معدل الجريمة يتصاعد في باكستان الديمقراطية الرأسمالية
معدل الجريمة يتصاعد في باكستان الديمقراطية الرأسمالية

ذكرت العديد من الصحف في باكستان في 23 تشرين الأول/أكتوبر 2015، أن امرأة شابة أحرقت على يد رجل كانت قد رفضت الزواج به. وقالت صونيا بيبي (20 عاما) من على سريرها في المستشفى للشرطة، أن عشيقها السابق لطيف أحمد رشقها بالوقود وأضرم النيران فيها بعد أن رفضت طلبه. وأكد طبيب في مستشفى نيشتار الرئيسي في مولتان لوكالة فرانس برس أن 45 إلى 50 في المائة من جسم بيبي قد احترق في الهجوم، لكنه قال أنها خرجت من دائرة الخطر.

0:00 0:00
Speed:
October 26, 2015

معدل الجريمة يتصاعد في باكستان الديمقراطية الرأسمالية

خبر وتعليق

معدل الجريمة يتصاعد في باكستان الديمقراطية الرأسمالية


(مترجم)


الخبر:


ذكرت العديد من الصحف في باكستان في 23 تشرين الأول/أكتوبر 2015، أن امرأة شابة أحرقت على يد رجل كانت قد رفضت الزواج به. وقالت صونيا بيبي (20 عاما) من على سريرها في المستشفى للشرطة، أن عشيقها السابق لطيف أحمد رشقها بالوقود وأضرم النيران فيها بعد أن رفضت طلبه. وأكد طبيب في مستشفى نيشتار الرئيسي في مولتان لوكالة فرانس برس أن 45 إلى 50 في المائة من جسم بيبي قد احترق في الهجوم، لكنه قال أنها خرجت من دائرة الخطر. وقال مسؤول في الشرطة المحلية، جمشيد حياة، لوكالة فرانس برس أن الحادث وقع في قرية نائية من منطقة مولتان في وسط إقليم البنجاب، وقد ألقت الشرطة القبض على أحمد البالغ من العمر 24 عاما. وقال حياة "اعتقلت الشرطة الرجل بعد تسجيل بيان سونيا بيبي بحضور والديها." (المصدر: themalaymailonline.com)



التعليق:


لا يمكن للعدالة أن توجد في باكستان الرأسمالية الليبرالية الديمقراطية. فالعشرات من الرجال والنساء والأطفال يقتلون يوميا في نزاعات تافهة، وخلافات قبلية ولأسباب أخرى مثل القضايا المرتبطة بالزواج والفقر. وقد فشلت الدولة في تأمين حياة وممتلكات رعاياها أو إشباع حاجاتهم الأساسية كالغذاء والكساء والمأوى. كما فشلت الدولة أيضا مرارا وتكرارا في توفير العدالة لهم. وسائل الإعلام، والتي تحظى بإقبال من قبل الدولة، تجمل باستمرار قصص الجريمة، وتعيد تمثيلها كأعمال درامية تعرض في وقت الذروة. وتقوم وسائل الإعلام أيضا بعرض وترويج الأفلام الهندية والباكستانية الفاحشة والبذيئة، والتي تؤثر بشكل كبير على عقول الشباب، الذين أصبحوا يعتبرون أن هدفهم الوحيد في الحياة هو الوقوع في الحب والزواج. كما يتم عرض العلاقات خارج إطار الزوجية بشكل كبير، متناسين كل قواعد الإسلام والحدود التي وضعها الله سبحانه وتعالى. وقد فشل النظام التعليمي للدولة في غرس القيم الأساسية للشخصية الإسلامية في الأطفال، مما نتج عنه جيل عديم الإحساس بالمسؤولية أمام الله سبحانه وتعالى وليس لديه أي فكر حول الحلال والحرام. فالنظام الرأسمالي يعلمهم تحصيل أقصى المنافع المادية والمتع الجسدية من هذه الحياة الدنيا.


وعلاوة على ذلك، فإن النظام القضائي لم يقم أبدا بمعاقبة أي مجرم في الوقت المناسب، لذلك فهو مثال دقيق للمقولة "تأخير العدالة هو إنكار العدالة"، فبطء إجراءات التقاضي ونظام الاستئناف يؤخر إصدار الحكم لعقود. وفي كثير من الأحيان يقوم رجال مافيا الشرطة الفاسدون بإطلاق سراح المجرمين بعد تلقي الرشاوى الكبيرة واعتقال الأبرياء دون أي دليل. وقد ارتفع معدل الجريمة في باكستان على مر السنين بسبب العوامل المذكورة أعلاه. ووفقا لبيانات الجريمة الوطنية (NCD)، سجلت ما مجموعه 3170889 جريمة، بما في ذلك 456552 ضد الأشخاص و611852 قضايا ضد الممتلكات منذ عام 2008 حتى عام 2013. وتشير إحصاءات NCD إلى أن الجريمة في البلاد في ارتفاع مستمر بمعدل 17.86 في المئة بالمقارنة مع أرقام عام 2007. كما أظهرت الجرائم المرتكبة ضد الأشخاص والممتلكات تصاعدا بمعدل 24.12 في المائة مقارنة بأرقام عام 2007. وبالمثل صدر في تشرين الأول/ أكتوبر 2014، تقرير من جناح التحقيق في شرطة البنجاب، يفيد بمقتل شخص كل ساعة وخمس عشرة دقيقة في ولاية البنجاب، المقاطعة الأكثر اكتظاظا بالسكان وازدهارا في باكستان. وفي عام 2014 وحتى تشرين الأول/ أكتوبر تم الإبلاغ عما يزيد عن 1900 حالة اغتصاب، منها 193 امرأة تعرضن لاغتصاب جماعي. وأبرز التقرير أيضا عدم كفاءة الشرطة حيث أشار إلى هروب 60 متهما من سجن الشرطة. كما أن عدد القضايا التي تم الإبلاغ عنها خلال السبعة أشهر الأولى من 2014 تزيد ب 3308 قضية مقارنة مع الفترة المماثلة من العام الماضي.


لا يمكن تأمين الأرواح والممتلكات وأعراض الرجال والنساء والأطفال إلا من قبل دولة لها نظام قضائي ذو كفاءة، وعادل وخالٍ من الرسوم؛ نظام خالٍ من الفساد، وجهاز شرطة يتم تأسيسه بهدف حماية الناس بدلا من إذلالهم. دولة توفر التعليم بهدف تكوين شخصيات إسلامية تخشى الله، وجيل من العلماء والرعايا الذين لديهم معرفة تامة بأحكام الله سبحانه وتعالى، وبالحلال والحرام. وأيضا، دولة تقوم وسائل الإعلام فيها بترويج المفاهيم والأفكار الإسلامية الأساسية، التي تتفق مع طبيعة الإنسان، بدلا من الأفكار الرأسمالية المروعة، والفاسدة والمنافية للطبيعة الإنسانية. فقط مثل هذه الدولة يمكنها ضمان قدسية الحياة البشرية، والتي ترتكز على الوحي والقوانين التي أنعم الله سبحانه وتعالى بها علينا، حيث إنها وحدها التي تحتوي على أنظمة كاملة في القضاء والاجتماع والاقتصاد والحكم، جنبا إلى جنب مع نظام التعليم الإسلامي المتكامل، التي وضعها صاحب الكمال؛ خالق الإنسان والحياة والكون. وقد فشل النظام الرأسمالي الذي وضعه العقل البشري المحدود، ذلك النظام الذي يطبق في جميع أنحاء العالم، بما في ذلك باكستان، فشل في حماية الإنسانية. أما النظام المثالي فهو ليس سوى نظام دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، الذي يحتاج إلى إعادة إقامته مرة أخرى في العالم.


يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا﴾

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عمارة طاهر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı