معاناة النساء والأطفال المسلمين في فرنسا تتواصل على يد نظام "حالة الطوارئ" الفرنسي الاستبدادي (مترجم)
معاناة النساء والأطفال المسلمين في فرنسا تتواصل على يد نظام "حالة الطوارئ" الفرنسي الاستبدادي (مترجم)

الخبر:   وافق البرلمان الفرنسي بأغلبية ساحقة على تمديد حالة الطوارئ لثلاثة أشهر والتي فُرضت بعد هجمات 13 تشرين الثاني/نوفمبر الدموية في باريس وما حولها وذلك على الرغم من معارضة جماعات حقوق الإنسان التي تقول إنها تقوض الحريات المدنية.

0:00 0:00
Speed:
February 20, 2016

معاناة النساء والأطفال المسلمين في فرنسا تتواصل على يد نظام "حالة الطوارئ" الفرنسي الاستبدادي (مترجم)

معاناة النساء والأطفال المسلمين في فرنسا تتواصل

على يد نظام "حالة الطوارئ" الفرنسي الاستبدادي

(مترجم)

الخبر:

وافق البرلمان الفرنسي بأغلبية ساحقة على تمديد حالة الطوارئ لثلاثة أشهر والتي فُرضت بعد هجمات 13 تشرين الثاني/نوفمبر الدموية في باريس وما حولها وذلك على الرغم من معارضة جماعات حقوق الإنسان التي تقول إنها تقوض الحريات المدنية.

وقد وافقت الجمعية الوطنية أو مجلس النواب في البرلمان الفرنسي على التمديد ليلة الثلاثاء بتصويت بلغ 212 مقابل 31. وقد وافق مجلس الشيوخ بالفعل على هذا الإجراء، وسيبقى الإجراء الآن ساري المفعول حتى 26 أيار/مايو.

وقد قال وزير الداخلية برنار كازنوف في نقاش يوم الثلاثاء في الجمعية الوطنية بأن تهديد عنف إرهابي جديد لا يزال محتملًا بشكل كبير جدًا بعد الهجمات الإسلامية المتطرفة التي قتلت 130 شخصًا.

وتزيد حالة الطوارئ من صلاحيات الشرطة لتنفيذ عمليات اعتقال وتفتيش وتسمح للسلطات القيام بتقييد حركة الناس والمركبات في أوقات وأماكن محددة.

وقد تم بالفعل تمديد حالة الطوارئ مرة واحدة من قبل وكان من المقرر أن تنتهي في 26 شباط/فبراير. [المصدر: تلفزيون فرانس 24]

التعليق:

يستمر النظام الفرنسي الاستبدادي والقانون التعسفي في قمع النساء والأطفال المسلمين بشكل واضح من خلال حالة الطوارئ التي تفرضها سلطات وزير الداخلية. ويتيح هذه القانون وضع الأفراد المشتبه فيهم تحت الإقامة الجبرية والذين "توجد حيالهم أسباب جدية للاعتقاد بأن سلوكهم يشكل خطرًا على النظام العام والأمن".

ويجوز للسلطات أن تحتجز الناس في بيوتهم لمدة تصل إلى 12 ساعة يوميًا، وأن تحد من حركتهم خارج بيوتهم، وأن تطلب منهم أن يثبتوا وجودهم في مركز للشرطة إلى حد يصل إلى ثلاث مرات في اليوم.

وفي أعقاب هجمات في باريس، قام مسؤولو تطبيق القانون الفرنسي، دون الحصول على أمر قضائي، بإجراء أكثر من 3200 حملة مداهمة وتفتيش، وقامت بوضع 350 – 400 شخص تحت الإقامة الجبرية. ويكشف تقرير "هيومن رايتس ووتش" والحالات التي وثقها "التجمع ضد الإسلاموفوبيا" في فرنسا عن أن معظم الذين وُضعوا تحت الإقامة الجبرية أو الذين تعرضت منازلهم للتفتيش هم مسلمون من شمال أفريقيا.

وقد عمل هذا القانون على إيجاد مصاعب اقتصادية، وصنف الأشخاص المستهدفين، وسبب آلامًا نفسية للأطفال. فعلى سبيل المثال، قام نحو 40 عنصرًا من قوات التدخل الخاصة والشرطة المحلية بمداهمة شقة مريم نار عند الساعة 11:30 من مساء يوم 7 كانون الثاني/يناير 2016، وهي امرأة فرنسية من أصل جزائري تبلغ من العمر 25 عامًا، وتسكن بلدة ميلو في منطقة لانغدوك الجنوبية. وقد قالت مريم التي كانت تلبس لباسًا بأكمام قصيرة وكان رأسها مكشوفًا: "شعرت كما لو أني كنت عارية لأني ألبس الحجاب بشكل دائم". وقد قالت مريم إنه بعد أن نظر طفلاها إليها وصرخا، قام عناصر الشرطة، الذين يغطي بعضهم وجوههم، بجعلها تنام على الأرض مرّتين ورفضوا طلبها بأن تغطي رأسها بحجابها، وهو ما وجدته مُذلًا. ولم تكتفِ السلطات بترويع هذه المرأة المسلمة، بل إنهم قاموا أيضًا بوضع طفليها، وهما بنت تبلغ من العمر 5 سنوات وولد يبلغ من العمر 8 سنوات، في دور الرعاية، وقالوا بأن بيتها غير صحي وأنها "تعيش كأنها في مخيم". وقد قالت مريم، التي انفصلت عن زوجها، بأن شقتها كانت شبه فارغة لأنها كانت تقوم بالإعداد للانتقال إلى المغرب. وقالت إنها تشك بأن السلطات أخذت أطفالها بعيدًا لمنعها من هذه الخطوة. وقد نقلت السلطات فيما بعد الأطفال إلى دار رعاية أخرى لمدة ستة أشهر، وهو ما يجعل الأطفال يحتاجون إلى الانتقال إلى مدرسة أخرى. وقالت مريم، التي لم تتمكن من إلغاء قرار وضع أطفالها في دور الرعاية، إنه قد سُمح لها برؤية أطفالها فقط في عطلة نهاية الأسبوع، ووصفت أطفالها بأنهم "مصدومون تمامًا" وأن أعراضًا مختلفة قد أصابتهم ومن ضمنها التقيؤ.

ومثال آخر، وقعت حملة مداهمة قبيل فجر يوم 19 تشرين الثاني/نوفمبر 2015، في نيس، وقد أصابت الشرطة خلالها طفلة كانت نائمة تبلغ من العمر 6 سنوات عندما أطلقت أعيرة نارية من أجل تفجير باب الشقة وفتحه، فأدت شظايا الخشب المتطايرة في أرجاء الغرفة إلى إصابة وجرح الطفلة في رقبتها وأذنها. ولم تعثر الشرطة على أي شيء في الشقة، وقد تبين فيما بعد أنها كانت عنواناً خاطئاً.

إن هذه الأمثلة ليست إلا عدداً قليلاً من آلاف الحالات التي تُظهر عواقب تمديد السلطات الفرنسية لحالة الطوارئ. وقد شرّعت الحكومات في جميع أنحاء العالم الغربي، مثل فرنسا، قانونًا استبداديًا خلال الحرب التي تقودها أمريكا على الإرهاب والتطرف والأصولية. وتسير فرنسا بشكل واضح في طريق الحرب ضد المسلمين الذين يتمسكون بإسلامهم على الرغم من السياسات القمعية التي تهدف إلى دمج المسلمين في المجتمع باستخدام القوة. ويواجه ملايين المسلمين الذين يعيشون في فرنسا العديد من الصعوبات ومن أبرزها صعوبة الثبات على دينهم.

عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «يأتي على الناس زمان القابض على دينه كالقابض على الجمر» رواه الترمذي. ويقول الله سبحانه وتعالى: ﴿وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ * الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ * أُولَـئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ﴾ [البقرة: 154-155]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ثريا أمل يسنى

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı