ليست الرأسمالية حلا لمشاكل مصر الاقتصادية بل هي الداء
ليست الرأسمالية حلا لمشاكل مصر الاقتصادية بل هي الداء

في الساعات الأخيرة الدكتور مصطفى مدبولي رئيس مجلس الوزراء أدلى بتصريحات مهمة عن أزمة شح العملة اللي بتعاني منها مصر وقال إن أزمة الدولار عابرة وهنتهتي في وقت قريب وان الهم واللي بتفكر فيه الحكومة حاليا هو إيه اللي هيحصل بعد نهاية أزمة العملة. مدبولي أكد إن الحكومة بتجهز نفسها من دلوقتي لمرحلة ما بعد نهاية أزمة الدولار من خلال توسيع مشاركة القطاع الخاص في الناتج المحلي وقال كمان إن الاهتمام بملف الصناعة بيأتي على رأس أولويات عمل الحكومة في المرحلة الجاية.

0:00 0:00
Speed:
November 24, 2023

ليست الرأسمالية حلا لمشاكل مصر الاقتصادية بل هي الداء

ليست الرأسمالية حلا لمشاكل مصر الاقتصادية بل هي الداء

الخبر:

في الساعات الأخيرة الدكتور مصطفى مدبولي رئيس مجلس الوزراء أدلى بتصريحات مهمة عن أزمة شح العملة اللي بتعاني منها مصر وقال إن أزمة الدولار عابرة وهنتهتي في وقت قريب وان الهم واللي بتفكر فيه الحكومة حاليا هو إيه اللي هيحصل بعد نهاية أزمة العملة.

مدبولي أكد إن الحكومة بتجهز نفسها من دلوقتي لمرحلة ما بعد نهاية أزمة الدولار من خلال توسيع مشاركة القطاع الخاص في الناتج المحلي وقال كمان إن الاهتمام بملف الصناعة بيأتي على رأس أولويات عمل الحكومة في المرحلة الجاية.

رئيس الحكومة اتكلم عن الدروس المستفادة من الأزمة الحالية وقال أهم درس اتعلمناه من الأزمة الاقتصادية العالمية هو ضرورة امتلاكنا لمقدراتنا ومنتجاتنا بأكبر قدر ممكن وأكد على ان مصر لسه جاذبة للاستثمار الأجنبي المباشر من خلال ضخ مئات الملايين من الدولارات في إقامة مصانع واستثمارت متنوعة لمستثمرين عرب وأجانب وقال ان ده بيؤكد ثقة المستثمر الأجنبي في الاقتصاد المصري. (موقع بانكير)

التعليق:

ستشعر بسهولة قراءة التعليق بعد صعوبة قراءة الخبر الذي يتصور موقع بانكير أن الكتابة بالعامية المصرية سيكون جذابا أكثر! ولكنه خطأ لأن اللغة العربية تفهم فتقرأ وليس العكس.

أما عن تصريحات رئيس الحملة الانتخابية مدبولي... عفوا رئيس الحكومة! فهي لا تخرج عن كونها حملة انتخابية لصالح "المرشح" عبد الفتاح السيسي...

فكيف ستقنع شعبا يئن من تبعات سياسات اقتصادية ارتجالية تسببت في: سقف ديون غير مسبوق، تضخم يأكل كل مدخرات الناس، انقراض الطبقة المتوسطة، ارتفاع خط الفقر ليشمل أكثر من نصف الشعب، تغول الأجهزة الأمنية والجيش في الاقتصاد وتبخر أي أمل للقطاع الخاص في المنافسة... كيف ستقنعه بغدٍ أفضل وإعادة انتخاب المنظومة نفسها التي أدت إلى كل هذا؟!

اصبروا 6 أشهر... اصبروا سنتين... 30 يونيو 2020 سترون العجب العجاب في مصر...

فعلا، فالعجب العجاب يشاهده المصري كل يوم ولم يتصور يوما أن يصل الجنيه المصري إلى هذا التدني في القيمة أمام الدولار!

أما داوني بما كانت هي الداء، فهذا عجب عجاب أيضا!

فمتى نفع الاستثمار الأجنبي مصر؟! فمنذ عهد مبارك والاستثمار الأجنبي يصول ويجول ولم يزد المصريين إلا رهقاً انتهى بهم إلى خلعه.

وها هي الثورة المضادة تستبدل فقط المستفيد والمتربح ويبقى الرهق ملازماً للمصريين مع إضافة جرعة من الخوف والذل وجرعات من الاكتئاب العام.

يظن مدبولي وغيره ممن يؤمنون بأن الرأسمالية عندها حلول، بأن سبب الأوضاع التي في مصر هو التطبيق غير السليم للرأسمالية، وعليه يستمرون في النهج نفسه الذي هو السبب الرئيسي فيما نحن عليه!

فليعلم مدبولي وغيره أن الغرب لولا نهبه لثروات العالم الثالث، والذي يتحكم في حكامه كما يشاء، لما استطاع أن يوفر ما يوفره من رخاء لشعوبه، وكلما خسر موقعا للنهب زادت عنده المشاكل مع شعوبه، والسترات الصفراء في فرنسا التي تفقد شيئا فشيئا مواقع نهب تفتكّها منها أمريكا، خير دليل.

فالرضا بالقفص (حدود سايكس بيكو) الذي وضعتكم فيه الدول الغربية يحول بينكم وبين الحلول الرأسمالية، التي يطبقها فعليا الغرب من خلال النهب لثروات الشعوب...

إذاً عمليا لا مخرج لمصر رأسمالياً إلا أن تتحرر من قيود العالم الغربي وتصبح دولة مستعمِرة كما يفعل الأقوياء في العالم... وهذا غير ممكن لا نظريا ولا واقعيا في ظل الانبطاح الكامل للحكام.

إن الحل الوحيد هو إعادة تعريف المشكلة الاقتصادية بشكل صحيح؛ فبينما عرفت الرأسمالية زوراً أن المشكلة تكمن في الندرة النسبية وعالجتها بزيادة الإنتاج (الذي يستلزم زيادة نهب المواد الأولية عبر الاستعمار الفعلي أو المستتر وفتح الأسواق لتصريف الإنتاج كذلك بنوعي الاستعمار للشعوب)...

أما إسلامنا العظيم فيعرف المشكلة الاقتصادية بالتالي:

المشكلة الاقتصادية هي توزيع الأموال والمنافع على جميع أفراد الشعب، وتمكينهم من الانتفاع بها بتمكينهم من حيازتها ومن السعي لها.

أي أن المشكلة الاقتصادية ذات شقين: أحدهما فقر الأفراد، أي ضمان أن تصل ثروة البلاد إلى كل فرد من أفراد الأمة بحيث لا يحرم منها أي فرد، والثاني تمكين كل فرد في الأمة من حيازة الثروة والانتفاع بها.

فأين مصر ونظامها من هذا؟!

وعليه نقول إن النهضة والخروج من كل الغيوم السوداء التي تتلبد اقتصادياً في سماء مصر، لن يكون ممكنا إلا بالكفر بالرأسمالية واقتلاعها والنظام القائم عليها من الجذور، وتطبيق الإسلام بحلوله العظيمة في ظل دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

جمال علي – ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı