معايير الجمال الغربية تستعبد النساء لحياة البؤس
معايير الجمال الغربية تستعبد النساء لحياة البؤس

الخبر: في 24 تموز/يوليو 2023، ذكرت صحيفة وول ستريت جورنال، "انطلق نادي النساء في جامعة جورجيا في آب/أغسطس باندفاع، وهو وقت رديء لارتداء الماكياج. قالت تريشا أديكس:  ...

0:00 0:00
Speed:
August 15, 2023

معايير الجمال الغربية تستعبد النساء لحياة البؤس

معايير الجمال الغربية تستعبد النساء لحياة البؤس

(مترجم)

الخبر:

في 24 تموز/يوليو 2023، ذكرت صحيفة وول ستريت جورنال، "انطلق نادي النساء في جامعة جورجيا في آب/أغسطس باندفاع، وهو وقت رديء لارتداء الماكياج. قالت تريشا أديكس: "عليك أن تفعل ذلك بطريقة مناسبة في رطوبة الجنوب وإلا ستشهد أنهاراً برتقالية تنساب على وجهك". وتوصي بالاحتفاظ بـ"حقيبة الذروة" مع مزيل العرق ومروحة محمولة وماء وبودرة للوجه. هذا هو نوع النصيحة العملية التي تقدمها أديكس لعملائها من شركتها للاستشارات النسائية التي تتخذ من جورجيا مقراً لها، كل شيء يوناني بالنسبة لي. وقالت وهي ترتدي حذاء دكتور مارتنز القتالية، كما سأل أحد العملاء، قد لا يقدم أفضل ما لديك في بعض دوائر نادٍ نسائي: "أثناء الاندفاع، لن تكون واثقا إذا كنت ترتديها، والجميع يرتدون الإسبادريل الرياضية". تقدم أديكس ندوة بقيمة 600 دولار للنساء وأمهاتهن لتعلم أساسيات الانضمام إلى نادٍ نسائي. تشتري 3500 دولار وصولاً غير محدود إلى مرشدي نادٍ نسائي الذين يقدمون المشورة للطامحين في كل خطوة. إنها جزء من صناعة ناشئة في السنوات الأخيرة تبيع النصائح والدعم العاطفي للنساء اللواتي يرغبن في تجنّب الأخطاء التي تهدّد الانطباعات الأولى. يغطي مستشارو نادٍ نسائي موضوعات مثل الملابس التي يرتدونها، وكيفية التصرف، وماذا أقول، والحكمة في إزالة منشورات وسائل التواصل الاجتماعي التي يحتمل أن تكون غير مناسبة.

التعليق:

تصف هذه المقالة الإخبارية في وول ستريت جورنال التّحديات التي قد تواجهها الشابة عند بدء حياتها الجامعية. اتخذ المستعمر الغربي وجهة نظره تجاه المرأة على أنها حجر الزاوية في حضارته. لقد وضعوا هذه القضية في المقدمة عند تحدي الحضارة الإسلامية العظيمة. بالنسبة لهم، يعتبر عرض الزينة غير المقيدة للأنوثة هو المقياس النهائي للحرية في المجتمع. ومن ثم، فإن المنظمات التي يسيطر عليها الغرب، تصنف المجتمعات بالنسبة للقضايا القائمة على النوع الجنسي، في جميع أنحاء العالم، بناءً على الحدود المسموح بها لكيفية ارتداء المرأة للباس العام.

حددت وسائل الإعلام التي يسيطر عليها الغرب معايير الجمال كما تم التعبير عنها من خلال هوليوود وعروض الموضة والأزياء في نيويورك وباريس وميلانو ولندن ومن خلال التأثير المتضخم للمؤثرين على وسائل الإعلام ووسائل التواصل. يبعث هذا برسالة إلى النساء مفادها أنه يتمّ تقييمهن بناءً على صورتهن وتوقعاتهن. هذه النظرة للمرأة تدرب عقلها على التفكير في أن قيمتها وأهميتها في المجتمع مرتبطة بجمالها. كان الغرب ناجحاً في تصنيف مثل هذا السلوك المنحط باعتباره عصرياً وتقدمياً، وطالبت العالم باتباعها. لم يترك الأمر للتعبير عن وجهة نظرهم. بدلاً من ذلك، استخدم الغرب المنظمات الدولية لفرض وجهة نظره حول المرأة على بقية العالم.

الحقيقة هي أن معايير الجمال هذه للنخبة الغربية هي الأطواق الحديدية التي أدت إلى الاستعباد الجماعي للنساء على مستوى العالم. وقد أدى ذلك إلى ألم وخنق وقلق لا يوصف. قدرة المرأة الفكرية وشخصيتها وخبرتها أقل قيمة في الغرب من مظهرها وشكلها. يُذكر أنه بحلول عام 2030، ستبلغ قيمة صناعة الجراحة التجميلية، مع إجراء 84٪ من العمليات على النساء، أكثر من 200 مليار دولار. يقوم الآباء بإجراء عمليات جراحية متعددة على بناتهم، قبل أن يبلغن سن 18. والآن يدفعون آلاف الدولارات للاستشاريين الذين يقومون بتدريب الشابات على بدء تعليمهن الجامعي، وكيفية ارتداء الملابس والتصرف في جامعات أمريكية مرموقة.

الضغوط المجتمعية هي الدوافع الرئيسية لتعديل السلوك. يبني المجتمع معاييره لما يستحق الثناء أو اللوم، وما يشكل الحسن والقبح. وفقاً لذلك، يتم قبول أو رفض بعض السلوكيات في المجتمع. في الواقع، كل مجتمع يطالب بالتوافق مع معاييره وقيمه. السؤال الذي يجب طرحه هو، ما الذي يمكن أن يشكل الأساس الصحيح لتأسيس معيار أو قيمة للمجتمع؟ إن الله سبحانه وتعالى أجاب على هذا السؤال في القرآن الكريم عندما قال: ﴿وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوَاهُ بِغَيْرِ هُدًى مِّنَ اللهِ إِنَّ اللهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ﴾.

والأصل الصحيح في تحديد معايير وقيم السلوك البشري، وتحديد معايير الحسن والقبح في المجتمع هو الوحي الإلهي الذي أنزله الله على رسوله ﷺ. إن الوحي الإلهي هو الذي يحدد كيفية تنظيم المجتمعات، وما هي القيم والمعايير التي يجب أن تحدد سمات السلوك البشري في المجتمع.

إن الإسلام وحده هو الذي يقدر الفضيلة فوق أي أمر آخر، قال الله تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ﴾.

ينقذ الإسلام الرجال والنساء ويحررهم حقاً على قدم المساواة، بتحريرهم من عبادة شهواتهم ونفوسهم إلى عبادة الخالق ومالك الملك سبحانه وتعالى. الرجال والنساء متساوون عند الله سبحانه وتعالى. يُثابون أو يعاقبون على طاعتهم له أو عدم طاعتهم له. يوازن الإسلام بين أدوار وواجبات وحقوق الرجال والنساء بطريقة متناغمة، والإسلام يحقّق الفلاح الحقيقي في الدنيا والآخرة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. أكمل – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı