ليكن جهادكم تحت لواء رسول الله في ظل الخلافة الراشدة
ليكن جهادكم تحت لواء رسول الله في ظل الخلافة الراشدة

الخبر: مفكرة الإسلام: قتل 12 من قوات الاحتلال الأمريكي في أفغانستان في هجوم لحركة طالبان، اليوم الاثنين، في مديرية باجرام، وذكرت تقارير إعلامية أن الهجوم أسفر أيضا عن مقتل 5 من الشرطة الأفغانية وتدمير مدرعتين أمريكيتين. ويأتي الهجوم بالتزامن مع هجمات واسعة شنها مقاتلو طالبان فى مديرية هلمند وقندوز ونورستان أوقعت خسائر كبيرة فى القوات الأفغانية ومعداتها." (2016/08/22).

0:00 0:00
Speed:
August 26, 2016

ليكن جهادكم تحت لواء رسول الله في ظل الخلافة الراشدة

ليكن جهادكم تحت لواء رسول الله في ظل الخلافة الراشدة

الخبر:

مفكرة الإسلام: قتل 12 من قوات الاحتلال الأمريكي في أفغانستان في هجوم لحركة طالبان، اليوم الاثنين، في مديرية باجرام، وذكرت تقارير إعلامية أن الهجوم أسفر أيضا عن مقتل 5 من الشرطة الأفغانية وتدمير مدرعتين أمريكيتين. ويأتي الهجوم بالتزامن مع هجمات واسعة شنها مقاتلو طالبان فى مديرية هلمند وقندوز ونورستان أوقعت خسائر كبيرة فى القوات الأفغانية ومعداتها." (2016/08/22).

التعليق:

كثرت في الفترة الأخيرة الأخبار عن العمليات الجهادية التي تقوم بها حركة طالبان في أفغانستان ضد الجيش الأمريكي هناك. وكانت أمريكا الاستعمارية قد احتلت أفغانستان وحاربت أهلها المسملين ودمرت مدنها وقُراها وشردتهم وقتلتهم بحجتها التي تتذرع بها عند غزوها أي بلد لتفرض نظامها وهيمنتها وسيطرتها عليه وتنهب خيراته وثرواته بحجة "محاربة الإرهاب". بالرغم من ادعاء أمريكا بأنها خرجت من أفغانستان فإن مقتل 12 من جنودها على يد مجاهدي حركة طالبان يفضح هذا الادعاء، فأمريكا زرعت لها عملاء في أفغانستان يعملون على حماية مصالحها وتنفيذ أهدافها ومخططاتها، وهذا ما يرفضه المسلمون في أفغانستان، يرفضون وجود المحتل المستعمر لبلادهم، فيحاربونها ويجاهدون في سبيل إخراجها منها، فحب الجهاد باقٍ في نفوس المسلمين وهو ماضٍ إلى يوم الدين.

والجهاد في سبيل الله لقلع المستعمر وتحرير البلاد والعباد، لا تستطيع أن تقوم به جماعات أو حركات جهادية فقط، لأنه مهما بلغت قوتها وقدراتها لن تستطيع هزيمته، فالمطلوب أن يكون جهاد دولة مقابل دولة، جيش مقابل جيش، طائرة مقابل طائرة. ولذلك تبقى بلاد المسلمين في حروب شد وجذب مع أمريكا ولن ينتصر المسلمون إلا بعودتهم إلى دينهم وتبني قضايا أمتهم الإسلامية وإقامة دولتهم التي توحدهم وتجمعهم على قلب رجل واحد، والانعتاق والتحرر من الاستعمار الأمريكي والغربي الكافر لن يكون إلا إذا كان للمسلمين دولة وسلطان وجيش، والأمة الإسلامية لديها الجيوش، فهم أبناء هذه الأمة، وهنا يأتي واجب المسلمين والإعلام بأن يستنصروا الجيوش، وأن يطالبوها بالتحرك لتحررهم من الاستعمار الحاقد على الإسلام والمسلمين وتكسير السدود والحدود بين بلاد المسلمين ولإقامة دولة الإسلام الحقة وإسقاط دويلات الباطل.

ويجب أن يًقرأ الخبر في هذا السياق، فالقارئ المسلم يفرح بانتصارات المسلمين، وعلى وسائل الإعلام العربية والإسلامية أن تكون صوت الأمة الذي يوصل نداءاتها واستغاثاتها للجيوش الإسلامية لتخليصها جذرياً مما تلاقيه من الاستعمار وعملائه الأنظمة الحاكمة في بلاد المسلمين. فالحرب هي حرب أفكار، ومع أخذنا بعين الاعتبار أن أمريكا حتماً خسرت حرب الأفكار بين الحق والباطل وبين الإسلام والكفر، ستخسر أيضاً هذه الحروب العسكرية لأنه وكما جاء في تقارير أمريكية عدة فإن الغرب لا طاقة له بحرب الإسلام حرباً فكريةً، وهذه الانتصارات التي حققها المجاهدون أينما كانوا أتت في خضم الانحطاط الفكري للمسلمين بغياب الدولة الإسلامية، فما بالكم بالخلافة الراشدة ونهضتها بالمسلمين النهضة الفكرية الصحيحة؟ وكيف بدولة إسلامية عزيزة عظيمة تطبق الإسلام يكون خليفة المسلمين فيها قائد الجيش والجهاد يعقد لواءه تأسياً برسول الله ﷺ؛ فقد روى البخاري عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: «أمَّر رسول الله ﷺ في غزوة مؤتة زيد بن حارثة». فقال رسول الله ﷺ: «إن قُتِل زيد فجعفر، فإن قتل جعفر فعبد الله بن رواحة».

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أم عاصم الطويل – فلسطين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı