معاناة إخواننا السوريين الذين أصابهم الزلزال ما زالت تراوح مكانها
معاناة إخواننا السوريين الذين أصابهم الزلزال ما زالت تراوح مكانها

الخبر:   اشتكى نازحون سوريون تضرروا إثر الزلزال الذي ضرب مناطق ومحافظات شمال غربي البلاد، من تركهم في مراكز الإيواء المؤقتة وعدم تلقيهم أي مساعدات تذكر، وقال أحد المتضررين في المركز المقام بمدينة عفرين في ريف حلب الشمالي: "تم تجميع أكثر من 100 أسرة داخل هذه الصالة الرياضية، وهناك نحو 120 أسرة أخرى لم يتم السماح لهم بالدخول جراء الازدحام"، وأضاف: "نعيش وضعا إنسانيا صعبا. أبناؤنا يفترشون الأرض، ولم تصل إلينا مساعدات غذائية من أي جهة إنسانية محلية أو دولية". ونقلت الجزيرة مباشر مشاهد النساء والأطفال الموزعين في القاعة الرياضية وسط غياب كلي للخيام والبطانيات واحترام الخصوصيات. (موقع الجزيرة مباشر، يوم السبت 2023/02/25) 

0:00 0:00
Speed:
February 28, 2023

معاناة إخواننا السوريين الذين أصابهم الزلزال ما زالت تراوح مكانها

معاناة إخواننا السوريين الذين أصابهم الزلزال ما زالت تراوح مكانها

الخبر:

اشتكى نازحون سوريون تضرروا إثر الزلزال الذي ضرب مناطق ومحافظات شمال غربي البلاد، من تركهم في مراكز الإيواء المؤقتة وعدم تلقيهم أي مساعدات تذكر، وقال أحد المتضررين في المركز المقام بمدينة عفرين في ريف حلب الشمالي: "تم تجميع أكثر من 100 أسرة داخل هذه الصالة الرياضية، وهناك نحو 120 أسرة أخرى لم يتم السماح لهم بالدخول جراء الازدحام"، وأضاف: "نعيش وضعا إنسانيا صعبا. أبناؤنا يفترشون الأرض، ولم تصل إلينا مساعدات غذائية من أي جهة إنسانية محلية أو دولية". ونقلت الجزيرة مباشر مشاهد النساء والأطفال الموزعين في القاعة الرياضية وسط غياب كلي للخيام والبطانيات واحترام الخصوصيات. (موقع الجزيرة مباشر، يوم السبت 2023/02/25)

التعليق:

لم تكن مأساة الزلزال وما خلفه من دمار وقتل للآلاف من الرجال والنساء والأطفال هي المأساة الوحيدة التي ألمّت بأهلنا خاصة في الشام، بل إن المأساة الأكبر منها هي تخلي العالم عنهم وعدم تقديم يد العون لهم وتركهم في العراء وفي البرد الشديد هم ومَن تبقى من أطفالهم ونسائهم دون طعام أو دواء أو حتى خيمة تقيهم برد الشتاء، حيث تآمر عليهم طواغيت العالم؛ العرب والعجم على حد سواء، فالأمم المتحدة الفاجرة وبعد مرور ما يقرب من عشرة أيام على الزلزال وهي تَعِدُ بتقديم المساعدات وتقول إنها ستبعث مبعوثين ليقيّموا الأوضاع هناك، وكأن الأمر مخفي يحتاج إلى تقييم وإرسال مبعوثين! مع أن القنوات التلفزيونية العالمية تبث من مواقع الزلزال على مدار الساعة. أما رويبضات المسلمين فلم نر أقذر ولا أخس منهم، ففي الوقت الذي يبذرون المليارات على أنفسهم وأبنائهم ونزواتهم وعلى توافه الأمور كالرياضة والفن ومشاريع إفساد أبناء المسلمين، بل وتقديم المليارات لأعداء الأمة كما فعل سفيه السعودية سلمان عندما قدم للرئيس الأمريكي السابق ترامب ما يقرب من نصف تريليون دولار عندما زار السعودية سنة 2017، إلا إنه عندما يتعلق الأمر بالمسلمين وبحل مشاكلهم وبرفع ضائقة ألمّت بهم لا نجد من هؤلاء الرويبضات إلا فتات الفتات، وكأن ثروات الأمة ومقدراتها حق لهم ورثوها عن آبائهم وأجدادهم!

لقد قلنا مرارا وتكرارا إن الحل الوحيد لكل ما يعاني منه المسلمون من مآس إنما يكون بالتخلص من هذه الشرذمة العميلة من الحكام الذين ساموا المسلمين سوء العذاب وبوضع الإسلام، دين الرحمة، موضع التطبيق والتنفيذ، وبتنصيب خليفة للمسلمين يكون شعاره «الْإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ»، فلا يقصّر في حق أمته بل يرعاها حق الرعاية وإلا فهو مسئول عنها أمام الله يوم القيامة، وسيسأله الله عن كل فرد فيها، فواجب خليفة المسلمين أن يسد جوعة الفقير وأن ينفق على الأرملة واليتيم وأن يفك العاني وأن ينفق على مَن يريد طلب العلم، وأن يقضي دين المدينين، ويطبق قول النبي ﷺ: «فَأَيُّمَا مُؤْمِنٍ مَاتَ وَتَرَكَ مَالاً فَلْيَرِثْهُ عَصَبَتُهُ مَنْ كَانُوا، وَمَنْ تَرَكَ دَيْناً أَوْ ضَيَاعاً فَلْيَأْتِنِي فَأَنَا مَوْلَاهُ»، فالمال للأمة، والدولة راعية لهذا المال. فاللهم أكرم هذه الأمة بخليفة راشد عادل يمسح دمعة اليتامى والثكالى من أبناء المسلمين ويرفع الظلم عن المظلومين ويقتص من الطواغيت ويشرد بهم مَن خلفهم، وما ذلك على الله بعزيز.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد أبو هشام

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı