مع بداية عام هجري جديد هل هناك من جديد؟!
مع بداية عام هجري جديد هل هناك من جديد؟!

  الخبر: نودع عاما هجريا ونستقبل آخر، وكان أملنا في وداعنا هذا أن نكون قد استرحنا من الكفار وحكمهم وعدنا بالمسلمين إلى حكم الإسلام بدولة العز والتمكين، دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة.

0:00 0:00
Speed:
July 20, 2023

مع بداية عام هجري جديد هل هناك من جديد؟!

مع بداية عام هجري جديد هل هناك من جديد؟!

الخبر:

نودع عاما هجريا ونستقبل آخر، وكان أملنا في وداعنا هذا أن نكون قد استرحنا من الكفار وحكمهم وعدنا بالمسلمين إلى حكم الإسلام بدولة العز والتمكين، دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة.

التعليق:

لا زال الوضع على حاله بل ويزداد سوءا وشراسة، فدولة المسلمين لا زالت مهدمة، وشريعة الإسلام مُعطّلة، وبلاد المسلمين مقطعة مُمزقة، والأمة الإسلامية ذليلة مستعبدة، وراية الإسلام تنتظر من يعيد رفعها عالية مرفرفة ويسقط حكم الكفر وأعلامه.

فبعد أن كانت الحرائر خطاً أحمر لا يسمح بالاقتراب منهن والمساس بهن وبشرفهن بتنا نسمع يوميا قصصا وأخبارا تتحدث عن الاعتداء عليهن وعلى الأطفال، وممن؟ ممن أعلنوا أنفسهم أنهم المخلِّصون والحريصون على أهل الشام، فصاروا هم الحدث المشين والخادم المطيع لمن يغدق عليهم الأموال القذرة!

كما وتعددت حالات صور الاعتداء على نسخ القرآن الكريم من حرق وتمزيق، وبموافقة رسمية من الحكومات، وازداد حذف العديد من آيات القرآن الكريم والأحاديث النبوية المتعلقة بيهود وبيان حقيقة صفاتهم ومكرهم، هذا فضلا عن الاعتداء على رموز الإسلام وتشويه أحكامه، وأخيرا وليس آخرا بتنا نرى تحول بلاد المسلمين إلى أماكن عبادة للكفار وأين؟ في بلاد الحرمين الشريفين التي تهوي إليها قلوب المسلمين لأداء فريضة الحج ومناسك العمرة، أما في فلسطين الحبيبة فالأقصى يُكاد له كيدا فكما يُحفر تحته بحجة الهيكل المزعوم، تحفر له المكائد لمحاولة تقسيمه زمانيا ومكانيا كما حصل في المسجد الإبراهيمي في الخليل، هذا عدا عن تهجير السكان القاطنين حوله ليصبح مهبطا ومسكنا للمستوطنين بالغصب والترهيب.

أما في غزة فكم ذاق أهلها من الويلات والنكبات قصفا وتدميرا ومتى؟ في أيام الشهر الفضيل رمضان الكريم، واستقبالا لأيام العيد، فبدل أن يكون العيد عيد فرحة للمسلمين - ولو أنها فرحة ناقصة إلا أن تلك أيضا تم مسحها وصار العيدُ عيداً للمآسي والقتل والتشريد والدمار! والقائمة تطول...

كل ذلك يحدث ولا نرى أو نسمع إلا الشجب والاستنكارات الخجولة ممن رضوا واستمرأوا تلك الأفعال وأزالوا من قاموس أعمالهم العمل لاجتثاث نفوذ الكفر وأحكامه وأعوانه، وصار همهم الوحيد الاعتراف بكيان يهود والتطبيع معهم.

فحكامنا ما هم إلا خدمٌ لدول الكفر، وأعداءٌ للمسلمين، أقوالهم تخالف أفعالهم حيث يستخفون بعقول المسلمين ويعزفون على وتر المشاعر الإسلامية ليصلوا من خلالها إلى توجيه قلوب المسلمين الساذجين إليهم تحقيقا لمصالحهم وبقاء نفوذهم، ولنا في أردوغان المخادع أكبر مثال. وهؤلاء نبشرهم بقوله تعالى: ﴿بَشِّرْ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً * الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمْ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاً﴾.

وعودا على بدء نُذَكر المسلمين أن الهجرة إلى المدينة لم تكن مجرد حدث عادي في تاريخ الدعوة الإسلامية ولم تكن فراراً من الفتنة بل كانت ذهاباً إلى استلام السلطة وإقامة الدولة استعداداً لتلقي التشريع الإسلامي وجعل المجتمع قائما على أساس العقيدة الإسلامية، هذا ما يجب أن نستذكره ونعرِّف عليه أبناءنا ونربيهم على أن يكونوا هم الجنود والحماة للإسلام والمسلمين، هم محررو البلاد المُعوّل عليهم من رجس الأعداء وحكمهم وتجبرهم، إيذاناً بعودة دولة الإسلام ورفع راية التوحيد، وانكسار راية الكفر والشرك والوثنية، هذا ما يجب أن نركز عليه ونحشد ما في وسعنا من طاقات المسلمين لهدم دويلات الضرار التي قامت على أنقاض دولة الخلافة، لا أن تمر تلك الأيام بتعليق بعض اليافطات، وإلقاء الكلمات ونرضى باستمرار واقعنا المرير الذي يفيض شرا وعداوة ومكرا!!

كونوا جنوداً للإسلام وأتباعاً لسيدنا محمد عليه أفضل الصلاة وأتم التسليم. أعيدوا قراءة تاريخكم قراءة مستنيرة وبتمعن، واستخلصوا منه العبر لتكوّنوا قوة تقف في وجه الكفر بكافة أشكاله، ارسموا الخطط لنصرة الدعوة وتعزيزها بكل وسيلة ممكنة ليعود الإسلام قويا ويمتد سلطانه.

كما نهيب بالمسلمين جميعاً بأن يلتفوا حول الإسلام، وحول حملة دعوته، تنفيذاً لأمر الله، وأن يعملوا لإعادة الإسلام إلى واقع الحياة والدولة والمجتمع، بإقامة الخلافة، وتنصيب خليفة للمسلمين يبايعونه على أن يحكم فيهم بكتاب الله وسنة رسوله. فإن كان الأعداء جريئين في باطلهم، أوَتكونون أنتم جبناء في حقكم؟! فالمسلم الحق لا يرضى بغير الإسلام بديلاً، فهو قضيته المصيرية، قضية حياته أو موته، وهو مطلبه الوحيد الذي لم ولن يتخلى عنه مهما لاقى من الصعاب، واصلا ليله بنهاره حتى يصل إلى المبتغى، خلافة على منهاج النبوة تنير الأرض وتبدد ظلامها، وأسباب الظلم الذي أوقِع عليها، وما ذلك على الله ببعيد.

فمن يحمل الإسلام رسالة إلى العالم أجمع غير الخلافة؟ ومن يقتص من الظالم للمظلوم غير الخلافة؟ ومن يحرس الدين غير الخلافة؟ إن الأمل معقود على شباب الأمة الإسلامية، الذين تنبض فيهم حيوية المسلم وعزته، الذين يغضبون لكرامتهم ودينهم ومقدساتهم وقدسهم، الذين يندفعون للتغيير ولا يخافون في الله لومة لائم. فاعملوا لإقامتها أيها المسلمون لعلكم تفلحون. ألا إن سلعة الله غالية، ألا إن سلعة الله الجنة.

اللهم فرج همنا، ونفّس كربنا، وأفرغ علينا صبراً وثبت أقدامنا وانصرنا على القوم الكافرين.

اللهم إنا نسألك العون والتأييد والنصر، واجعلنا من العاملين المخلصين لإقامتها، ومن جنودها وشهودها. اللهم آمين.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı