ما وراء استقالة الحريري
ما وراء استقالة الحريري

الخبر:    أعلن ثامر السبهان، وزير الدولة السعودي لشؤون الخليج العربي أن السعودية ستتعامل مع حكومة لبنان على أنها "حكومة إعلان حرب" بسبب أعمال العدوان التي يقوم بها حزب الله. وقال السبهان في مقابلة عبر الهاتف مع قناة "العربية" يوم الاثنين (2017/11/6)، إن حزب الله "أصبح أداة للقتل والدمار ضد السعودية ويشارك في كافة الأعمال الإرهابية في المملكة". مشيراً إلى أن هناك محاولات في لبنان من قبل حزب الله لتشتيت انتباه اللبنانيين وإبعاد المخاطر والقول بأن هناك عملية استقالة جبرية للحريري، مضيفاً أنه لن يكون هناك فرق بين حزب الله والحكومة اللبنانية، بالنسبة للمملكة. (قناة العربية) وكان وزير الخارجية السعودي عادل الجبير، قد قال في لقاء خاص مع CNN الاثنين إن الصاروخ الذي أطلق على الرياض صاروخ إيراني أطلقه حزب الله من الأراضي التي احتلها الحوثيون في اليمن. وقد اعتبرت السعودية الحادث عملاً من أعمال الحرب. (موقع CNN عربي).

0:00 0:00
Speed:
November 11, 2017

ما وراء استقالة الحريري

ما وراء استقالة الحريري

الخبر:

أعلن ثامر السبهان، وزير الدولة السعودي لشؤون الخليج العربي أن السعودية ستتعامل مع حكومة لبنان على أنها "حكومة إعلان حرب" بسبب أعمال العدوان التي يقوم بها حزب الله. وقال السبهان في مقابلة عبر الهاتف مع قناة "العربية" يوم الاثنين (2017/11/6)، إن حزب الله "أصبح أداة للقتل والدمار ضد السعودية ويشارك في كافة الأعمال الإرهابية في المملكة". مشيراً إلى أن هناك محاولات في لبنان من قبل حزب الله لتشتيت انتباه اللبنانيين وإبعاد المخاطر والقول بأن هناك عملية استقالة جبرية للحريري، مضيفاً أنه لن يكون هناك فرق بين حزب الله والحكومة اللبنانية، بالنسبة للمملكة. (قناة العربية)

وكان وزير الخارجية السعودي عادل الجبير، قد قال في لقاء خاص مع CNN الاثنين إن الصاروخ الذي أطلق على الرياض صاروخ إيراني أطلقه حزب الله من الأراضي التي احتلها الحوثيون في اليمن. وقد اعتبرت السعودية الحادث عملاً من أعمال الحرب. (موقع CNN عربي).

التعليق:

هناك من حاول الربط بين "استقالة" سعد الدين الحريري، رئيس الحكومة اللبنانية، التي أعلنها من الرياض في 2017/11/4، وبين "إقالته" من قبل السلطات السعودية ضمن حملة مكافحة الفساد التي شملت اعتقالاتها العشرات من الأمراء وكبار رجال الأعمال. ولكننا نرى أن هذا الربط ليس في محله. فحملة مكافحة الفساد "المزعومة" في السعودية لها بعد آخر، تحدثنا عنها في موضع منفصل من قبلُ على قناة الواقية، وهي غير مرتبطة باستقالة الحريري، بل تهدف لإعادة صياغة الدولة السعودية منقطعة عن الصيغة السابقة.

المتتبع لتصريحات المسؤولين السعوديين، وخاصة الوزير السبهان، يدرك أن استقالة الحريري تأتي في إطار مواجهة النفوذ الإيراني، وقد سبق أن أعلن الأمير محمد بن سلمان، ولي العهد السعودي، ورجل المرحلة الذي يريد أن يكون مؤسسها، في مكالمة هاتفية مع بوريس جونسون، وزير خارجية بريطانيا، "إن إمداد إيران فصائل اليمن بالصواريخ يشكل عدوانا عسكريا مباشرا قد يرقى إلى عمل من أعمال الحرب".

كما غرد السبهان على التويتر: "كل الإجراءات المتخذة تباعا وفي تصاعد مستمر ومتشدد حتى تعود الأمور لنصابها الطبيعي"، ومضى مهددا في تغريدة أخرى: "لبنان بعد الاستقالة لن يكون أبدا كما قبلها، لن يقبل أن يكون بأي حال منصة لانطلاق الإرهاب إلى دولنا وبيد قادته أن يكون دولة إرهاب أو سلام".

وقد ظهر جليا على فريق إيران في لبنان انزعاجه، بل وغضبه، من استقالة الحريري. فالحريري وحكومته كانا يشكلان غطاء "الشرعية" لسلاح حزب إيران، ولتسلط حزب إيران على مفاصل القرار في لبنان، بينما يتمتع بكل الحرية في التدخل الواسع في سوريا واليمن وحيثما اقتضت المصلحة الإيرانية ذلك. واستقالة الحريري تعني نزع هذا الغطاء، كما تعني تصريحات السبهان بإعلان الحكومة اللبنانية حكومة حرب، بأن ما بعد الاستقالة ليس كما قبلها، لجهة تعمد السعودية وضع العصي في دواليب "الاستقرار" في لبنان. هذا "الاستقرار" الذي كان خادماً لهيمنة إيران على القرار اللبناني. فالأمر يتجاوز حكومة الحريري لإدراك إيران جيدا صعوبة، بل استحالة، تشكيل حكومة جديدة في لبنان في وجه الفيتو السعودي المتصاعد، والذي سيستمر، كما عبر الوزير السبهان، "كل الإجراءات المتخذة تباعا وفي تصاعد مستمر ومتشدد حتى تعود الأمور لنصابها الطبيعي".

وهذا يعني إدخال لبنان في نفق أزمة سياسية ساخنة تحرج حزب إيران وتزيد من الضغوط عليه. ونضيف إلى ذلك أن جماعة "14 أذار" المعارضين له والمطالبين بنزع سلاحه منذ سنوات يترقبون تغير الظروف الإقليمية ليتمكنوا من قلب الطاولة عليه وإخضاعه لسقف الدولة اللبنانية، تمهيداً لتقليم أظافره العسكرية، وهذا كله يقتضي الخطوة الأولى وهي نزع "الشرعية" عنه.

أما ما يقال عن احتمالات وقوع حرب أهلية فهذه تكهنات وإشاعات لا مصداقية لها، ولا واقع لها، فالحرب تتطلب وجود فريقين، وليس هناك في لبنان من يخطر بباله مواجهة حزب إيران عسكريا. أما دور اليهود في إمكانية شن حرب فهذا يخضع لضوء أخضر خارجي من واشنطن، أو في سياق سيناريو قد يتطلب شن ضربة محدودة لتحجيم دور حزب إيران المتنامي، ويأتي في هذا السياق تصريح وزير الخارجية الأمريكي في زيارته الأخيرة للرياض بأن مليشيا الحشد الشعبي، في العراق، هي غير شرعية وينبغي حلها.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. عثمان بخاش

مدير المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı