معاش التّقاعد الجديد هو خدعة للمتقاعدين
معاش التّقاعد الجديد هو خدعة للمتقاعدين

  الخبر: أعلنت تنزانيا مؤخراً من خلال وزارة العمل والشباب والتوظيف والمعاقين عن قانون جديد لمزايا التقاعد للمتقاعدين والذي سيبدأ العمل به في تموز/يوليو من هذا العام 2022.

0:00 0:00
Speed:
June 19, 2022

معاش التّقاعد الجديد هو خدعة للمتقاعدين

معاش التّقاعد الجديد هو خدعة للمتقاعدين

(مترجم)

الخبر:

أعلنت تنزانيا مؤخراً من خلال وزارة العمل والشباب والتوظيف والمعاقين عن قانون جديد لمزايا التقاعد للمتقاعدين والذي سيبدأ العمل به في تموز/يوليو من هذا العام 2022.

التعليق:

إنّ مقدمة القانون الجديد هي نتيجة اتفاق بين الحكومة وأصحاب المصلحة في قطاع الضمان الاجتماعي بما في ذلك اتحاد النقابات العمالية واتحاد أصحاب العمل في تنزانيا.

في عام 2018، أدخلت الحكومة المبدأ الجديد لمزايا التقاعد الذي تمّ رفضه. تمّ رفض قانون دفع استحقاقات المعاش التقاعدي 2018 لأنه تضمن تخفيضاً في معدّل دفع المبلغ الإجمالي المقطوع من 50٪ إلى 25٪. ومع النظام الجديد، فإن المبلغ المقطوع هو 33٪ ما يعني أن الحكومة قد خفضت من 50٪ والتي كانت تستخدم منذ فترة طويلة واشتكى العمال منها، وبدلاً من زيادتها، خفضتها الحكومة إلى 33٪.

للحصول على صورة أكثر وضوحاً، فإنه إذا كان إجمالي الاستحقاق للعامل المتقاعد هو 100 ألف شلن تنزاني مع نظام التقاعد القديم، فقد حصل على 50٪ وهو 50 ألف شلن تنزاني ولكن مع النظام الجديد، سوف يحصل على 33٪ وهو 33 ألف شلن تنزاني. بالنسبة لغالبية العمال الذين تكون رواتبهم قليلة، يعتمدون كثيراً على هذا المبلغ المقطوع في معيشتهم بعد التقاعد، على سبيل المثال بناء منزل، وما إلى ذلك.

الآلة الحاسبة المتراكمة هي 1/580 الآن بدلاً من 1/540. قامت الحكومة عن قصد بزيادة الحاسبة المتراكمة وبالتالي خفض المبلغ المقطوع للمتقاعدين. على سبيل المثال، إذا كان إجمالي المبلغ المقطوع للمتقاعدين هو 100 ألف شلن تنزاني مع نظام المعاشات التقاعدية القديم، فقد تمّ دفع 185.18 شلن تنزاني ولكن مع النظام الجديد، سوف يحصل على 172.41 شلن تنزاني فقط. كانت هذه تقنية أخرى لعبت بها الحكومة وفي النهاية عامل متقاعد يتأثر بشدّة أو يتمّ استغلاله.

كان هناك إجماع على أنّ متوسط ​​سنوات التقاعد هو 12.5 سنة وكذلك متوسط ​​الراتب لثلاث سنوات خلال عشر سنوات قبل التقاعد في حساب استحقاقات التقاعد. كان متوسط ​​التقاعد 15.5 سنة في نظام التقاعد القديم لكن الحكومة خفضته إلى 12.5 سنة فقط.

مع صيغة مزايا المعاشات التقاعدية، كلما زاد عدد متوسط ​​سنوات التقاعد، زاد أجر المبلغ المقطوع. بمتوسط ​​12.5 سنة من النظام الجديد، يعني دفعاً أقل للمتقاعدين مقارنة بنظام التقاعد القديم حيث كان متوسط ​​سنوات التقاعد 15.5 سنة.

كلّ هذه تقنيات طبقتها الحكومة في اللعب مع صيغة استحقاقات التقاعد بحيث يبقى المتقاعد بأموال أقل وتبقى أموال كثيرة مع الحكومة. ويرجع ذلك إلى أن الوضع الحالي لصناديق المعاشات التقاعدية هو الأسوأ، فقد أفلس الكثير بعد الاقتراض الحكومي واستثمارات المشاريع الضّخمة التي أدّت إلى دمج GEPF وLAPF وPPF وPSPF في PSSSF (صندوق الضمان الاجتماعي للخدمة العامة) في عام 2018.

من المحتم أنه في ظل الرأسمالية بمبدئها الاقتصادي المتمثل في حريّة الملكية، فقد عزّز المجتمع الأناني والاستغلالي الذي يعاني العمال بسببه قدراً كبيراً من الاستغلال في جميع المجالات بما في ذلك الأجور المنخفضة، ومسألة المعاشات التقاعدية، والسلامة في أماكن العمل، ...إلخ. علاوةً على ذلك، فإن الرأسمالية هي مبنية على تحقيق المنفعة بأي ثمن، حتى بإيذاء الآخرين وظلمهم بما في ذلك الموظفين.

في محاولة لتخفيف الأزمة في رأسمالية التوظيف يشجّع إنشاء النقابات العمالية التي هي بالمعنى الحقيقي جزء من المشكلة.

في هذه الحالة ليس من المستغرب أن نرى النقابات العمالية غير فعالة في مساعدة العمال المتقاعدين، وقد تمكنت الحكومة من تقليص المقام (الآلة الحاسبة المتراكمة) من 540 إلى 580، وخفضت الدفعة الإجمالية من 50٪ إلى 33٪ وأيضاً في متوسط سنوات التقاعد من 15.5 سنة إلى 12.5 سنة لكن النقابات لم تفعل أي شيء لمساعدة العمال المتقاعدين.

إن الإسلام له نهج فريد في التعامل مع قضية العمل يختلف عن أي مبدأ آخر في العالم. تتضمن بعض أهم مبادئ الإسلام لسياسات العمل العلاقة الفريدة المتساوية بين أصحاب العمل والعمال، وتحديد الأجور العادلة ووجود قوانين محددة لمحكمة المظالم في دولة الخلافة لمراقبة الحكام عن كثب لعدم انتهاك القوانين، وإساءة استخدام السلطة بما في ذلك لحماية حقوق موظفي الدولة.

كما أن الإسلام في ظلّ دولة الخلافة يخلق ويشجّع ويفرض بيئة عمل آمنة وغير استغلالية للعمال.

 روى الإمام البخاري عن أبي هريرة رضي الله عنه، عن النبي ﷺ، قال الله تعالى: «ثَلَاثَةٌ أَنَا خَصْمُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ رَجُلٌ أَعْطَى بِي ثُمَّ غَدَرَ وَرَجُلٌ بَاعَ حُراً فَأَكَلَ ثَمَنَهُ وَرَجُلٌ اسْتَأْجَرَ أَجِيراً فَاسْتَوْفَى مِنْهُ وَلَمْ يُعْطِ أَجْرَهُ»، وعن عبد الله بن عمر أنّ رسول الله ﷺ قال: «أَعْطُوا الأَجِيرَ أَجْرَهُ قَبْلَ أَنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ».

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سعيد بيتوموا

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في تنزانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı