ما هو التوتر الذي تخشاه أمريكا في الشرق الأوسط؟
ما هو التوتر الذي تخشاه أمريكا في الشرق الأوسط؟

الخبر: نقلت الجزيرة تصريحا لزعيم الأغلبية بمجلس الشيوخ الأمريكي تشاك شومر، جاء فيه: التوتر في الشرق الأوسط مرتفع جدا وعلينا أن نكون مستعدين. (الجزيرة في 2024/04/07)

0:00 0:00
Speed:
April 08, 2024

ما هو التوتر الذي تخشاه أمريكا في الشرق الأوسط؟

ما هو التوتر الذي تخشاه أمريكا في الشرق الأوسط؟

الخبر:

نقلت الجزيرة تصريحا لزعيم الأغلبية بمجلس الشيوخ الأمريكي تشاك شومر، جاء فيه: التوتر في الشرق الأوسط مرتفع جدا وعلينا أن نكون مستعدين. (الجزيرة في 2024/04/07)

التعليق:

منذ عقود، والسياسة الخارجية الأمريكية تقوم على سكب البنزين على نار التوترات في الشرق الأوسط، فتشعل فتيل الصراعات وتؤججها باليد اليمنى ثم تتدخل كرجل إطفاء لفرض حلولها وإحكام سيطرتها باليد اليسرى، ولذلك فإن التوتر الذي تخشاه أمريكا لا يمكن أن يأتي من حكام منبطحين يأتمرون بأوامرها ويرتمون في أحضانها فيعقدون اتفاقيات السلام والاستسلام لأعدائهم ويتنازلون لهم عن المقدسات جهارا نهارا، حفاظا على عرش هزيل وتاج ذليل، ولا أن يأتي من سلطة فلسطينية لا حول لها ولا طول إلا على بني جلدتها. فما هو التوتر الذي تخشاه أمريكا وكل حكام المنطقة هم طوع بنانها؟ بل ما هو التوتر الذي تخشاه أمريكا إذا كانت هي من يشرف على صناعة التوترات في المنطقة؟

إن أمريكا التي تبيع وهم "حل الدولتين" وتروج له عالميا، لتدرك تمام الإدراك أن الأرض المباركة فلسطين، هي قطب الرحى في الصراع الجاري في منطقة الشرق الأوسط، وأن قضية فلسطين، قد تحولت إلى حلبة صراع دولية بين أمريكا وأوروبا منذ عقود، بل تحولت إلى مسألة من مسائل العلاقات الدولية منذ أن سقطت الدولة العثمانية وتولت دول الغرب الكافرة إعادة صياغة المنطقة من جديد وفقا لرؤيتها المؤازرة لاغتصاب أرض الإسراء والمعراج من قبل اليهود. ولذلك ظل كيان يهود الابن المدلل لأمريكا تمده بالسلاح والعتاد وبالمال والرجال، ممن يحملون الجنسيتين، ومع ذلك فقد صار بعد الحرب الأخيرة أضعف من أي وقت مضى، وصارت تخشى عليه فعلا من الزوال.

وهكذا يتبين أن التوتر الذي تخشاه أمريكا وتستعد له أيما استعداد، هو بركان غضب الأمة الهادر، أي هو تحرك الفئة القوية الذي يقلب المعادلة في المنطقة لصالح الإسلام والمسلمين، ويسحب البساط من تحت أقدام يهود ومن يدعمهم سرا وعلانية.

ولذلك وجب على المسلمين أن يتذكروا جيدا بأن فلسطين هي أرض إسلامية، وهي الجزء الجنوبي من بلاد الشام، فتحها المسلمون بدمائهم، فلا يكاد يخلو شبر فيها من غبار فرس لمجاهد أو من قطرة دم لشهيد، وهي ملك لجميع المسلمين، ولا يصح أن تكون حكرا على فصيل أو جماعة أو شعب دون آخر، والواجب هو بذل المهج والأرواح في سبيل استردادها، وأن يتنافس في ذلك المتنافسون، وأي تفريط في أي شبر منها هو خيانة لله ولرسوله وللمؤمنين، فقد أوجب الله سبحانه على المسلمين الجهاد لاستنقاذ فلسطين من كيان يهود، واستئصاله من فلسطين ورفع هيمنة أمريكا وكل الدول الكافرة عنها.

كما يجب أن يدركوا أن محاولة أمريكا بسط هيمنتها وتقوية ربيبتها كيان يهود، لا يعني مطلقا أن أمريكا لا تقهر ولا تهزم، أو أنها قادرة على هزيمة أمة الإسلام، بل إن رجالها لا يقوون على مجابهة أو إقدام، رغم أسلحتهم الكثيرة وعتادهم المتطور وذكائهم الصناعي. والمأزق الذي أوقعوا فيه أنفسهم في العراق وأفغانستان خير دليل على ذلك. حيث زالت هيبتهم بعد معارك الفلوجة، وسقطت تلك الهالة التي صنعوها لأنفسهم في أفلام هوليوود. فإذا كانت أمريكا هكذا، فكيف بمن هم أدنى كبريطانيا أو من هم عالة على أمريكا كيهود؟

إن بإمكان هذه الأمة العظيمة أن تقضي على أعدائها، وأن تعيد كل شبر محتل من أرض الإسلام، لا بل فتح بلاد الغرب ونشر الخير في ربوع العالم، فتعود منارة الدنيا وخير أمة أخرجت للناس.

نعم، إن ذلك كلّه ممكن ومتاح، ومفتاحه إقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فهي الكفيلة بإزاحة أمريكا عن المسرح الدولي، والقضاء على تحكمها بالموقف الدولي، وإنقاذ العالم من شرورها، والقضاء على كيان يهود المحتل لفلسطين، أرض الإسراء والمعراج، وإعادتها كاملة إلى دار الإسلام كما أراد الله رب العالمين الذي قال في كتابه العزيز: ﴿وَأَنتُمُ الْأَعْلَوْنَ وَاللهُ مَعَكُمْ وَلَن يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس وسام الأطرش – ولاية تونس

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı