لماذا أغلقت السعودية أكاديميتها في بون؟
لماذا أغلقت السعودية أكاديميتها في بون؟

روسيا اليوم 2016/8/30 - أعلنت الرياض الاثنين 29 آب/أغسطس، إغلاق أكاديمية الملك فهد في بون ابتداء من بداية العام المقبل ووقف بناء أكاديمية مماثلة في برلين.

0:00 0:00
Speed:
August 31, 2016

لماذا أغلقت السعودية أكاديميتها في بون؟

لماذا أغلقت السعودية أكاديميتها في بون؟

الخبر:

روسيا اليوم 2016/8/30 - أعلنت الرياض الاثنين 29 آب/أغسطس، إغلاق أكاديمية الملك فهد في بون ابتداء من بداية العام المقبل ووقف بناء أكاديمية مماثلة في برلين.

وتتولى هذه الأكاديمية السعودية التي أسست عام 2000 تدريس اللغة العربية والدين الإسلامي لـ 150 طالبا من أبناء الجاليتين العربية والإسلامية.

من جانبه نشر موقع "دويتشه فيله" تقريرا تساءل فيه عما إذا كان إغلاق أكاديمية الملك فهد يُعد وقفا لاستيراد الفكر المتطرف إلى ألمانيا، وصف فيه القرار السعودي بأنه "خطوة على طريق تحسين صورة السعودية في ألمانيا وأوروبا"، مشيرا إلى أن الرياض تخلت أيضا عن بناء أكاديمية أخرى تحمل نفس الاسم في برلين.

وأشار موقع "دويتشه فيله" في تقريره إلى أن "القيادة السعودية الجديدة جادة في مساعيها لتحسين صورة المملكة في العالم أجمع وفي أوروبا عموما وألمانيا خصوصا، ووصف الموقع الألماني أكاديمية الملك فهد بأنها مثيرة للجدل، لافتا إلى أن القرار السعودي شمل أكاديمية ثانية في برلين على الرغم من أن عملية بنائها في مراحلها النهائية.

التعليق:

في خضم الدماء التي تسيل أنهاراً في سوريا والعراق واليمن وغيرها من بلاد المسلمين فإن حكام السعودية لا ينسون أبداً أن خنوعهم للكفار يجب أن يكون شاملاً، ففكرة المطاوعة عند حكام العصر الجبري يجب أن تشمل النواحي الثقافية التي تثير تساؤلات عند الأسياد الأوروبيين والأمريكان!!

فبدلاً من إنفاق أموال النفط على مثل هذه المؤسسات التي تلقن الطلاب الإسلام وفق الرؤية السعودية، هناك أهداف أسمى عندهم مثل الإنفاق على قتل المسلمين في اليمن خدمة لمصالح أمريكا، ومثل الإنفاق على شراء ذمم قادة بعض الفصائل في سوريا حتى يسيروا في المشاريع الأمريكية، بل زاد الملك سلمان بتخصيص مئة مليون دولار لإنشاء مركز أممي لمكافحة "الإرهاب"، أي محاربة الإسلام.

إن حكام السعودية بهذا الفعل، كما غيرهم من حكام المسلمين، لم تعد تعنيهم قضايا المسلمين إلا بمقدار خدمة أسيادهم فيها، فهؤلاء هم النواطير، وبعض الأموال المنفقة على تدريس الإسلام مثل تلك الأكاديمية أو المدرسة، والتي تذر الرماد في عيون المسلمين لم تعد لازمة في ظل الانتقادات الغربية عن ترويج السعودية للإسلام، مع أن الثقافة الإسلامية التي تدرسها السعودية تكون قد مرت عبر عدة فلاتر حتى لا تغضب أسياد الحكام في الغرب.

تعلمت السعودية الدرس من انتقادات الرئيس الأمريكي أوباما للسعودية حين وصفها في نيسان 2016 بالراكب المجاني، لمجلة ذي أتلانتك الأمريكية، فردت السعودية بالنفي وأنها تساهم كثيراً في تنفيذ السياسات الأمريكية، فالرئيس أوباما والمستشارة الألمانية ميركل وباقي الأوروبيين يعلمون أن السعودية تدفع ثمن الذخيرة الغربية التي تقتل بها السعودية المسلمين في اليمن، ويعلمون مساهمة السعودية في مكافحة "الارهاب"، ويعلمون ما صرح به وزير خارجية السعودية الجبير أن السعودية تستثمر 750 مليار دولار في أصول أمريكية جزء كبير منها في سندات الخزينة الأمريكية، أي المعاملات الربوية الأمريكية، وكانت أخبار امتلاك الملك سلمان للعقارات الفارهة في لندن بقيمة مليار دولار قد ذاعت حين كشف اللثام هذا العام عن فضيحة وثائق بنما...

أي أن زبدة الثروة السعودية تستثمر في الغرب، وعندما تنزل أسعار النفط تعجز السعودية عن استرداد أموالها "المستثمرة" في أمريكا وأوروبا، وهي تعلم أنها ديون ميتة، لن تتمكن من استرجاعها، وما يتبقى من أموال تستثمرها السعودية في رفاهية حكامها. وهذا العام 2016 تحدثت وسائل الإعلام عن احتجاجات عند شاطئ فرنسي منع من الاستجمام به القريبون منه بسبب استئجار الملك سلمان له طوال فترة إجازته في فرنسا!

وأما رذاذ الأموال، أي قليلها، فهو مثل الأكاديمية السعودية في بون وبرلين، ومع أنها قليلة للغاية، إلا أنه يجب توفيرها من أجل وضعها في خدمة الكفار، وذلك أن حال دول الكفر الكبرى قد أصبحت تثير شفقة حكام السعودية بعد الأزمة المالية التي عصفت بتلك الدول، فكان لا بد من العدول حتى عن رذاذ المال الطائر وتوفيره ووضعه تحت تصرف الكفار، كل ذلك لأن السعودية لا تريد أن تسمع أي كلمة عن انتقادات غربية لنشر الإسلام، بعد أن أصبح كل ما يمت إلى الإسلام بصلة مستهدفاً في الغرب مثل إيقاف الدعم الخارجي لبناء مساجد، واللباس الإسلامي، وما قضية "البوركيني" في فرنسا إلا مثال على رفض الغرب لأي رمز، ولو مشوَّه، للإسلام، ذلك الغرب الذي أصابته صحوة المسلمين، خاصة الثورة السورية بالعمى، ويكاد يتخلى عن نظريته السابقة في دعم المعتدلين، فكل الإسلام قد بات تطرفاً.

وأمام هذه النغمة الحديثة القادمة من الغرب فإن حكام السعودية قرروا الانحناء أمام الموجة ووقف دعم أي رمز إسلامي مهما كان.

والله المستعان...

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عصام البخاري

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı