لن ينعم أهل السودان بحياة طيبة إلا في ظل الخلافة
لن ينعم أهل السودان بحياة طيبة إلا في ظل الخلافة

الخبر:   كتب مستشار البرهان، العميد دكتور الطاهر أبو هاجة: "... لا بد أن تعمل المنظومة السياسية بوحدة وتلاحم وانسجام ليس على المستوى الأدنى وإنما على المستوى الأعلى.. المستوى الذي يضع في الاعتبار كل مقاصد سبتمبر المجيدة.. لتنتقل البلاد بقوى أمنية وسياسية واجتماعية نحو الحرية والسلام والعدالة.. قيل إن الإصلاحات الاقتصادية الأخيرة قاسية لكنه كان لا بد منها. بذات الفهم الإصلاحات السياسية قاسية لكنه لا بد منها.. ختاما نحتاج إلى قليل من الكلام وكثير من العمل" (الحاكم نيوز).

0:00 0:00
Speed:
July 07, 2021

لن ينعم أهل السودان بحياة طيبة إلا في ظل الخلافة

لن ينعم أهل السودان بحياة طيبة إلا في ظل الخلافة

الخبر:

كتب مستشار البرهان، العميد دكتور الطاهر أبو هاجة: "... لا بد أن تعمل المنظومة السياسية بوحدة وتلاحم وانسجام ليس على المستوى الأدنى وإنما على المستوى الأعلى.. المستوى الذي يضع في الاعتبار كل مقاصد سبتمبر المجيدة.. لتنتقل البلاد بقوى أمنية وسياسية واجتماعية نحو الحرية والسلام والعدالة.. قيل إن الإصلاحات الاقتصادية الأخيرة قاسية لكنه كان لا بد منها. بذات الفهم الإصلاحات السياسية قاسية لكنه لا بد منها.. ختاما نحتاج إلى قليل من الكلام وكثير من العمل" (الحاكم نيوز).

التعليق:

مثل هذه التصريحات لم ينفرد بها مستشار رئيس مجلس السيادة وحده، بل سبقه إليها رئيس مجلس الوزراء عبد الله حمدوك نفسه حين قال: "لم يكن أمامنا غير تبني برنامج للإصلاح الاقتصادي فهو خيارنا الوحيد الذي لم يفرضه علينا أحد أو تُصر عليه جهة ولسنا مرغمين على ذلك لكنه الخيار الواعي الذي وجدناه كفيلاً بإصلاح الوضع الاقتصادي ونعلم قسوته وصعوبته ولكنه الدواء الوحيد لمثل ظروفنا واقعنا"!

القول بأن الإصلاحات الاقتصادية قاسية، ولا بد منها، يدل دلالة قاطعة على أن تفكير السياسيين في هذا البلد لا يخرج عن شروط صندوق النقد والبنك الدوليين، وأنهم ينظرون عند أخمص أقدامهم، وأنهم أسرى للنظام الرأسمالي الذي لا يرون الحل إلا عبره، وهذا قصر نظر، بل الاستحمار بعينه، فكيف بالله ونحن نعتنق أعظم دين، ومهيمن على كل المبادئ، ولم يترك أي شاردة ولا واردة من صلاح لهذه الأمة إلا وبيّنها في كتاب لا يغادر كبيرة ولا صغيرة من أنظمة الحياة، إلا بيّنها، ووضع منهجاً سليماً لا اعوجاج فيه، وقرر فيه المولى عز وجل، ورسم منهاجا نسير به في حياتنا؟! فقد تركنا نبينا الكريم ﷺ على المحجة البيضاء لا يزيغ عنها إلا من ارتضى بأن يسّير حياته على غير هدى من الله، واتبع سنن الكافرين فضلّ وأضلّ.

إن السياسيين في هذا البلد وغيره من بلاد المسلمين قد أصابهم العمى، إلا عن تشريعات النظام الرأسمالي الذي حل وبالاً على الناس، فلم يورثهم سوى الفقر والمسغبة، فالمدقق في تصريحات الساسة والحكام، التي تقول بأنه لا بد من هذه الإجراءات القاسية - والمقصود بها رفع الدعم - يرى ويجزم بأنهم ارتضوا بأن تسيّروا حياة أهل السودان على غير هدى من الله تعالى، وتتبنَّوا معالجات صندوق النقد الدولي الجائرة؛ هذا الصندوق الذي ما دخل بلداً من بلاد المسلمين أو غيرها، إلا وجعل اقتصادها دكاً، وأذاق أهلها الذلة والفقر.

وللدلالة على قصر نظركم السياسي، أيها الحكام، فإننا نتساءل، هل يحتاج بلد مثل السودان؛ ذلك البلد القارة، لمثل هذه السياسات القاسية (رفع الدعم)؟ فهو بلد يوصف بسلة غذاء العالم، بلد عندما كان يُحكم بنظام الإسلام الخلافة، كانت تذهب صدقاته إلى الشام وأرض الحجاز، بلد لا يخلو من كل شيء نفيس؛ بترول، وذهب، وأنهار، ويورانيوم، وثروة حيوانية تكاد تكون الدولة الأولى من حيث امتلاكها، وأراض شاسعة مسطحة، ولكن عندما يحكمه العملاء يُصار به إلى هذا الهوان، وإلى مثل هذه المعالجات القاسية، فلا غرو فإن كل تشريعات النظام الرأسمالي قاسية، ومنها رفع الدعم، إذ هي جريمة توجب العقاب عليها، وقد توعدكم، ودعا عليكم المصطفى عليه الصلاة والسلام حين قال: «اللَّهُمَّ مَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئاً فَشَقَّ عَلَيْهِمْ فَاشْقُقْ عَلَيْهِ وَمَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئاً فَرَفَقَ بِهِمْ فَارْفُقْ بِهِ» رواه الإمام أحمد، وروي عنه كذلك أنه قال: «مَنْ دَخَلَ فِي شَيْءٍ مِنْ أَسْعَارِ الْمُسْلِمِينَ لِيُغْلِيَهُ عَلَيْهِمْ فَإِنَّ حَقّاً عَلَى اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنْ يُقْعِدَهُ بِعُظْمٍ مِنْ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ».

وسيبقى الناس يكتوون بمثل هذه التشريعات طالما بقي هذا النظام الرأسمالي المأفون يسير حياتنا، والواجب أن ننعتق منه ونحكم عقيدتنا السمحة التي أوجبت على الحاكم إشباع الحاجات الأساسية لكل فرد، بل والحاجات الكمالية بقدر المستطاع، فهو نظام من لدن حكيم خبير لا يظلم أحداً، تُطبق أحكامه في ظل دولته الخلافة فتنقل الناس من ضنك العيش إلى خيري الدنيا والآخرة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الخالق عبدون علي

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı