لم تعثر دابة بل جاع أطفال العراق يا خليفتنا!
لم تعثر دابة بل جاع أطفال العراق يا خليفتنا!

الخبر:   في تقرير للجزيرة نت بتاريخ 11/20 تحت عنوان: "حرمان وعمالة وتعنيف.. هذا ما يواجه الطفل العراقي في يومه العالمي"، ورد أن العراق بات ضمن أخطر 10 دول لعيش الأطفال في العالم، وفق تقرير أصدرته منظمة "أنقذوا الأطفال" المعنية بحماية حقوق الأطفال.

0:00 0:00
Speed:
November 22, 2020

لم تعثر دابة بل جاع أطفال العراق يا خليفتنا!

لم تعثر دابة بل جاع أطفال العراق يا خليفتنا!

الخبر:

في تقرير للجزيرة نت بتاريخ 11/20 تحت عنوان: "حرمان وعمالة وتعنيف.. هذا ما يواجه الطفل العراقي في يومه العالمي"، ورد أن العراق بات ضمن أخطر 10 دول لعيش الأطفال في العالم، وفق تقرير أصدرته منظمة "أنقذوا الأطفال" المعنية بحماية حقوق الأطفال.

التعليق:

يصادف العشرين من تشرين الثاني/نوفمبر كل عام اليوم العالمي للطفولة. وتحث الجمعية العامة للأمم المتحدة جميع الدول على إحياء هذا اليوم؛ وذلك من أجل تعزيز التفاهم وضمان رفاه الأطفال حول العالم.

الأمم المتحدة التي تضع الخطط التنموية للألفية لتحقيق الأمن والسلام العالميين كما تزعم، وحددت خططها لـ2030. لا تزال منذ عقود تقدم التوصيات لمعالجة مشاكل الجوع المتفاقم، والمرض المستشري دون علاج، وفقدان الأمن، والموت جوعاً، والفقر المدقع التي تنتشر انتشار النار في الهشيم بين أطفال العالم دون حل ولا حتى تخفيف من وطأة حدة هذه الكوارث بحق الطفولة.

أطفال العراق الذين يتحدث عنهم التقرير ويظهر فجاعة مأساتهم، حيث 90% محرومون من التعليم المبكر، ويعاني حوالي 10% من أطفال العراق من التقزم بسبب نقص الغذاء، ليسوا وحيدين. فأطفال اليمن أيضاً في اليوم العالمي للطفل يموتون جوعاً!

الواقع مؤلم جداً، وربما ما يساهم في عدم إحساسنا بالألم بما يوازي حجم الكارثة هو أننا غارقون في هذا الواقع منذ قرابة القرن، اعتدنا عيش الذل، لافتقادنا الحياة العزيزة الكريمة، فليس الجوع ولا الفقر هما أول أو آخر همومنا تحت الحكم الجبري. لكن عند الوقوف على هذه المأساة أتساءل كأم: كيف تمضي امرأة يومها وهي ترى فلذة كبدها يموت جوعاً؟ كيف تستطيع أم من العراق أن تهنأ بعيش وطفلها محروم من أبسط حقوقه كإنسان؟

يطل عبر تقرير الجزيرة مدير المرصد العراقي لحقوق الإنسان مصطفى سعدون ليخبرنا: "أن أجيال ما بعد عام 2003 عانت من وجود بيئة غير آمنة بسبب انفلات السلاح ووجود الفكر المتطرف والفوضى وغياب القانون، وهذه عوامل مركبة أدت بالمحصلة إلى وجود أجيال عراقية "مشوّهة"!

ويبدو أنه نسي أو يتناسى أن العراق في 2003 قد وقع تحت الاحتلال الأمريكي ولا زال حتى اليوم يعاني من تبعات هذا الاحتلال الغاشم الذي سلب أهل العراق أمنهم ومقدراتهم وعقولهم وانتهك حرماتهم وأعراضهم وقتل أبناءهم فيتّم الأطفال ورمّل النساء. فعن أي فكر متطرف يتحدث سعدون؟ أي قانون يا ترى ذاك الذي غاب معه الأمن وحقوق الأطفال؟ هل هو القانون نفسه الذي يشرعن لحفنة من الفاسدين وجودهم لامتصاص ما تبقى من خيرات في العراق تحت مسمى دولة؟ وهي ليست إلا حجر الشطرنج الذي تحركه أمريكا عن بعد في مستعمرتها الخلفية التي يبدو أنها لم تشبع من دماء أهلها بعد؟

الأمم المتحدة التي تتخمنا سنوياً بتقارير تضخ في الأمة الخيبة والألم وتجرعها المرارة وهي ترصد أعداد الجوعى والمحرومين الذين يعانون من ضنك المبدأ الرأسمالي الذي فرضه الغرب علينا، لا تستطيع يا للعجب أن ترصد الموازنات مثلاً ولا أن تشرعن لقوانين تحمي الشعوب من امتصاص خيراتها ولا حرمانهم من حياة كريمة. إنما للمفارقة تسن قوانين جدية وبخطا متسارعة وجهود حثيثة لشرعنة الزنا والفجور وفرض أجندتها عن النوع الجنسي والمساواة عبر أذرعها المتعددة من جمعيات نسوية ومجالس تشريعية ووسائل إعلامية ارتضت أن تبيع دينها بالدولار، بينما يُترك الأطفال الذين تشرعن لهم الفجور والخنا وتريد تربيتهم عليه تحت مسمى الحرية والتحضر ليموتوا جوعاً وجهلاً.

وكأن الأمم المتحدة تنتهج سياسة التجهيل لأطفال المسلمين ومنهم أهل العراق: موتوا جوعاً وجهلاً وسنفتح لكم آفاق "الحرية" وأبواب الانحلال على وسعها. وحتى نرفع عنا العتب سنخصص يوماً كل سنة للتذكير بمعاناتكم، وندعو لإعطائكم حقوقكم!

في هذه الأنظمة يموت الطفل في الحالتين: إما إلى القبر وإما إلى حياة باطن الأرض فيها خير من ظاهرها. تولى أمورنا شرارنا الذين نلعنهم ويلعنوننا. ورحم الله زماناً خاف فيه خليفة المسلمين وهو في المدينة المنورة أن يسائله الله عن دابة في العراق لِمَ لَمْ يسوِّ لها الطريق.

إن الخلاص لأطفال العراق والمسلمين معروف لا مجهول، وهو دولة عز وكرامة تطبق الإسلام الذي يجعل كرامة الإنسان وحماية حياته ضرورة فوق حماية دينه، ويجعل مأكله ومشربه ومسكنه حاجات فرضٌ على الدولة ضمان توفيرها لكل فرد فيها سواء أكان مسلماً أم غير مسلم. دولة تقوم على رعاية شؤون الناس بالإسلام فتحفظ لهم أموالهم وكراماتهم، وتكرس كل مواردها لرعايتهم وخدمتهم، فينفق خليفة المسلمين حتى يكنس بيت المال فلا يبقى فيه ذرة تراب يسائله رب العالمين عنها. وتجعل تعليم المسلمين فرضاً تقوم به تكليفاً لا منّة تمن به على الناس ولا تسلبهم أموالهم مقابله.

هذه الحياة العزيزة نعم المسلمون في ظلها قروناً، وستنعم الأمة عما قريب بها وتستظل بظلها. هذا ما وعدنا الله ورسوله. فنسأله سبحانه أن يرفع عنا وباء الأنظمة الجبرية وبلاء الحضارة الرأسمالية ويكرمنا بخلافة راشدة على منهاج النبوة.

﴿وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بيان جمال

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı