ما معنى الأحداث الأخيرة؟ (مترجم)
ما معنى الأحداث الأخيرة؟ (مترجم)

الخبر:   قال الرئيس أردوغان، "ستهلكون في الخنادق التي حفرتموها"، وذلك في إشارة لاستمرار العمليات حتى يتم مسح المنطقة. (المصدر: وكالات أنباء)

0:00 0:00
Speed:
December 26, 2015

ما معنى الأحداث الأخيرة؟ (مترجم)

ما معنى الأحداث الأخيرة؟

(مترجم)

الخبر:

قال الرئيس أردوغان، "ستهلكون في الخنادق التي حفرتموها"، وذلك في إشارة لاستمرار العمليات حتى يتم مسح المنطقة. (المصدر: وكالات أنباء)

التعليق:

بدأت عملية كبيرة، بناء على أمر من الحكومة، وخاصة في منطقة صور في ديار بكر وفي سيلوبي وسيزر في منطقة سيرناك، قامت بها قوات الأمن من أجل ردم الخنادق التي حفرها حزب العمال الكردستاني. إلا أنه مع انخفاض قوات الأمن يتعين على الجيش أن يتدخل في هذه العمليات. ولكن، إلى متى سيستمر هذا الوضع؟ إن الرأي السياسي في هذه الأحداث ليس بالأمر اليسير، حسب رأيي، فربما تستمر هذه الأحداث طالما استمر الوضع في سوريا كما هو. وبالتالي، فإنه لا يستقيم تقييم هذه الأحداث الأخيرة بمعزل عن آخر التطورات في سوريا. وفي ضوء هذه الأحداث، فيمكن قول ما يلي:

  1. الخطوة الأولى تتعلق بحل المسألة الكردية، وهي خطة أمريكية وقد تم وضع تصوراتها أثناء عملية أوسلو. إلا أنه بعد تسرب مضمون الاجتماع إلى الصحافة، أطلقت الحكومة مبادرة الخابور من خلال السماح لبعض عناصر حزب العمال الكردستاني المسلح من قنديل بدخول تركيا، بهدف ضمان السلم المجتمعي. ولكن بما أن محاولة الحكومة هذه قد فشلت أيضًا، فقد تم تجميد هذه القضية لفترة من الوقت حتى اندلعت الثورة في سوريا...
  2. بعد اندلاع الثورة في سوريا، تم تفعيل هذه القضية مرة أخرى من أجل السماح لعناصر حزب العمال الكردستاني المسلح بالمرور إلى سوريا بهدف قتال بعض الجماعات الإسلامية المخلصة التي لم يتمكن النظام السوري من التعامل معها. في المقابل، تراجع عدد صغير من عناصر حزب العمال الكردستاني المسلح داخل أراضي تركيا.
  3. إلا أن رئيس الوزراء أردوغان قد طالب بمغادرة كافة العناصر المسلحة أراضي تركيا في إشارة إلى أن هذا العدد لم يكن كافيًا. وعلاوة على ذلك، فقد قام عبد الله أوجلان في آذار/مارس 2013، المسجون في إمرالي، بنشر رسالة أعرب فيها عن أن "فترة الكفاح المسلح قد وصلت إلى نهايتها"، وأن "النضال يجب أن يستمر بشكل ديمقراطي". لكن على الرغم من كل ذلك، فإن عناصر حزب العمال الكردستاني داخل تركيا لم تترك تركيا وبالتالي تنفذ أوامر قنديل وتدحض دعوة أوجلان.
  4. إنه من المعروف أن أوجلان لديه تأثير على سكان الشرق والجنوب الشرقي. ولكن على الرغم من هذا، فإن تأثيره على قنديل وكذلك على الجماعات المسلحة محدودة للغاية. إلا أن قنديل، ومن خلال جميل باييق، ليس لديه تأثير على الناس وإنما على الجماعات المسلحة. وبناء على ذلك فقد استمرت هذه الجماعات المسلحة بالنضال ضد الحكومة. إلى جانب ذلك، لم تتحقق دعوة باييق "للثورة" وقد ساهم الناس في ذلك بشكل كبير. ويظهر لنا من هذا أن إمرالي (الجانب الأمريكي) وقنديل (الجانب البريطاني) لديهما وجهات نظر مختلفة لحل المشكلة.
  5. لذلك، فهناك جناحان داخل حزب العمال الكردستاني، حيث تراجع الجانبان بالتزامن مع حفر الخنادق الأخير وتصاعد العنف وهو ما يؤكد ما قلناه آنفًا. فقد قال باييق: "هذه السنة ستكون السنة الأخيرة''، وقد قال في مقابلة أخرى: "لم يقرر أوجلان ولا حزب الشعب الديمقراطي انسحاب القوات المسلحة من تركيا. إننا من يملك مثل هذا القرار".
  6. فلو كان الناس في الشرق والجنوب الشرقي قد أيدوا دعوة باييق "للثورة" بشكل حقيقي، لكان حزب العدالة والتنمية حينئذ في وضع حرج جدًا. ويعزم حزب العمال الكردستاني من خلال تقليد بعض التطورات في سوريا على تحقيق الشيء نفسه في هذه المنطقة.
  7. من المعروف أن الكافر المستعمر، وخاصة أمريكا وبريطانيا، يقومون بمعاركهم السياسية في تركيا. فبريطانيا تريد التضييق على الحكومة في السياسة الداخلية وسياستها في سوريا عن طريق تغذية وإثارة هذه القضايا. لأنه إذا استمرت فستستهلك الحكومة جزءا كبيرًا من طاقتها في معالجتها وستضطر للحد من سياستها في سوريا. ولهذا، فإن إغراق تركيا بمثل هذه القضايا سيعوقها عن لعب دور فاعل في سوريا. أما بالنسبة لأمريكا أو للحكومة؛ فستقومان باستغلال هذه القضايا وفقًا لمصالحهم الخاصة، وسيتخذون خطوات أخرى لحل هذه المشكلة. في الحقيقة، فقد كانت الحكومة تخشى من قيام الناس "بثورة بيضاء" قبل انتخابات 1 تشرين الثاني/نوفمبر ومن عدم الاستقرار المجتمعي والاقتصادي، إلا أنها حصلت على نحو 50٪ من الأصوات ورجعت إلى السلطة وحدها مرة أخرى.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

يلماز شيلك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı