ما الشيء الواجب فعله لمنع انقلابات مستقبلية؟
ما الشيء الواجب فعله لمنع انقلابات مستقبلية؟

الخبر: قال رئيس الوزراء بن علي يلدريم في خطاب ألقاه أمام الجماهير في منطقة كازان في أنقرة، التي كانت في 15 تموز/يوليو قاعدة استخدمها مدبرو الانقلاب كمنطلق توجد فيه القيادة المركزية في قاعدة تسمى (أكينجيلار)، بأن هذه القاعدة وبعض الثكنات العسكرية الأخرى سيتم إغلاقها. بن علي يلدريم الذي أجاب عن أسئلة الصحفيين بعد إلقاء الخطاب استخدم هذه التعبيرات في تصريحاته: سيتم إغلاق قاعدة أكينجي الجوية. سنغلق أيضًا الأماكن التي توجد فيها الدبابات والعربات المدرعة في المدينة. وسنخرجهم من المدينة أيضا. أينما وجدت دبابة سيتم إخراجها من المدينة، أينما وجدت عربة مدرعة سيتم إخراجها أيضا، وستغلق هذه الأماكن كلها. لن يكون في تركيا أي شيء يساعد على إنتاج انقلاب. لن نقمع الانقلابات فحسب، بل سنبحث عن كل الأسباب التي من شأنها أن تقضي على أية احتمالية لحصول انقلاب، سنقوم بكل ما هو ضروري.

0:00 0:00
Speed:
August 06, 2016

ما الشيء الواجب فعله لمنع انقلابات مستقبلية؟

ما الشيء الواجب فعله لمنع انقلابات مستقبلية؟

(مترجم)

الخبر:

قال رئيس الوزراء بن علي يلدريم في خطاب ألقاه أمام الجماهير في منطقة كازان في أنقرة، التي كانت في 15 تموز/يوليو قاعدة استخدمها مدبرو الانقلاب كمنطلق توجد فيه القيادة المركزية في قاعدة تسمى (أكينجيلار)، بأن هذه القاعدة وبعض الثكنات العسكرية الأخرى سيتم إغلاقها. بن علي يلدريم الذي أجاب عن أسئلة الصحفيين بعد إلقاء الخطاب استخدم هذه التعبيرات في تصريحاته: سيتم إغلاق قاعدة أكينجي الجوية. سنغلق أيضًا الأماكن التي توجد فيها الدبابات والعربات المدرعة في المدينة. وسنخرجهم من المدينة أيضا. أينما وجدت دبابة سيتم إخراجها من المدينة، أينما وجدت عربة مدرعة سيتم إخراجها أيضا، وستغلق هذه الأماكن كلها. لن يكون في تركيا أي شيء يساعد على إنتاج انقلاب. لن نقمع الانقلابات فحسب، بل سنبحث عن كل الأسباب التي من شأنها أن تقضي على أية احتمالية لحصول انقلاب، سنقوم بكل ما هو ضروري.

التعليق:

يُفترض، أنك ادعيت أن أمريكا هي التي كانت وراء الانقلاب، فلماذا إذن لا تقوم بإغلاق قاعدة إنجرليك الأمريكية في تركيا؟ نعم أنا مع إغلاق قاعدة أكينجي. وأرى هذا قرارًا مناسبًا ودقيقًا، لكن طالما أنك لم تقم بإغلاق قاعدة إنجرليك ولم تقم بترحيل الجنود الأمريكيين من الأراضي التركية فلن يتغير شيء.

وقد قلت بأنك ستغلق كل الثكنات العسكرية التي انطلق منها مدبرو الانقلاب القتلة بدباباتهم وقاموا بقصف الشعب، وبأنك ستنقل هذه الآليات كلها خارج المدينة. وقد رددت كثيرا قولك، ماذا تفعل الدبابات في شوارع اسطنبول؟ وماذا تفعل هذه الدبابات في شوارع أنقرة؟ نعم، أنت على حق، وأنا أتفق معك. وعلى نمط ما قلته، وبالطريقة ذاتها أسأل أيضا: ماذا يفعل رئيس هيئة الأركان الأمريكي في أضنة وأنقرة؟ كيف يسمح لهذا القاتل الاستعماري دخول تركيا بعد أسبوعين فقط من انتهاء الانقلاب؟ أنت تقول بأن أمريكا وراء الانقلاب هل أنا على حق؟ إذن ما مدى جدية تصريحاتك تلك؟

حتى أنت لا تصدق الكلمات التي تنطق بها. فأنت تدرك بأنك عقدت تحالفًا قويًا مع الولايات المتحدة منذ فترة طويلة. وأنت تعلم جيدا بأن أمريكا لم تدعم هذا الانقلاب وقد قلت هذا للمندوبين الأمريكيين. أنت تعرف بأن الأنصار الحقيقيين للانقلاب هم جنرالات وضباط العلمانية المتأثرون بالإنجليز. وتعلم أيضا بأن هؤلاء الضباط المتأثرين بالإنجليز استخدموا بعض الجنود والضباط الموالين لجماعة غولن. إنك تعلم بأن لندن استخدمت واستغلت هذا الانقلاب في محاولة منها لتدمير سياسة أمريكا ونفوذها في تركيا. وأنت ترى الآن أثر الصراع الأمريكي-الإنجليزي في تركيا وكم كلف شعبنا. فلماذا تخفي هذه الحقيقة عن الناس؟!

لا تنس أبدا! لا يهم المسلمين إن كان الجاني الحقيقي أمريكا أو إنجلترا. فكلتاهما دولتان استعماريتان. لكن إذا ما كنت عاجزا عن رؤية وكشف الدولة التي تقف وراء الانقلاب ولماذا شرعوا بالانقلاب، ومع من يعملون ومن يستخدمون، فلن يكون أمامك إلا الوقوف ومشاهدة الحرب المصلحية بين المستعمرين في تركيا. وعندما يظهر لك العدو الحقيقي ستجعل عدوك الظاهر بيادقه ودُماه التي يستخدمها.

وطالما أنك لا تغلق قاعدة إنجرليك التي تخرج منها الطائرات لتذبح المسلمين في سوريا والعراق فإن إغلاق القواعد التي ينطلق منها مدبرو الانقلاب لن يجدي شيئا. ولن تكون قادرًا على منع مزيد من الانقلابات إذا لم تكشف هذه السياسة الإنجليزية القذرة الخبيثة التي تزهر في أجواء الفوضى الدموية والتي تحاول إقامة حكم تابع لها من خلال ضباط كماليين علمانيين كانوا ولا يزالون موجودين في صفوف القوات المسلحة التركية منذ تأسيس الجمهورية. وقد كانت أكبر ضربة/انقلاب حصلت في هذه البلاد هي هدم الخلافة في الثالث من آذار/مارس 1924. نعم لم تؤثر هذه الضربة/الانقلاب في تركيا فحسب بل كانت ضربة دموية أثرت في العالم الإسلامي بأسره. وكان الإنجليز هم من وراء الانقلاب. لأنهم هم من قاموا بإلغاء الخلافة بعد مؤتمر لوزان. وتمامًا كما حاول المجلس العسكري إحكام قبضته على البلاد في انقلاب 15 تموز/يوليو هذا، فقد قامت شرذمة قليلة بإلغاء الخلافة بالانقلاب عليها مستخدمةً القمع والقوة. وقد أخضع مصطفى كمال المسلمين لإصلاحاته وقوانينه الجديدة ولم تأت أبدا بناء على موافقة المسلمين ورضاهم.

لذلك فإن علينا أن لا ننسى هذا أبدا. لن نتمكن من أخذ الدروس والعبر من الانقلابات إذا لم نعرف ونكشف المستعمر الذي يقف وراءها. وقد علمنا وفهمنا من هم الجناة الحقيقيون الذين يقفون وراء الانقلاب ولمنع مزيد من الانقلابات لا بد من ترحيل سفرائهم وعملائهم من بلادنا. إن علينا أيضا أن نتحمل سويا مسؤولية استئناف الحياة الإسلامية وذلك بالعمل الجاد لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. عندها فقط ستُحمى الأمة وتتخلص من النفوذ الأمريكي والإنجليزي، وسيتم تطهير البلاد من الانقلابات المبطنة الخفية وستكون للمسلمين دولة توفر لهم الرخاء والأمن والأمان. وعندها فقط سيتم تطهير هذه البلاد من محاولي الانقلاب والإرهاب والمستعمرين.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود كار

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı