ليست جامعة هارفارد هي التهديد، بل الديمقراطية نفسها
ليست جامعة هارفارد هي التهديد، بل الديمقراطية نفسها

الخبر: استهدف الرئيس الأمريكي ترامب مرة أخرى جامعة هارفارد في منشور له على حسابه الرسمي بموقع التواصل "TruthSocial"، وقال: "جامعة هارفارد، مثل العديد من المؤسسات الأخرى، هي مؤسسة معادية للسامية ويسارية متطرفة تقبل الطلاب من جميع أنحاء العالم الذين يريدون تمزيق بلادنا".

0:00 0:00
Speed:
April 26, 2025

ليست جامعة هارفارد هي التهديد، بل الديمقراطية نفسها

ليست جامعة هارفارد هي التهديد، بل الديمقراطية نفسها

الخبر:

استهدف الرئيس الأمريكي ترامب مرة أخرى جامعة هارفارد في منشور له على حسابه الرسمي بموقع التواصل "TruthSocial"، وقال: "جامعة هارفارد، مثل العديد من المؤسسات الأخرى، هي مؤسسة معادية للسامية ويسارية متطرفة تقبل الطلاب من جميع أنحاء العالم الذين يريدون تمزيق بلادنا".

وزعم ترامب، الذي وصف جامعة هارفارد بأنها "فوضى يديرها الليبراليون"، أن رئيسها يجب أن يُطرد أو يستقيل، مضيفاً أن "هارفارد تشكل تهديداً للديمقراطية". (truthber، 2025/04/24).

التعليق:

لقد ارتكب الغرب الكافر المستعمر، وخاصة أمريكا، كل فظائعه ومجازره ضد الإسلام والمسلمين والبلاد الإسلامية باسم الديمقراطية وحقوق الإنسان والحريات منذ هدمه دولة الخلافة عام 1924م، وسلوكه هذا أمر مفهوم. لكن تقييم ترامب لجامعة هارفارد بأنها "تهديد للديمقراطية" بسبب احتجاجها على الإبادة الجماعية التي يرتكبها كيان يهود الغاصب ضد أهل غزة منذ 18 شهراً بدعم كامل من أمريكا، هو مؤشر على أن مصالحه الشخصية مقدمة على كل القيم التي يؤمن بها. ولكن الديمقراطية وحرية الفكر تعني أن الأفراد يستطيعون قبول أي رأي أو فكر، وبالتالي فهو يستطيع أن يطرح أي فكرة أو رأي يرغب فيه ويدعو الآخرين إليه. وفقا لهذا الاعتقاد في الغرب، يمكن لجميع الشعوب، وخاصة الغربية، أن تدافع وتدعو إلى أي فكرة أو رأي تريده. ولكن رفض ترامب السماح لشعبه، ناهيك عن المسلمين، بممارسة حقهم في حرية الفكر يكشف أن فكرة الحرية ليست قيمة يؤمن بها، بل أداة يستخدمها لخدمة مصالح بلاده الشخصية.

وعلاوة على ذلك، من خلال اتخاذ قرار بتجميد 2.2 مليار دولار من التمويل و60 مليون دولار من رسوم العقود المقدمة إلى هارفارد، يرسل ترامب الرسالة التالية إلى شعبه: حتى لو كان ذلك يتعارض مع القيم التي نؤمن بها، فإن المصالح الشخصية لأمريكا يجب أن تكون أولويتكم، وإلا فسوف تضطرون إلى دفع الثمن الأغلى، وحتى حقكم في الحياة سوف يُنتزع منكم. وهذا مؤشر آخر على أن أمريكا لا تقدّر أي شيء سوى مصالحها الخاصة. إن قيام ترامب، الكافر وعدو الإسلام، بالتصرف بهذه الطريقة من أجل مصالح أمريكا ليس إلا نفاقاً.

ولكن ما هو صعب الفهم والإدراك هو أن كثيراً من المسلمين، يضعون أفكاراً تجديفية مثل الديمقراطية والحريات، في مركز حياتهم! فهل من المعقول اعتناق فكرة الديمقراطية والحريات التي تتجاهلها أمريكا لمصالحها الشخصية رغم أنها تدعي أنها تؤمن بها؟! هل ستجلب الديمقراطية التي يرى ترامب جامعة هارفارد تهديدا لها لمجرد أنها احتجت على الإبادة الجماعية في غزة، هل ستجلب السلام؟! هل الديمقراطية التي حملتها أمريكا والغرب الكافر مسؤولية الفظائع والمجازر التي ارتكبتها في العراق وسوريا وميانمار وتركستان الشرقية وأفغانستان وغيرها من البلاد الإسلامية منذ أكثر من قرن من الزمان، ستبني مستقبل المسلمين؟! هل ستجلب فكرة الحريات وحقوق الإنسان والديمقراطية التي تخلت عنها جميع الدول الغربية خلال المذابح التي ارتكبها كيان يهود في غزة السلام والسعادة للمسلمين؟

لذلك يجب أن نفهم أن الخطر الحقيقي هو الديمقراطية نفسها التي تستخدمها الدول الكافرة كأداة لمصالحها، وإقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة على أنقاضها، ففيها وحدها الخلاص للمسلمين وللبشرية جمعاء، ﴿لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رمضان أبو فرقان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı