لن تقوم الدولة الفلسطينية! لماذا؟
لن تقوم الدولة الفلسطينية! لماذا؟

الخبر:   قال رئيس وزراء كيان يهود نفتالي بينيت يوم 27/1/2022 "طالما أنا رئيس حكومة لن يكون هناك تطبيق لاتفاق أوسلو. أنا من الجناح اليميني، ومواقفي لن تتغير، ما زلت أعارض إقامة دولة فلسطينية وأدافع عن دولتنا" (صحيفة إسرائيل اليوم)

0:00 0:00
Speed:
January 30, 2022

لن تقوم الدولة الفلسطينية! لماذا؟

لن تقوم الدولة الفلسطينية! لماذا؟

الخبر:

قال رئيس وزراء كيان يهود نفتالي بينيت يوم 2022/1/27 "طالما أنا رئيس حكومة لن يكون هناك تطبيق لاتفاق أوسلو. أنا من الجناح اليميني، ومواقفي لن تتغير، ما زلت أعارض إقامة دولة فلسطينية وأدافع عن دولتنا" (صحيفة إسرائيل اليوم)

التعليق:

إن يهود معهودون بنقض العهود والوعود والعقود، وقد أشار القرآن الكريم إلى ذلك في العديد من الآيات، فنقضوا ميثاقهم مع الله خالقهم فكيف لا ينقضون ميثاقهم مع المخلوق؟! ﴿أَوَكُلَّمَا عَاهَدُواْ عَهْداً نَّبَذَهُ فَرِيقٌ مِّنْهُم بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ﴾. نقضوا عهدهم مع رسول الله ﷺ، ونقضوا ميثاقهم مع دولة الخلافة التي حمتهم واعتبرتهم أهل ذمة في أمان وسلام عندما هربوا من مذابح الأوروبيين والصليبيين ومحاكم التفتيش في الأندلس فتآمروا ضد الدولة العثمانية مع الإنجليز الذين خططوا لاستخدامهم ضد الإسلام والمسلمين، فجلبوهم من أصقاع الأرض وأقاموا لهم كيانا ليكون قاعدة متقدمة للغرب في قلب البلاد الإسلامية كما ذكر رئيس وزراء بريطانيا الأسبق تشرشل وليس محبة في يهود، بل انتقاما من المسلمين الذين هزموهم شر هزيمة في الحروب الصليبية. وأمريكا تبنت هذا الكيان للغرض نفسه، وكل دول الغرب مع روسيا تتبنى هذا الكيان.

رأت أمريكا أن من الأمور الأساسية لتثبيت كيان يهود في المنطقة إقامة دولة فلسطينية بجانب هذا الكيان تكون مهمتها حمايته، فأخرجت مبادرتها حل الدولتين عام 1959 على عهد أيزنهاور. ولم تستطع أن تطبقها على تعاقب الإدارات، وقد تبنت اتفاقية أوسلو عام 1993، ولم يعترف كيان يهود فيها بدولة فلسطينية وإنما اعترف بمنظمة التحرير الفلسطينية التي خانت الله ورسوله والمؤمنين بسبب اعترافها باغتصاب يهود لنحو 78% من فلسطين، وبحقها العيش بأمان وسلام والتخلي عن العمل المسلح لتحرير فلسطين ونبذ ومحاربة من يحاربها، من أجل ذلك التزمت بالتنسيق الأمني الذي يعني محاربة أهل فلسطين. ونصت الاتفاقية المشؤومة على إقامة سلطة حكم ذاتي تتسلط على رقاب أهل فلسطين كما هو حاصل بالفعل. وقد سقط مشروع حل الدولتين عندما أخرجت الإدارة الأمريكية السابقة على عهد ترامب ما سمي بصفقة القرن. وعندما جاء بايدن أعلن عودة أمريكا لحل الدولتين ولكنه أعلن أنه من الصعب تطبيقه حيث أوجد يهود عراقيل تحول دون تطبيقه. ولهذا فلا يوجد احتمال لتطبيقه. وقد أعلن رئيس وزراء كيان يهود أنه يعارض إقامة دولة فلسطينية وفي الوقت نفسه يعارض تطبيق الاتفاق الأقل منه وهو اتفاق أوسلو الذي ينص على إقامة حكم ذاتي. فأصبح مشروع حل الدولتين عبارة عن ألهية يتلهى بها الحكام الخونة ويتغطون بها حتى يبرروا عدم قيامهم بأي عمل ضد يهود، لأنهم ينتظرون تطبيق حل الدولتين! علما أنه خيانة واعتراف باغتصاب يهود لأكثر أرض فلسطين.

ويأتي مثل حسين الشيخ أحد قادة منظمة التحرير الفلسطينية ومسؤول في السلطة الفلسطينية ليرد على رئيس وزراء كيان يهود في تغريدة على تويتر يوم 2022/1/28 ويقول: "رحيل وقيام دولة فلسطينية لن تنتظر موافقة بينيت لأنها حتمية تاريخية". فكلامه هراء وهذيان. فركنه أمريكا لم تستطع أن تقيم الدولة الفلسطينية رغم محاولاتها العديدة على مدى أكثر من ستة عقود! وإدارة بايدن تعترف بهذه الصعوبة وليست مهتمة بذلك، وجل اهتمامها الآن روسيا والصين وأوروبا مع مشاكلها الداخلية العويصة سياسية واقتصادية ومجتمعية.

فقادة المنظمة ومسؤولو السلطة يفتقرون لأي صدق أو إخلاص، فهم يعلمون في قرارة أنفسهم أنه لن تكون هناك دولة فلسطينية، حتى الحكم الذاتي مستبعد، فهم يرون تسويف يهود، بل رفضهم لكل ذلك ويرون عجز أمريكا، ولكنهم حتى يبقوا موظفين أذلاء منتفعين تحت "بسطار الاحتلال" كما قال كبيرهم عباس يجترون باستمرار الدعوة لإقامة دولة فلسطينية. فإذا لم يكونوا موظفين في السلطة لخدمة الاحتلال والسهر على حمايته، فلن يجدوا طريقا أخرى للنهب والسرقة من أموال الناس. فسلطتهم ومنظمتهم عبارة عن وسيلة للاقتتات بل للنهب والسرقة.

لقد توعد الله سبحانه في سورة الإسراء يهود بالعقاب الشديد بإرسال عباد له أولي بأس شديد يسومونهم سوء العذاب، إذا عادوا إلى الأرض المقدسة وأشاعوا فيها الفساد وعلوا في الأرض علوا كبيرا كحالهم اليوم. وقد بشر الرسول ﷺ بقتال المسلمين ليهود والقضاء عليهم.

والمؤمنون يعلمون علم اليقين أنه لن تتحرر فلسطين إلا بالجهاد، وهم متيقنون من وعد الله وبشرى رسوله ﷺ بتحريرها والقضاء على يهود، وسيكون ذلك بإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة حيث ستنزل في بيت المقدس ويصلي خليفة المسلمين في المسجد الأقصى. فخاطب رسول الله ﷺ أحد أصحابه قائلا: «يَا ابْنَ حَوَالَةَ، إِذَا رَأَيْتَ الْخِلَافَةَ قَدْ نَزَلَتْ أَرْضَ الْمُقَدَّسَةِ فَقَدْ دَنَتِ الزَّلَازِلُ وَالْبَلَابِلُ وَالْأُمُورُ الْعِظَامُ، وَالسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنَ النَّاسِ مِنْ يَدِي هَذِهِ مِنْ رَأْسِكَ» (أبو داود) ومعنى ذلك أن الخلافة ستقام في مكان ما من بلاد الإسلام، ومن ثم ينتقل مركزها إلى بيت المقدس ليكون عاصمة الخلافة الأخيرة إلى يوم القيامة. وما يؤكد ذلك تهيئة الله لأسباب ذلك، وإن الله إذا قضى أمرا هيأ له أسبابه. فقد وجد بفضل الله ورحمته على المؤمنين حزب التحرير فتبنى فكرة الخلافة ويعمل لها ليل نهار وقد أوجد لها رأيا عاما وهي على وشك أن تقام بإذن الله.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسعد منصور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı