معدلات الفقر وأزمة الغذاء تصل إلى الذروة في العطلات الصيفية في بريطانيا (مترجم)
معدلات الفقر وأزمة الغذاء تصل إلى الذروة في العطلات الصيفية في بريطانيا (مترجم)

الخبر: ذكرت هيئة البي بي سي في 25 تموز/يوليو 2019 أن هناك مشكلة كبيرة تواجه الفقراء البريطانيين وهي العثور على ما يكفي من الغذاء في عطلة الصيف، وتحث الناس على عدم نسيان التبرع بالإمدادات إلى مراكز جمع الأغذية المحلية، وقد ذكرت مؤسسة تروسيل ترست، التي تدير أكثر من 420 بنكاً للمواد الغذائية في جميع أنحاء بريطانيا، أن العديد من الأطفال يخاطرون بالجوع خلال فترة العطلة المدرسية التي تستمر ستة أسابيع، ويقول التقرير إن الطلب على الطرود الطارئة للأطفال ارتفع بشكل كبير - بأكثر من 4000 في تموز/يوليو وآب/أغسطس الماضيين، وذكرت الحكومة أنها تساعد الأسر على تغطية تكاليف المعيشة.

0:00 0:00
Speed:
August 16, 2019

معدلات الفقر وأزمة الغذاء تصل إلى الذروة في العطلات الصيفية في بريطانيا (مترجم)

معدلات الفقر وأزمة الغذاء تصل إلى الذروة في العطلات الصيفية في بريطانيا
(مترجم)


الخبر:


ذكرت هيئة البي بي سي في 25 تموز/يوليو 2019 أن هناك مشكلة كبيرة تواجه الفقراء البريطانيين وهي العثور على ما يكفي من الغذاء في عطلة الصيف، وتحث الناس على عدم نسيان التبرع بالإمدادات إلى مراكز جمع الأغذية المحلية، وقد ذكرت مؤسسة تروسيل ترست، التي تدير أكثر من 420 بنكاً للمواد الغذائية في جميع أنحاء بريطانيا، أن العديد من الأطفال يخاطرون بالجوع خلال فترة العطلة المدرسية التي تستمر ستة أسابيع، ويقول التقرير إن الطلب على الطرود الطارئة للأطفال ارتفع بشكل كبير - بأكثر من 4000 في تموز/يوليو وآب/أغسطس الماضيين، وذكرت الحكومة أنها تساعد الأسر على تغطية تكاليف المعيشة.

التعليق:


على الصعيد الدولي فإنه من غير المألوف للناس في الغرب أن يتحملوا أي نوع من أزمة الغذاء وتبعات ذلك، من عدم المساواة والسياسات الظالمة للنظام الرأسمالي، وانعدام الأمن الغذائي هو نتيجة متزايدة تؤثر على آلاف البريطانيين كل سنة، وهذه حالة تتأثر فيها كل من الأسر العاملة ذات الدخل العادي، والأسر ذات الدخل المنخفض لأن الأموال القادمة لا يمكن أن تغطي جميع الاحتياجات الأساسية للحياة. ونتيجة لذلك، هناك أطفال وأسر لا يحصلون على إمدادات غذائية مضمونة وينتهي بهم الأمر إلى المعاناة من الجوع وسوء التغذية بسبب رداءة نوعية نمط الحياة. فالجوع ليس مجرد مسألة تخص دول أفريقيا أو العالم الثالث أو تلك المناطق التي تعاني من الكوارث الطبيعية.


إن مؤسسة تروسيل ترست هي إحدى المؤسسات الخيرية البريطانية التي تقدم خدمة توزيع الأغذية على الناس الذين يعانون من الفقر والتي فشلت بسبب أنظمة الضمان الاجتماعي الحكومية. وفي الوقت الحالي في بريطانيا، ذكرت مؤسسة تروسيل ترست أن بنوك الأغذية تُستخدم أكثر من أي وقت مضى، ولكن المنظمات الطوعية وحدها لا تستطيع إيقاف الجوع الذي يواجهه أطفال المدارس الابتدائية. وهي تنظم مصارف أغذية ومراكز تغذية على الصعيد الوطني للأفراد والأسر الضعفاء، وتقول الجمعيات الخيرية إن ما يقرب من نصف الطرود الغذائية البالغ عددها 67506 طردا ذهبت إلى الأطفال في سن الدراسة الابتدائية وأكثر من ربع الأطفال الذين تتراوح أعمارهم بين 4 سنوات وما دون. ومع ذلك، فقد اضطرت المؤسسات الخيرية على نحو متزايد إلى إطعام أمهات وآباء الأطفال أيضا.


ويذكر تقرير البي بي سي أن الحاجة أكثر من ذلك في العطلات الصيفية، حيث إن الوجبات المجانية في المدارس لم تعد متاحة للأطفال، وحقيقة أن الدولة الغنية بالأغذية يمكن أن تواجه هذه المشكلة هي نتيجة لحقيقة أن نظام الحكم الرأسمالي لا يحدد أولويات الاحتياجات الإنسانية وحقوق الشعب بالطريقة الصحيحة التي يحددها الخالق لتوزيع الموارد توزيعا عادلا، بل إن حسابات الأرباح والخسائر في الأعمال التجارية تعطي الأولوية على واقع الكيفية التي تكون بها تكلفة المعيشة في كثير من الأحيان أكثر من الحد الأدنى للأجور والنفقات التي تشكل عبئا على كل أسرة، وقد تعني عقلية الحرية الاجتماعية أيضاً أن بعض الآباء غير المسؤولين قد يهدرون المال في تعاطي المخدرات ونمط الحياة في وسائل الترفيه بدلاً من رعاية احتياجات أطفالهم.


أما في النظام الاقتصادي الإسلامي فالناس المحتاجون فعلا سوف يحصلون على ما يقيتهم من أموال المسلمين من بيت المال، ويعاقب في النظام القضائي الأشخاص الذين يهدرون أموالهم في أعمال محرمة أو يهملون أطفالهم، وإن حرية القيام بما تريد في أي وقت مع موارد البلاد أو أموالك ليست خيارا مقبولا للرعية في الدولة الإسلامية.


يخبرنا الله سبحانه وتعالى أن هناك ما يكفي من الموارد لكل البشرية كما جاء في سورة الحجر الآية 15: ﴿وَالأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيْءٍ مَّوْزُونٍ﴾.


وفي الدولة الإسلامية في الماضي، أعيد التوازن إلى البشرية، ولم يكن هناك أي احتمال للجوع كما هي حال بعض الناس الذين تترك المنظمات الخيرية أمورهم للصدفة التي تغذي الناس بصورة انتقائية. وسيكون في دولة الخلافة إحصاء شامل ومراعاة مستمرة للمحتاجين حتى يتسنى للوالي في كل منطقة أن يوفر لهم حقوقهم، وقد نقل عن عمر بن الخطاب قوله إنه لن يقبل أن تجوع حتى الحيوانات، وكان هذا بسبب القلق الذي لدى الحكام بسبب شعورهم بمسؤوليتهم عن رعاية شؤون الأمة. إن الشاغل الرئيسي للرأسمالية هو الاهتمام بأولوية رجال الأعمال والنخبة، وهذا هو السبب في ترك الناس الآخرين يعانون. ولكن مع عودة الخلافة، فإن البشرية جمعاء سوف ترغب في الاستفادة من نظام الله العادل، وحتى غير المسلمين.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عمرانة محمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı