كي لا يُلدَغوا من جحر مرتين! وهو الأمر الذي يكسبهم المناعة من الوقوع تحت تأثير أقوال هؤلاء المضللين الذين يَدَّعون القول كذبا وزورا!

أمَّا إذا كانت الأفعال تتناقض مع الأقوال فإن المسألة تكون حينئذ واضحة من أساسها، ولا ينبغي للمؤمن أن يُلدغ ولو لِمَرَّة واحدة!

وقد كانت أقوال زعيم حزب إيران في لبنان نموذجاً معاصراً يجسد ذلك الصنف من الأدعياء الذين لطالما ضجت مسامع المسلمين بأقوالهم، وأبرزها قضية الأقصى الذي ضجت بها خطابات حسن بأقوال دون أفعال جادة لنصرة هذه القضية، وليس هذا فحسب، فقد تجاوز خطر هذا الدعي إلى ما هو أدهى وأخطر، فأصبحت أفعاله تتناقض مع أقواله، ولا أقول هذا فقط بناءً على خطابه الأخير الذي نطقت به شفتاه في يوم الجمعة الموافق 2023/11/3م، وهو الخطاب الذي كشف مضمونه عن رغبته في عدم مشاركته في القتال في فلسطين، وهو بهذا القول لا شك أنه لا يجهل القصد في طمأنته لظهر كيان يهود كي يخفف عن هذا الكيان التوتر الذي يحول دون إنجاز أهدافه عند مواجهة المجاهدين في غزة الصمود!

وليس غريبا هذا الظن الذي نظنه بحسن! فقد تجاوز الأمر قطع الظن باليقين في كل مرَّة، فقد كان أول المباركين لتطبيع الحدود بين لبنان وكيان يهود، التي جرى ترسيمها مؤخراً بمباركة أمريكية!

لقد كان واجباً على حسن نصر الله الذي يدَّعي في أقواله النضال ضد كيان يهود الغاصبين لأرض الله المباركة فلسطين، كان ينبغي على هذا الدعي الذي يملك من القوة والسلاح والعتاد والعدة أن لا يقبل بهذا الترسيم ويصد عنه صدودا؛ فأنى لِمن يَدَّعي الإيمان أن يقبل بمثل هكذا ترسيم يعطي شرعية التطبيع مع كيان يهود؟!

وليس هذا فحسب، فقد أراد، في خطابه الأخير في 2023/11/3م، أن يقزم قضية الأقصى بقوله: "إن عملية طوفان الأقصى معركة فلسطينية"، وهكذا أظهر ما يسمى "محور المقاومة" موقف التنصل من مسؤولية العمل الجاد لتحرير فلسطين من أيادي يهود الغاصبين؛ ولقد تبين أن الفقاعات من أفعالهم التي يسعى الإعلام المأجور لتضخيمها ليست إلا فقاعات لذر الرماد في عيون أبناء الأمة الإسلامية، وهذا هو كذلك شأن كل الحكام الخونة في بلاد المسلمين الذين لطالما كانوا حراسا ليهود الغاصبين!

لقد آن الأوان لإسقاط عروش هؤلاء الحكام والقادة الخونة، وإن وعد الله بإقامة دولة الخلافة الراشدة الموعودة على أنقاض هذا الملك الجبري قريب بإذن الله، ولقد باتت قاب قوسين أو أدنى، حيث قال رسول الله ﷺ: «ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ».

وهذه رسالة عاجلة إلى قادة جيوش الأمة الإسلامية العظيمة، إن عظمة الرجال في سمو غاياتهم، وأي غاية أعظم من نوال رضوان الله، وأي قيمة أعظم من قيمة العمل الذي تقومون به لأجل إعلاء كلمة الله ونصرة قضايا الإسلام والمسلمين وعلى رأسها قضية تحرير بلاد الأقصى وإقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة؟! قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ﴾.

وإن في هذا لذكرى لمن كان له قلب أن يظفر بشرف المكانة التي صنعها سعد بن معاذ رضي الله عنه الذي اهتز لموته عرش الرحمن، وقد كان حرياً بكم أن تنظروا في سيرة رسول الله ﷺ لتعلموا ما صنع سعد بن معاذ وأسيد بن حضير قادة الأنصار رضوان الله عليهم! إن حزب التحرير يعمل بينكم ومعكم ليقودكم لهذا الشرف العظيم، فإن تتولوا، فعسى الله أن يمُنَّ على الأمة الإسلامية برجال غيركم ثم لا يكونوا أمثالكم، إنه على ما يشاء قدير.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رمزي راجح – ولاية اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı