لماذا لا تريد أمريكا الحل في لبنان والمنطقة؟
لماذا لا تريد أمريكا الحل في لبنان والمنطقة؟

الأخبار تدل على عدم جدية أمريكا في إيجاد الحلول في لبنان وكذلك في سوريا والمنطقة. 

0:00 0:00
Speed:
December 14, 2022

لماذا لا تريد أمريكا الحل في لبنان والمنطقة؟

لماذا لا تريد أمريكا الحل في لبنان والمنطقة؟

الخبر:

الأخبار تدل على عدم جدية أمريكا في إيجاد الحلول في لبنان وكذلك في سوريا والمنطقة.

التعليق:

من يراقب سياسة أمريكا في لبنان منذ انتخاب الجنرال عون رئيسا له يعرف أنها منذ ذلك الوقت 2016م، رضيت بمجيء عون إلى منصب الرئيس على مضض، لأنه لم يكن المرشح الأفضل ولم تكن تثق به وبتقلباته وعناده.

فلماذا يا ترى قبلت به رغم قدرتها على الإتيان بغيره وقتها، وتعيينه في هذا المنصب الذي لا يأتي إلا كما تريد هي للأسف الشديد؟!

وبالطبع سترى السياسيين اللبنانيين يتبجحون دون خجل بالانتخابات والحل اللبناني! مع العلم أن أكثر السياسيين والمعلقين الصحفيين باتوا يقولونها علنا في وسائل الإعلام المختلفة: إن أمريكا هي التي تختار رؤساء لبنان وخاصة في السنوات التي جاءت بعد عام 1958، أي عند وصول الرئيس فؤاد شهاب للسلطة والتفاهم مع عبد الناصر على التفاصيل، بإشراف أمريكي مباشر.

وتوالت الأمور في كل انتخاب صوري لرئيس لبنان بعد ذلك، مرة بالتفاهم مع فرنسا، لا سيما إبان وصول عون للرئاسة، حيث كان الوضع السياسي حرجاً في لبنان، بسبب خروج القوات السورية، بضغط التظاهرات المدعومة حينها من جهات موالية لأوروبا عموما، وظهور قوى 8 آذار الموالية لأمريكا، وفي مقابلها قوى 14 آذار الموالية لأوروبا، ومرة بدون فرنسا، لا سيما في هذه المرحلة التي نعيشها والتي تشهد تراجعا كبيرا للوجود الأوروبي في لبنان، وقوة النفوذ الأمريكي، فلما أوصلت عون إلى السلطة، جعلت حوله من صمامات الأمان ما يكفل عدم تقلبه وخروجه من يدها، وأهمها إبقاء رئيس المجلس النيابي نبيه بري سيفا مسلطاً عليه.

وهكذا كان بالفعل حيث قام بري بما تريده أمريكا منه وأكثر، فلم ينتخبه ولم يسمح له بالنجاح في أي مشروع أراد القيام به، حتى اشتهر عند صهر عون جبران باسيل قوله: "ما خلونا"، فوصلت البلد إلى ما وصلت إليه، مما وصفه عون نفسه بـ"جهنم" من الناحية السياسية والاقتصادية والنقدية والأمنية والتربوية والقضائية والصحية وغيرها من الأمور التي لا تخفى على أحد من أهل لبنان.

وهذه الأيام بات واضحا لكل متابع للأحداث من خلال عدم انتخاب رئيس للدولة من خلال مسرحية مجلس النواب الواضحة كل خميس، بات واضحا الاستنتاج بأن الأمر الأمريكي لم يعط بعد للتعيين، وهذا واضح من تصرف بري ومن معه لعرقلة الانتخاب، والأمر الوقح أن معظم السياسيين أصبحوا يقولونها بصراحة: إن الأمر ينتظر الضوء الأخضر الأمريكي أو الإيحاء الأمريكي كما يقول بعضهم، وكما كان واضحا من تصرفات الدول الإقليمية الموكلة بملف لبنان مثل السعودية وإيران وحتى النظام السوري على تهاويه!

يعني أن المسألة هي انتظار أوامر أمريكا لا غير!

والسؤال الذي يطرح هنا هو، هل يا ترى أمريكا جادة في حل مشكلة لبنان أم هي التي تعقدها وتزيدها سوءا عن سابق إصرار وتصميم؟!

كما نلاحظ من عدم السماح بحل أي مشكلة فيه من كهرباء وماء وطرقات وطبابة وتعليم واقتصاد، بل وعدم السماح للدول بمساعدته إلا للحاجات الإنسانية، بل وإشراف عاموس هوكشتاين عراب الترسيم مع يهود على ملف الكهرباء بشكل مباشر! كل هذا يعني أنها تبقي لبنان في العناية المركزة من دون أن تتركه يموت، ولكن لا تسمح له بالتعافي.

أما لماذا لا تريد أمريكا الحل في لبنان والمنطقة، وخاصة في سوريا، بل بالعكس تعمل على تعقيد الأمور، وهذا ما قاله السفير الروسي زاسبيكين بصراحة مرة في إحدى المقابلات التلفزيونية: "إن أمريكا لا تريد الحل السياسي في سوريا وإن روسيا لا تقدر على الحل"، لا تريد أمريكا ذلك لأمرين:

أحدهما خاص بلبنان، فهي حصلت على ما تريد بشأن الترسيم والتطبيع مع يهود لتضمن مصالحها في الغاز والنفط، وتسير بلبنان في مشروع إحكام ربطه بقيود صندوق النقد الدولي، وبالتالي لا تستعجل طالما الأمور بيدها.

وأما الآخر، وهو الأهم والأخطر الذي يجب التنبه له والتنبيه منه، فلا أجد سببا يدعو أمريكا لإبقاء الفوضى والجوع والقلق والفقر والتفتت في لبنان وسوريا بل والمنطقة كلها بدرجات مختلفة لا أجد إلا أمرا واحدا، وهو التحسب لقيام دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي ستزيل الحدود المصطنعة، وتقف في وجه مصالح أعداء الأمة الإسلامية، وعلى رأسهم أمريكا والغرب، والتي ستعيد الثروة كلها للأمة لتنعم بها وتحل مشاكلها، وتعد الجيوش للقيام بواجبها الذي طلبه الله تعالى منها من حمل الدعوة.

هذا هو حقيقة ما تخشاه أمريكا في بلادنا الإسلامية، لذا علينا المسارعة والمبادرة بالعمل الجاد لنري الغرب، لا سيما أمريكا، من أعمالنا القادمة ما يدهشها ويخيفها ويعود به إلى عصورها الوسطى، واضعين نصب أعيننا أننا ما نقوم بكل ذلك إلا إرضاء لله سبحانه واستجابة لأمره، مهما كلف الأمر.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد نزار جابر

رئيس لجنة الاتصالات المركزية لحزب التحرير في ولاية لبنان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı