لقاء البرهان ومستشار الرئيس الأمريكي للشؤون العربية والأفريقية في سويسرا  خطوة أمريكية للإسراع في تفتيت السودان
لقاء البرهان ومستشار الرئيس الأمريكي للشؤون العربية والأفريقية في سويسرا  خطوة أمريكية للإسراع في تفتيت السودان

الخبر: كشف موقع سودان تربيون، نقلاً عن مصادر دبلوماسية غربية، تفاصيل دقيقة حول لقاء سويسرا الذي عُقد قبل أيام بين رئيس مجلس السيادة الانتقالي الفريق أول عبد الفتاح البرهان، ومستشار الرئيس الأمريكي للشؤون العربية والأفريقية، مسعد بولس. وتكتمت الدوائر الرسمية السودانية والأمريكية على تفاصيل الاجتماع الذي عُقد بمدينة زيورخ في 11 آب/أغسطس الجاري واستمر لنحو ثلاث ساعات.

0:00 0:00
Speed:
August 21, 2025

لقاء البرهان ومستشار الرئيس الأمريكي للشؤون العربية والأفريقية في سويسرا خطوة أمريكية للإسراع في تفتيت السودان

لقاء البرهان ومستشار الرئيس الأمريكي للشؤون العربية والأفريقية في سويسرا

خطوة أمريكية للإسراع في تفتيت السودان

الخبر:

كشف موقع سودان تربيون، نقلاً عن مصادر دبلوماسية غربية، تفاصيل دقيقة حول لقاء سويسرا الذي عُقد قبل أيام بين رئيس مجلس السيادة الانتقالي الفريق أول عبد الفتاح البرهان، ومستشار الرئيس الأمريكي للشؤون العربية والأفريقية، مسعد بولس. وتكتمت الدوائر الرسمية السودانية والأمريكية على تفاصيل الاجتماع الذي عُقد بمدينة زيورخ في 11 آب/أغسطس الجاري واستمر لنحو ثلاث ساعات. وقالت المصادر الموثوقة، إن المناقشات الأولية بين الرجلين ومرافقيهما، تناولت تسليم المساعدات الإنسانية، ووقف الأعمال العدائية، وبدء عملية سياسية تشمل المدنيين فقط، مع استبعاد جميع الأطراف المتحاربة، بما في ذلك الحركات المسلحة والقوات المساندة. وكشفت المصادر أن المباحثات تطرقت إلى جوانب متعددة، أحدها مسار سري يتعلق بمستقبل الحركات المسلحة وقوات الدعم السريع، وحماية مستقبل الجيش نفسه من التدخل السياسي. (سمارت الإخبارية)

التعليق:

يبدو أن المشهد السياسي يسير نحو انفصال دارفور بصورة متسارعة، فكل المؤشرات تدل على ذلك وأبلغ دليل هو لقاء البرهان الذي عقد في سويسرا قبل أيام والذي يؤكد ما ذهبنا إليه، فهذه التسريبات التي نقلتها صحيفة سودان تربيون، وغيرها من الوكالات، والتي قالت إن المباحثات تطرقت إلى جوانب متعددة، أحدها مسار سري يتعلق بمستقبل الحركات المسلحة وقوات الدعم السريع وحماية مستقبل الجيش نفسه من التدخل السياسي، يراد منها تذويب الحركات المسلحة التي تتبع أوروبا.

وبعد وصول البرهان بأيام شرع في تنفيذ ما اتفق عليه مع المبعوث الأمريكي حيث أصدر قرارا بإخضاع جميع القوى المسلحة المساندة للجيش من حركات مسلحة ومستنفرين... الخ لقانون القوات المسلحة السودانية.

في تعميم صحفي للناطق الرسمي للقوات المسلحة السودانية يوم الأحد 17 آب/أغسطس 2025م جاء فيه: (تأكيداً على سيادة حكم القانون وإحكاماً للقيادة والسيطرة وعملاً بأحكام المادتين (14) و(2'5) الفقرات (2) و(2/هـ)، أصدر السيد رئيس مجلس السيادة القائد العام للقوات المسلحة الفريق أول ركن عبد الفتاح البرهان قراراً بإخضاع جميع القوات المساندة العاملة مع القوات المسلحة وتحمل السلاح، لأحكام قانون القوات المسلحة لسنة 2007م وتعديلاته ويطبق على منسوبيها. تكون كل هذه القوات تحت إمرة قادة القوات المسلحة بمختلف المناطق. وفي السياق ذاته أصدر الفريق أول البرهان قرارات بإحالة ضباط أقوياء في القوات المسلحة قادوا المعارك في الخرطوم).

كما أصدر قرارات بترقية عدد من الضباط من دفعات مختلفة للرتبة الأعلى، وإحالة آخرين للتقاعد بالمعاش. تأتي هذه الإجراءات الراتبة طبقا لقانون القوات المسلحة واللوائح المنظمة لها.

هذه القرارات تدخل في إطار احتواء الحركات المسلحة الموقعة على اتفاق جوبا وقصقصة أي أجنحة قوية داخل المؤسسة العسكرية حتى لا يفشل المخطط الأمريكي، وفي حال تم الانفصال لا قدر الله، لن يكون هناك أي رفض أو مقاومة لأنها في نهاية الأمر تخضع لقانون القوات المسلحة ويحاسب أي شخص يخرج من الإطار المرسوم وفقا لهذا القانون.

أما فيما يتعلق بوقف الأعمال العدائية، وبدء عملية سياسية تشمل المدنيين فقط واستبعاد جميع القوى المتحاربة بما في ذلك الحركات المسلحة، فالملاحظ أن معظم ما جرى في مباحثات سويسرا كان يدور حول محور الحركات المسلحة لأنها يمكن أن تفشل مخطط أمريكا في حال فض الشراكة مع الجيش، فهي كما ذكرنا ولاؤها لأوروبا، أما القوى المدنية فهم جماعة أمريكا من المدنيين وهي الحكومة المدنية المعينة حديثا برئاسة كامل إدريس وطاقمه المعاون.

والمقصود بوقف الأعمال العدائية هو انسحاب الجيش من الفاشر وتسليمه لقوات الدعم السريع فبحسب ما ذكرته التسريبات فإن هناك مساراً لها، وطالما أنها مسيطرة على معظم أجزاء إقليم دارفور عدا الفاشر التي تحكم عليها الحصار وشنت عليها ما يقارب 227 هجوما فإن أمريكا إذاً تريد إعطاءها الإقليم بتسليم فاشر السلطان لها. فيا أهل السودان لا يلدغ المؤمن من جحر واحد مرتين، فقد ذقنا مرارة انفصال الجنوب حيث ذهبت معظم موارد البلاد (80% من البترول الذي كان يرفد خزينة الدولة بالإيرادات والعملات الصعبة)، والآن الصراع على أشده على الموارد الموجودة في دارفور. فالكفار يسيل لعابهم على خيراتنا وثرواتنا، فلماذا نسمح لهم باستغلال مواردنا ونحن نقبع في مستنقع الفقر والحروب فيما بيننا؟! ألم يأن بعد أن نطبق شرع ديننا ونقيم أحكام ربنا ونوحد بلادنا وتوزع ثرواتنا ومواردنا وفق أحكام الإسلام الذي يجعل من الملكيات العامة توزع على كل من يحمل تابعية الدولة الإسلامية دون النظر إلى لونه أو عرقه أو حتى دينه؟!

فيا أهل السودان ضعوا أيديكم مع الرائد الذي لم يكذبكم يوما؛ حزب التحرير الذي ظل يكشف خطط الأعداء تجاهنا ويقدم مشروعه في إقامة دولة الخلافة والذي أعد له عدته من أجهزة الدولة ومشروع دستور من 191 مادة في الحكم والاقتصاد والاجتماع وسياسة تعليم ونظام اجتماعي...

ويا قادة الرأي والإعلام، والعلماء، وقادة الجيش، أفشلوا مخطط الشيطان، الساعي لتمزيق بلادنا فقوتنا في وحدتنا واجعلوا شعارنا أمة واحدة... دولة واحدة... راية واحدة...

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد السلام إسحاق

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from null

Gazze'de Ateşkes, Kan ve Enkazla Yeni Bir Gerçekliğin Hazırlığı İçin Perde

Gazze'de Ateşkes, Kan ve Enkazla Yeni Bir Gerçekliğin Hazırlığı İçin Perde

Haber:

El Cezire'nin uydu görüntülerinin analizine dayanan bir araştırması, işgalin Gazze'de geçen yılın 10-30 Ekim tarihleri arasında izlediği sistematik yıkım modellerini ortaya çıkardı.

El Cezire haber ağına bağlı "Sanad" haber doğrulama ajansı, ateşkes anlaşmasının uygulanmaya başlamasından bu yana işgal güçlerinin sektör içinde gerçekleştirdiği mühendislik yıkım ve ağır hava bombardımanını tespit etti. (El Cezire Net)

Yorum:

Trump'ın himayesinde ve bazı Arap ülkeleriyle anlaşarak Gazze Şeridi'ne yönelik mayınlı savaşın sona erdiği ilan edildikten sonra, bunun Yahudi varlığının lehine sonuçlandığı açıkça görülüyordu. Uydu görüntülerinin ve güncel haber raporlarının analizlerine göre Yahudi ordusu, Gazze'de özellikle Şucaiye ve Han Yunus'ta kontrolü altındaki bölgelerde ve ayrıca Refah ile doğusundaki geniş çaplı yıkıma tanık olan bölgelerde binlerce binayı havaya uçurdu.

Gazze'deki kapsamlı yıkım rastgele değil, direniş için elverişli ortamı yok etmek gibi uzun vadeli stratejik hedefler taşıyor. Gazze'nin altyapısından, okullarından ve konutlarından arındırılması, direnişin kendisini yeniden örgütlemesini veya yeteneklerini yeniden inşa etmesini zorlaştırıyor. Bu, olanakları yok ederek ve Gazze'yi tüketip ekonomik olarak felç ederek ve yaşanmaz hale getirerek uzun vadeli bir caydırıcılıktır. Bu, herhangi bir siyasi veya güvenlik çözümünü, hatta göç fikrini kabul etmenin önünü açıyor, çünkü Gazze'yi bir enkaz halinde bırakmak, yeniden inşa etmeyi tek başına halkının elinde tutmayı zorlaştıracak. Aksine, siyasi şartlarla ülkeler ve örgütler müdahale edecek ve işgal, yeniden inşa edenlerin kararı elinde tuttuğunun farkında. Yani bugünkü yıkım, yarınki siyasi kontrol için!

Aslında, Gazze'ye yönelik savaşın sona erdirilmesi anlaşmasının "mayınlı" olarak nitelendirilmesi tesadüf değildi, çünkü kısmiydi ve sözde askeri hedefler bundan muaf tutuluyordu, bu da Yahudilerin güvenlik bahaneleri altında baskınlara ve yıkıma devam etmesine olanak tanıyordu. Aynı şekilde, varlığa en büyük desteği veren ülke tarafından güçlü uluslararası garantiler olmaksızın akdedildi, bu da onu kırılgan ve ihlal edilebilir hale getiriyor, özellikle uluslararası hesap verebilirliğin olmaması Yahudi varlığını hesap verebilirliğin üzerinde tutuyor.

Ne zamana kadar itaatkâr, boyun eğen ve zayıf, bitkin, kayıp ve aç bir halkı seyreden bir ümmet olarak kalacağız?! Ve hepsinden önemlisi, her zaman ihlal edilebilir?! Hepimiz Selahaddin Eyyubi olalım, çünkü Gazze bugün ümmete Selahaddin'in sadece cesur bir birey olmadığını, aynı zamanda bir projeye sahip bir devlette bir lider olduğunu ve arkasında tek bir ümmetten oluşan bir orduya sahip olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle, Selahaddin olma çağrısı, bireysel kahramanlık anlamına gelmez, aksine ümmetin tüm çocuklarını tek bir bayrak altında tek bir safta asker yapacak bir devlet kurmak için çalışmak anlamına gelir.

Yüce Allah şöyle buyurdu: ﴿ALLAH YOLUNDA VE EZİLİP ZAYIF BIRAKILAN ERKEKLER, KADINLAR VE ÇOCUKLAR İÇİN NİYE SAVAŞMIYORSUNUZ?﴾.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Radyosu için yazılmıştır

Menal Ümmü Ubeyde

Abdülmelik el-Husi kendi malından ve babasının malından bağış yapmıyor!

Abdülmelik el-Husi kendi malından ve babasının malından bağış yapmıyor!

Haber:

Yemen Sanaa kanalı, 12 Kasım 2025 Çarşamba akşamı "Vatanım" adlı insani yardım programını yayınladı. "Biz Sizinleyiz" bölümünde, nadir bir hastalığa yakalanan ve 80 bin dolar maliyetle Hindistan'a seyahat etmesi gereken bir kadının durumu ele alındı. Hayır kurumları ve hayırseverler tarafından 70 bin dolar toplandı. Ancak program sunucusu, son bağışçı olan Abdülmelik el-Husi'yi on bin dolarlık bağışından dolayı uzun süre övdü ve programda görünen insani yardım vakalarını desteklemedeki tekrarlanan rolünü takdir etti.

Yorum:

İslam'da yöneticinin sorumluluğu büyüktür. Bu, insanların işlerine bakmak, onların yararına olan şeylere harcama yapmak ve rahatlıklarını sağlayacak her şeyi sağlamaktır. O aslında onların hizmetkarıdır, durumlarından emin olana kadar rahat edemez. Bu görev bir lütuf veya iyilik değil, İslam'ın kendisine yüklediği şeri bir zorunluluktur. Bu konuda ihmalkar davranırsa kusurlu sayılır ve ümmetin ihmal durumunda onu hesaba çekmesi İslam tarafından zorunlu kılınmıştır. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: «İmam bir çobandır ve sürüsünden sorumludur.» Bu nedenle, yöneticilerin veya devletin bazı ihtiyaçlara yönelmesine sevinmek ve bunu aslında zorunlu bir pastoral görev iken insani bir eylem olarak adlandırmak yüzeyseldir.

Kapitalizmin ve dünya üzerindeki hakimiyetinin yerleştirdiği en tehlikeli kavramlardan biri, devletin bakımdan vazgeçmesi ve insanların bakımını bireyler veya gruplar tarafından yönetilen hayır kurumlarına ve derneklere bırakmasıdır. İnsanlar çoğunlukla yardım almak ve ihtiyaçlarını gidermek için bu kurumlara başvururlar. Dernekler fikri ilk olarak Avrupa'da dünya savaşları sırasında ortaya çıktı. Birçok aile geçim kaynaklarını kaybetmiş ve bir bakıcıya ihtiyaç duymuştu. Demokratik kapitalist sisteme göre devlet işlerin bakıcısı değil, sadece özgürlüklerin koruyucusudur. Zenginler, fakirlerin kendilerine karşı ayaklanmasından korktular ve bu dernekleri kurdular.

İslam, ümmetin işlerine bakmak, şeri haklarını korumak ve bireylerin ve toplumun tatmin edilmesi gereken altı temel ihtiyacını karşılamak için sultanın varlığını zorunlu kılmıştır. Yiyecek, giyecek ve barınma devlet tarafından teker teker tüm tebaasına, Müslümanlara ve gayrimüslimlere sağlanmalıdır. Güvenlik, sağlık ve eğitim ise devlet tarafından herkese ücretsiz olarak sağlanır. Bir adam, halife Ömer bin Hattab'ın (Allah ondan razı olsun) yanına karısı ve altı kızıyla geldi ve şöyle dedi: (Ey Ömer, bunlar benim altı kızım ve anneleri, onlara yemek ver, giydir ve onlar için zamanın koruyucusu ol). Ömer dedi ki: (Eğer yapmazsam ne olur?!) Bedevi dedi ki: (Giderim). Ömer dedi ki: (Gidersen ne olur?) Dedi ki: (Kıyamet günü onların durumu hakkında sorulacaksın, Allah'ın huzurunda duran ya ateşe ya da cennete gidecek). Ömer dedi ki: (İçinde bunlar gibi insanlar olduğu sürece bu ümmet kaybolmayacak).

Ey Müslümanlar: Bu bir hayal değil, her tebaasına bakmayı Müslüman halifeye zorunlu kılan İslam'dır. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: «İmam bir çobandır ve sürüsünden sorumludur.» Bu nedenle bu hükümleri yeniden uygulamaya koymalı ve hayata geçirmeliyiz. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ﴿Allah, bir kavim kendisini değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez﴾ Bizi adalete ve refaha kavuşturacak olan İslam'dır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu için yazılmıştır.

Sadık es-Sarari